Etiket arşivi: 1 Mayıs

1_mays

Biz başka alem isteriz: 1 Mayıs’ta Taksim’deyiz!

Yine yasaklıyız… Yine kararlıyız…

1 Mayıs 2014′ü Rosa Luxemburg’un “1 Mayıs’ın Kökenleri Nedir?” başlıklı yazısıyla analım istedik…

rosaluxemburgBir proleter bayram gününü, sekiz saatlik iş gününü elde etme aracı olarak kullanma düşüncesi ilk kez Avustralya’da doğdu. Avustralyalı işçiler, 1856′da, sekiz saatlik işgünü lehinde gösteriler yaparak, toplantılar ve eğlenceler düzenleyerek, hep birlikte bir günlük iş bırakmaya karar verdiler. Bu kutlamanın yapılacağı gün olarak da 21 Nisan tarihi saptandı. Avustralyalı işçiler bu kararı, yalnızca 1856′da uygulamaya niyetlenmişlerdi. Ama bu ilk kutlamanın Avustralyalı proleter kitleler üzerinde çok büyük etkisi oldu, onları canlandırıp yeni bir heyecana yol açtı ve bu kutlamanın her yıl tekrarlanmasına karar verildi.

Gerçekten işçilere, kendi kendilerine kararlaştırdıkları bir anda, kitle halinde işi bırakmaktan daha fazla cesaret ve kendi gücüne güven duygusunu ne verebilirdi? Fabrikaların ve atölyelerin ebedi kölelerine, kendi öz birliklerini toplamaktan daha fazla ne cesaret verebilirdi? Böylece, proleter bir kutlama günü düşüncesi hızla benimsendi ve Avustralya’dan diğer ülkelere yayılmaya başladı, ta ki sonunda tüm proleter dünyayı fethedene dek. Okumaya devam et

alpertas_mesele

Alper Taş: “Birleşik Muhalefet için ön koşulsuz birlikte yürümeye hazırız!”

Röportaj: Yunus Öztürk

Alper Taş, malumunuz: ÖDP Genel Başkanı. Sadece bu kadar da değil. 1990 yılların öğrenci hareketi içinde yer almış bir sosyalist. ÖDP’nin her düzeyinde faaliyet yürütmüş bir partili. Meseleye sadece toplamda sol muhalefetin önündeki sorunlar üzerinden bakarak ve bu sorunların çözümünde bir “parti” dayatmasında bulunmadan bakabilen biri. Gezi’nin öne çıkardığı yeni duruma uygun bir hareketin örgütlenmesine ön koşulsuz girişilmesinden yana. Alper Taş ile ÖDP Genel Başkanı olmasından çok, söz konusu sorunlara kafa yoran bir devrimci olarak sohbet ettik. Gezi’yi ve yeni sokak hareketlerini, sosyalist hareketin durumunu, tabii ki ÖDP’yi ve mücadelenin geleceğine dair önerilerini konuştuk.

Yıllarca tüm konuşmalarımıza “12 Eylül” ile başlardık. 12 Eylül şunu yaptı bunu yaptı derdik. Bizi “siz 12 Eylül öncesine dönmek istiyorsunuz” diye sıkıştırırlardı. Evet diye yanıtlardık; 12 Eylül öncesine dönmek istiyoruz. Şimdi Gezi ile söze başlıyoruz. Daha umutluyuz demek ki. Öyleyse, Gezi ile başlayalım. Gezi nedir sence?

Gezi’de açığa çıkan bu kitle hareketinin esas dinamiğini gençlerin, kadınların oluşturduğu bir gerçek. Aynı zamanda, beyaz yakalı dediğimiz işçi kitlesi önemli bir katılım gösterdi. Bunları Gezi’de isyana sevk eden, harekete geçiren ana özellik, özgürlük talebiydi. Eşitlik talepleri üzerine yükselen bir halk isyanından söz etmiyoruz. Daha çok AKP’nin 12 yıllık iktidarı içinde oluşturduğu, özgürlük alanlarını daraltma ve bir sivil diktatörlük inşa etme konusundaki çabalarına dönük “artık yeter” deme ihtiyacının ürünü olarak ortaya çıktı. Buna bir sınıf isyanı eşlik edemedi. Eşitlik taleplerini, özgürlük talepleriyle birleştiren bir isyan söz konusu olamadığı için, doğal olarak bu özgürlük talepleri etrafında yürüyen Gezi isyanı sosyalist hareketin dışındaki çok değişik ideolojilerin fikirlerin içerisine nüfuz ettiği kendini anlamlandırmaya çalıştırdığı bir isyan olarak gelişti. Yani isyanın ana ekseni AKP karşıtlığı oldu. Ama AKP karşıtlığının içinde çok değişik siyasal özneleri görebilmek mümkün. Doğal olarak bu farklı siyasal öznelerin AKP karşıtlığında bir araya gelmesi oldukça önemli. Ama AKP karşıtlığının tek başına çok fazla bir şey ifade etmediği de bir gerçek. Çünkü AKP’nin karşına neyin konulacağı önemli bir mesele olarak ortada duruyor. Okumaya devam et