Kategori arşivi: Ağustos 2014

cangızbay

Kadir Cangızbay’la Söyleşi: ‘İstikbâl, sınırsız bir kolektifleşme özgürlüğündedir’

Yunus Öztürk

Cumhurbaşkanlığı seçimleri vesilesiyle Türkiye’de “rejim” tartışılmaya başlandı. Daha çok “Parlamenter Sistem” ile Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı seçilirse uygulayacağını söylediği “Başkanlık Sistemi” ekseninde bir tartışma sürüyor. Başkanlık sistemine geçiş yönündeki ilk öneriyi Turgut Özal getirmişti, daha sonra bu tartışmalar unutuldu. Tekrar nükseden bu tartışmaları siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Günümüz Türkiyesinde, özellikle de bugünlerde, siyasal sistemi ‘parlamenter’di, ‘prezidansiyel’di diye kavramlar üzerinden tartışmak, her şeyi kendi elinde toplamak isteyen ufuksuz ve çok tehlikeli bir despotun ayak oyununa gelmektir. Erdoğan, 12 Eylül’ün siyaseti yasaklayan rejimini daha da koyulaştırmıştır.

Okumaya devam et

filistin-foti

Filistin, insanlık durumu için bir turnusol testidir

Foti Benlisoy

Getto (ghèto) İtalyan menşeili bir sözcük.  İlk defa olarak Venedik’te, 1516 yılında inşa edilen ve hukuki ve fiili ayrımcılığa tabi olan Yahudileri kentin kalan nüfusundan tecrit etmeye dönük yerleşim birimi (Yahudi mahallesi) için kullanılmış. Kelimenin atık, cüruf ya da çöp anlamına gelen “ghet” kökünden geldiği tahmin ediliyor. Gettolar malum, Yahudilerin eşit vatandaşlık haklarına kavuştuğu modern zamanlara kadar Avrupa’da Yahudi nüfusu barındıran birçok kentin doğal sayılan bir parçasıydı. Fransız Devrimi’nin ardından gettolar Avrupa’da birer birer ortadan kalktı. Örneğin Frankfurt gettosu 1868 yılında yıkıldı. Ancak o zaman sanılanın aksine gettoların sonu daha gelmemişti. II. Dünya Savaşı sırasında Naziler Yahudi (ve bazen de Roma) nüfusunu tecrit etmek için Doğu Avrupa’da bir dizi gettoyu yeniden inşa etti. Bugün getto dendiğinde aklımıza gelen, insanların açlık, salgın hastalıklar ve Nazi terörü karşısında ayakta kalmaya çalıştığı bu Nazi gettoları.

Okumaya devam et

Online Journalism

Gazeteler Dijitalleşirken: Kognitif Emek Nereye?

Sarphan Uzunoğlu *

Türkiye’de entelektüel emek tartışması çoğunlukla Ortodoks Marksist yorumlara kurban ediliyor. Kognitif (bilişsel) emek üzerine söylenen sözler akademi dışında yeterince itibar bulmuyor, kognitif emekçilerin örgütlenme çabaları ve prekerleşen (kırılgan hale gelen) çalışma sisteminin yorumlanması ise  çoğunlukla lüks muamelesi görüyor. Türkiye’de yayıncılığa gerçek anlamıyla yeni bir soluk getiren ve yeni teorinin kitleselleşmesi, Marksizm’in güncel yorumlarının tebliğ edilmesi gibi işlevleri olduğuna inandığım Notabene yayınları ise bu ‘lüks’ tartışmayı yapabilme imkanını bize sunuyor. Yayınevi TripleC dergisinin, 2012 tarihli Marx Geri Döndü: Günümüzde Eleştirel İletişim Çalışmaları Açısından Marksist Kuram ve Araştırmanın Önemi başlığını taşıyan sayısını gayet düzgün çevirilerle yayınladı.

Okumaya devam et

ranciere2

Demokrasi şart mı?

Can Semercioğlu

Jacques Ranciére, Demokrasi Nefreti (çev. Utku Özmakas), 2014, İletişim Yayınları

Demokrasi tartışmalarına Türkiye’deki tanıklığımız son yıllarda bir komedi halini almaya başladı. AKP tarafından sıklıkla dile getirilen ileri demokrasi ve demokratikleşme söylemi, siyasal eksenin birçok açıdan belirli dikotomilere sıkıştırıldığı ve Türkiye için yegâne çözümün demokratikleşme ile gerçekleşeceği algısının yaratıldığı bir siyaset yapma döneminin açılmasına sebep oldu. Muhalefetin farklı kesimleri iktidarın kullandığı demokrasi kavramının kendi tahayyüllerinin son derece farklı olduğunu söyledi. Öte taraftan liberal-çokkültürcülük adına birçok hamlesine göz yumuldu. Günümüzde Türkiye’de demokrasi lekelenmiş, tu kaka bir şey haline geldi. Dünyanın birçok farklı yerinde de demokrasinin geldiği nokta aynı. Son AB seçimlerinde AB karşıtlarının, aşırı sağın, ırkçıların ve kayda değer ölçüde bulunan oy kullanmayanların varlığı, Wall Street’i İşgal Et eylemlerinde kurulan %99-%1 diyalektiği, hatta Gezi’de forumlarla açığa çıkarılmaya çalışan farklı bir tür deneyim küresel açıdan demokrasiye yönelik inancın azaldığını gösteriyor.

Okumaya devam et

toscano1

Zamansallık, Öznellik, Bütünsellik: “İsyan Zamanlarında Felsefe”

Erdem Bulduruç

Felsefe politiktir, çünkü (şeylerin “bütününü” farklı insani pratikler arasındaki ilişkiyi, vb. düşünme şeklinde, “ dünyayı kavrama şeklinde) doğrudan ( son kertede bir sınıf mücadelesi olan) ideolojik mücadelenin kalbine müdahale eder.[Louis Althusser]

İsyan zamanlarında Felsefe! Zamanın sesine sağır olmayan felsefe! Yani Alberto Toscano açısından krizin nesnel zamansallığı tarafından belirlenen kararların “karar anının gelmiş fakat karanın henüz verilmemiş” olduğu noktada; izleyen/seyredici bir çoşku olamayan, kararın kendi öznelerini aradığı bir endişe!

Okumaya devam et

faulkner kitabi

WILLIAM FAULKNER’LA BİR SÖYLEŞİ

Lavon Rascoe, 1947*

William Faulkner’la yapılan bu söyleşinin metni, Eylül 2014 ayı içerisinde Agora Kitaplığı’nın Edebiyat Kuramı serisinden çıkacak olan, M. Thomas Inge’nin derleyip Aslı Kutay Yoviç’in çevirdiği William Faulkner’la Konuşmalar kitabından alınmıştır.

*) The Western Review, 15 (1951, Yaz), s. 300-304.

1947 yılı Nisan ayında Mississippi Üniversitesi Edebiyat Bölümü, William Faulkner’ı bir hafta boyunca günde bir edebiyat sınıfıyla buluşmak üzere davet etti. Faulkner bu daveti kabul etti ve isteği üzerine dersler kendisinin soruları cevaplaması şeklinde düzenlenecekti; ayrıca, her sınıfın hocasından o derse katılmamaları istenmişti. Aşağıda yer alan sorular Yaratıcı Yazarlık sınıfı tarafından 16 Nisan tarihinde yöneltilen sorulardır. [Sorular ‘italik’ olarak yazılmıştır.]

Okumaya devam et

Foto von Chuck Palahniuk

Cehennem’de Bir Mevsim

Tevfik Kalkan

Yeraltı edebiyatını takip eden okuyucuların yakından tanıdığı Amerikalı romancı Chuck Palahniuk, son romanı Lanetli’de Cehennem’de geçen bir öykü anlatıyor. Cehennem’in nasıl bir yer olduğunu bilmek isteyen meraklı okuyucuyu tatmin edecek hiçbir sıra dışı ayrıntı içermiyor kitap, zira tasvir edilen Cehennem hepimiz için fazlası ile tanıdık.

Okumaya devam et

gezi

Biz burada acıyla başa çıkıyoruz dostum, başımız Deliduman

Barış Yıldırım 

Aslında yazarın bir (tek) üslubu olması gerektiği, modern zamanlara özgü bir inançtır. “Yazarın sesi”, “yazarın dili” deriz buna. Geçmiş zamanlardaki yazarların bir sesi, dili olmadığını söylemiyorum. Yazarlık işini bu sesi, dili bulma ve sürdürme çabası olarak kodlayan modern edebiyatın aslında bir stilistik indirgeme sürecini kışkırtmasından dem vuruyorum.

Okumaya devam et

rant

Türkiye’de Burjuvazinin Gelişimi ve Emlak-Rant

Faik Gür[1]

Tarihi silüeti bozan gökdelenin traşlanamaması aslında her şeyi anlatıyor.Silüetin bozulmasının yanlış olduğunu teslim edenlerin, bina sahibine sadece “küsmek”le yetinmesi, hukuki süreçlerin hiç işlememesi ve bürokratik mekanizma içinde erimesi, inşaat üzerinden sermaye oluşturma hattının aktörleri ile siyasal iktidarın nasıl bir güç ilişkisi içine girdiğini apaçık gösteriyor.Ancak bu ilişkinin gücünü anlamak, çerçevesini belirlemek, bu sermaye oluşturma alanını yani basitçe emlak üzerinden rantın ne anlama geldiğini görmek için biraz geriye gitmemiz, Türkiye’de sermaye grublarının tarihsel olarak nasıl geliştiğine bakmamız gerekiyor.

Okumaya devam et