Gün gelir, zorbalar kalmaz gider…

Facebooktwittergoogle_plusmail

 

Mesele’den

Haziran 2013 Gezi İsyanının gerçek yüzünü toplum katında deşifre ettiği AKP iktidarı ve Tayyip Erdoğan rejimi, Fetullah Gülen ile girdiği iç çatışmada elde ettiği mevziler aracılığıyla, kendisine yeni bir meşruiyet zemini yarattı ve saldırı gücü elde etti.

17-25 Aralık 2013 yolsuzluk ve rüşvet operasyonları Gezi İsyanının meşruiyetine ve halk katında sahip olduğu güçlü temele sahip olamadı. İktidarın ve Erdoğan’ın bu operasyonlara cevabı, “sath-ı müdafaa” oldu. Rüşvetçi bakanları savundular ve meclisteki çoğunlukları sayesinde ‘aklanmalarını’ sağladılar.

7 Haziran 2015 seçimleri Gezi İsyanının havasını bu kez Kürt demokratik hareketiyle birlikte estirdi; 80 milletvekili parlamentoya taşındı. Erdoğan’ın ve AKP iktidarının cevabı kanlı oldu. 1 Kasım erken genel seçimleri hem Haziran seçimlerinin havasını kirletti hem de HDP’nin milletvekili sayısını düşürdü; en önemlisi de binlerce insanın ölümüne yol açan Cizre, Sur ve Yüksekova katliamları başta olmak üzere büyük katliamlar yaşandı.

15 Temmuz 2016 darbe girişimi 7 Haziran 2015 seçimlerinin AKP hükümeti üzerinde yarattığı toplumsal etkiyi yaratmadı ancak, Erdoğan ve AKP iktidarının ne kadar kof, bürokraside ve orduda ne kadar sahipsiz olduğunu gözler önüne serdi.

21 Temmuz 2016 karşı darbesi, iktidar iç savaşında Erdoğan’ın liderliğini, emrivaki başkanlığını ilan etmesine yol açacak siyasi, hukuki ve fiili fırsatlar yarattı. Yine de Kürt demokratik muhalefetine karşı yürütülen katliamcı politikalar Fetullahçı bürokratlara, memurlara ve askerlere karşı uygulamadı. Ne de olsa Kürt yoksul köylüsü ile orgeneraller arasında statü ve sınıf farkı vardı!

Erdoğan ve AKP iktidarı Kürtlere, işçilere, kadınlara ve Alevi toplumuna karşı sadece gerici Sünni, Türk ve erkek egemen ideolojinin argümanlarıyla saldırmıyor; aynı zamanda bu politikaların şiddeti sınıfsal aidiyetlere göre de belirleniyor.

İktidar bloku içindeki iç savaşın tarafları olan Gülen ve Erdoğan sistemi kollayarak bir savaş yürütüyorlar. Burjuvazinin farklı fraksiyonları olarak savaşıyorlar. Bu nedenle çatışma ne kadar sert ve acımasız olursa olsun, taşların yeniden dizilişi birgün mümkün olabilir. 12 Eylül ertesinde Demirel, Ecevit ve Türkeş yasaklı liderlerdi ve ancak 7 yıl sonra yeniden sahneye çıkabildiler; Demirel Cumhurbaşkanı, Ecevit de başbakan olabildi.

Ancak, eğer AKP iktidarı ve Erdoğan ile ona karşı çıkanlar arasında sınıf farkı varsa, o vakit bu çelişkiler uzlaşmaz olur. Bugün Kürt yoksulları, kadınlar, işçiler ve Alevi toplumu; genel olarak sol ve sosyalist kesimler, seküler yaşamı savunanlar, hatta samimi olarak Cumhuriyet değerlerine inananlar, güçlenen, baskı ve şiddetini artıran AKP ve Erdoğan rejiminden zarar görenler uzlaşmaz bir sınıf çizgisi etrafında buluşurlarsa, güçlü bir birliktelik zemini yaratabilirler.

Erdoğan ve AKP iiktidarına karşı yürütülecek siyasetin sınıfsal bir temele dayanması halinde, iktidar blokunun içsavaşından etkilenen kitlelerin şaşkınlıklarına ve yön arayışlarına bir yanıt bulmaları sağlanabilir. Ezilenlerin kültürel, ulusal, mezhepsel, cinsiyet ayrımcılığına karşı olan talepleri ve öncelikleri ise, burjuvazinin tüm fraksiyonlarına karşı yürütülecek bir mücadelenin çeperinde devrimci anlamını bulabilir. Aksi halde, egemen sınıflar iyi bildikleri “böl-yönet” siyasetini uygulamaya devam ederler. Uzlaşma potansiyeli olanlarla olmayanları ayırmaya yönelerek, mücadele edenler arasında sürekli bir güvensizlik ve şüphe yaratmak isterler.

Erdoğan ve AKP’yi itibarsızlaştıran Gezi İsyanı ve 7 Haziran seçimleri yukarıda ifade ettiğimiz zeminin siyasal bir ifadesi olmuştur. Gülencilerin yolsuzluk operasyonları ve darbe girişimleri sınıfsal ve toplumsal zemini olmadığı için AKP iktidarını sarsmamış, aksine güçlendirmiştir. Erdoğan ve AKP’ye karşı çıkanların sınıfsal zemini baz alarak bütün bileşenleri yan yana getirmek gibi tarihi sorumluluğu vardır.  Türkiye’nin gidişatı göz önüne alındığında bu hem mümkündür, hem de zorunludur.

Facebooktwittergoogle_plusmail

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir