Serdar Müteferrika Serhatlı – Romantizmin Karmakarışık Romantik Dünyası

Facebooktwittergoogle_plusmail

Serdar Müteferrika Serhatlı

Sokaktaki insana kadar herkesin diline pelesenk olmuş romans, romantizm, elbette romantik olmak ve hatta roman sözcüklerinin böyle gelişi güzel kullanımı ardında bir karışıklık, anlaşılmazlık, kaotik bilgi karmaşası olduğu aşikâr idi; hep farkındaydık.

 ¨Geceleyin ördüğü hırkayı gündüz söken ebedî Penelop¨ hikâyesini romansın âlası olarak, mesela, yüzyıllardır okuyorduk da romantizmin siyasî terminolojiye nasıl dahil edildiğine ait pek fikrimiz yoktu; eğri oturalım da, doğruyu konuşalım.

Gayya Kuyusu cinsinden dipsiz bir derinliğe iskandil indirip mercek tutan bir akademisyenle, siyaset bilimci-tarih doktoru Hasan Aksakal‘la karşılaşana kadar, açıkçası konuyu enine boyuna inceleyen çıkmadı diyebiliriz.

Hasan Aksakal’ın üçüncü kitabı olduğunu da bu vesileyle öğrendik.

Meğer, bundan evvel iki güzide eseriyle akademik çevrelere, araştırma-incele okuruna kitaplarını sunmuş, bu eserleri üniversitelerde kaynakça olarak okutulmaktaymış.

Yeni sözcük üretip kabul ettirmek kolay iş değildir.

Bu yönde, mesela, Türk Dil Kurumunun sık sık alaya alınan yeni sözcük üretme çabası başarısız kalmıştır. Hatırlarsınız, bir vakitler, ¨Hostese uçan avrat!¨ diye TDK tarafından yeni ad verildiği türünde sokak şakalarına dahi rast gelindi; muhakkak ki, aslı astarı yoktu.

Yunancadan gelen bir ifadeyle, yeni sözcük üretmek, Neolexia adını alıyor; mesela kadın-ev kadını girişimciliği demek yerine Mom-preneur derseniz, Batı dillerinde kabul görür.

Malûm anne Mom ise, girişimci Preneur olunca, birleştiriverirsin, al sana yeni sözcük!

İşte bu anlamıyla Romantizm sözcüğü üretildi ve takriben iki buçuk asır evvel Batı Avrupa dillerinde, Hasan Aksakal’a göre, evvela Almanca’da, sonra Fransız dilinde, ardından İngilizcede yer aldı.

Romantizm sözcüğü Neolexic’tir, üretilmiş bir sözcük…

Lakin dünyanın bütün dillerinde, kültürlerinde artık okunuyor, işitiliyor.

Romantizm kavramının kullanılmaya başlandığı tarih, ¨Romantizmin öncülerinden Herder’in uzun, zorlu macerası için yollara düştüğü, Fichte’nin doğduğu, Macpherson’un efsanevi Ossian’ı keşfedip Fingal ile okurlara takdim ettiği, Goethe’nin ilk eserini kaleme aldığı ve belki de hepsinden önemlisi, Rousseau’nun Toplum Sözleşmesini ve Emile’i yazıp yayınlatmaya başladığı…¨ 1762 yılıdır.

Bu alıntıyı, kitabının daha ilk satırlarından kopyalıyoruz.

Fakat hemen her fırsatta romantizm sözcüğünü kullanan bizlerin, haydi Rousseau’yu ve Goethe‘yi bir kalem geçelim, yazarın zikrettiği- [İngilizcesiyle, name dropping] isimlere yabancı olduğumuzu da görüp yepyeni bir bilgi kaynağıyla karşılaşmak heyecanı içimize daha ilk bölümde yerleşiyor; belli ki, çok şey bilmiyoruz ve öğreneceğiz.

Kaldı ki, J.J.Roussseau ile Goethe’nin adını duymuşluk dışında eserlerinden tek sayfa bile çevirmemiş, üstelik nitelikli sayılan okurumuz da var; demek, bu yöndeki topyekûn yoksunluğumuzu gidermek gerekiyor. İşte bu anlamıyla Aksakal’ın kitabı hem referans-kaynakça bir yapıt, hem de yazarın dolu dolu üç yılını almış yoğun bir çalışma döneminin sonucu olarak ciddiyetini gösterdiği kadar, aynı zamanda hicivli kalemi, eski dilden gelen sözcükleri kullanma becerisi ve iradesiyle, ¨kendini okutturan¨ kitap olarak, son zamanların kısır akademik yayın ortamında bir ışık gibi beliriyor.

Türk Politik Kültüründe Romantizm, Hasan Aksakal, İletişim Yayıncları, 2015, 312 sayfa.
Türk Politik Kültüründe Romantizm, Hasan Aksakal, İletişim Yayıncları, 2015, 312 sayfa.

Romantizm nedir sorusuna kolay beri cevap verilemeyeceğini, Alman şair ve felsefeci F.Schelegel 1793’de bu soruyu yönelten kardeşine şu satırlarla bildirir:

¨Sana en az 125 sayfa tutacağı için romantik kelimesine dair açıklamamı gönderemiyorum.¨

Schelegel’in kardeşinden esirgediği bu sayfaları, H.Aksakal, bir bakıma okuru için yazmış, 312 sayfada hem Romantizmin genel tanımını pekâla güzelce aktarmış, aynı zamanda kitap başlığında yer aldığı gibi Türkiye’de Romantizmin tarihini, bugünü ve geleceğini yorumlamıştır.

Romantizm Kartezyen ve akılcı düşüncenin bir din ve tapılacak bilgi birikimi haline dönüştüğü Sanayi Devrimi, ardından gelen ihtilaller çağı ve kapitalizmin kitle kültürü içinde doğayı ve toplumu hep eleştirel akıla, Rasyonel Formüllerle anlamaya-anlatmaya çalışan bilim yanlısı bütün ideoloji, doktrin, felsefî akımlara bir tepkidir.

 Ardında gizem-muamma bıraksa dahi Romantizm, kendisine dayatılan matematik kesinliğe karşı isyankâr çıkıştır, bir anlamda Çobanıl-Pastoral dünyayı özlemektir; bu yönüyle nostalji içerir… Halikarnas Balıkçısı’nın başını çektiği Mavi Anadoluculuk, mesela, Türk Romantizminin bir sayfasıdır.

Bir bakıma hayatın her türden insanı ve toplumu yıkan gelişmelerine karşı hem hüzün, hem keder, hem neş’e, hem şakayı içerir; zaten bu yüzden insanın her durumuna aittir. Deniz ufkunda batan güneşe bakıp romantikleşir insan, dağdaki böceği çiçeği görüp romantizm aklına gelir, aşklar, terk edilişler, ölüm ve doğum, hasılı hayata dair ne varsa, hep romantiktir. Böylesine insan ruhuyla örtüşen, empati kurmakla anlaşılabilen bir kavramın politik kültüre sızmaması ne mümkün!

İki dünya savaşı arasında gelişmiş Batı’daki milliyetçiliğe, ırkçılığa kadar uzanan şovenizm, faşist ve korporatif devlet düşüncesi de, şimdi burada hep beraber sıkı duralım, aslında Romantik‘tir.

Öte yandan, Romantizmin ilk omuzlayıcıları sanatçılar, edebiyat ve entelektüel çevreler olunca onların elinden çıkan yapıtlardan kaynaklanan bir kabullenişle sanat eşittir romantizm denklemi de böylece kuruluverir. Zaten bu yüzden, şair ve şiir, Romantizmin olmaz olmazıdır; sanat ve edebiyatta Romantizm bir anlamıyla şiir olmadan hiç olmaz… Nitekim, Aksakal’ın çalışmasında son yüz elli yıllık Türk siyasal yaşamına ve onun kaynağını temin eden Türk Romantizminin temsilcilerini okuduğumuzda, Türk Şiiri ve edebiyatının ¨Baba isimleri¨ ile karşılaşırız.

Namık Kemal ile Nâzım Hikmet’i, Cemil Meriç ile Ziya Gökalp’i, Ömer Seyfettin ile Attila İlhan’ı romantizmin yatay kesişmeleri mümkün kılan yapısı nedeniyle sıkça ortak paydalarda buluşurken görürüz. Enver Paşa’yı, Menderes’i, Demirel’i ve elbette bugünkü Yeni Osmanlıcılık romantizminin tüm söylem biçemleri de hamasi edebiyata yer vermeleri yüzünden popüler kültüre dair şiirsellik içerir.

Modernleşmenin farklılaştırıcı yönelimleri, kimi sanatçı ve düşünürleri ‘Hayatta kalma eserleri’ kurmaya iterken, aynı sürecin benzeştirici yönelimleri de kimilerine ütopya ve mefkûre üretme görevi vermiştir. Tam olarak bu yüzden, Romantizm üstlendiği sorunların altından kalkamaz, zira kucaklamaya çalıştığı şey her şeydir ve her şeyden bir şey çıkmaz; bu vurguyu, mesela, Demirel’in sözü olarak kullanabiliriz.

Fakat tüm yetersizliğine karşın bir büyük hevesle Romantizmin önü kesilemeyecektir. Albert Camus‘nün bunalımcı ekzistansiyalizmine ve Sartre‘ın Bunalımına kadar Romantizm sızacaktır, cevabı olmayan sorular üretecektir. Denilebilir ki, 19.yüzyılın kültüründen Domino Etkisi gibi devrile devrile, 20.yüzyılın soykırımlı siyasetlerine kadar uzanılır; bu anlamıyla Romantizm tarih sahnesinde kabahatlidir, suçlansa yeridir. Ne var ki, başına aldığı anlaşılamazlık belasıyla, gide gide, faşizme toslayıp Nazi Kamplarına vesile olacak kadar milliyetçilik ve ırkçılığın müsebbibi olsa bile, biz yine de Romantizm’e kıyamayız; onu pek severiz.

¨Bu çözümsüz problem yüzündendir ki, Oscar Wilde, Dorian Gray’in Portresi adlı eserinin önsözünde, ’19.yüzyılın gerçekliğe duyduğu nefret, Caliban’ın aynada kendi yüzünü gördüğünde duyduğu öfkedendir, 19.yüzyılın romantik akıma duyduğu nefret, Caliban’ın aynada kendi yüzünü göremediğinde duyduğu öfkedendir!’ der.¨ [ s.14]

Bütün tanımların en iyisini ise, müstear adıyla bilinen, -ve yine bir Alman!- düşünür, şair, entelektüel Novalis’ten ediniyoruz:

¨Sıradan şeylere yüksek bir anlam, alışılmışa gizemli bir itibar, bilinene bilinmeyenin onuru, sonluya sonsuz bir görünüm vererek romantikleştiriyorum.¨

Böylece, özetlersek, Romantizm seküler olmuş bir dünyada efsaneyi, büyülü ve hülyalı şeyleri yaşatmaya dair bir ortaklaşa hayaldir. Hayali herkes kendine göre parça parça alır, paçalını-bileşimini çıkartır; ve amalgam hâliyle kullanır.

Türk Politik Kültüründe ise Romantizm, tamamlanmamış modernleşme çabaları ve hep bildiğimiz o Batı-Doğu denklemi arasındaki sıkışıp kalmışlık yüzünden, Türk topraklarına özgü ortaya çıkar. Türk siyasetinde Romantizm Devlet, Vatan ve Millet kavramları üzerinde yoğunlaşır, Aksakal’ın eserindeki okuma uğraşımız da bu yönde devam edecektir.

¨Devlet, niçin mitolojik bir dev, kutsal bir değer, uğruna yaşanması ve ölünmesinden başka bir şey düşünülemeyecek bir maşuktu? Neden o ‘öl’ dediğinde ölünür, ‘gül’ dediğinde gülünürdü? Kimi zaman “vatan” kavramıyla kendisini daha dişil bir surete sokarak estetikleştiren bu aşkın varlık, bir nevi ‘amentü’sü olan metinde, “kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda” demekle kalmıyordu. “Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda” diye geçmişte bugün için ölenleri hatırlatarak, bugün de yarınlar için ölünmesi gerektiğinde, yapılacak şeyin ne olduğunu ifade ediyordu. Benzer yaklaşım, “Bu görev senin en kıymetli hazinendir” diyerek “dünya görüşü sunan” diğer ezber metinlerinde de görülür.¨ [s.22]

Hayali cemaatlerden, millet inşasına, din ve ahlak anlayışından doktriner ideolojilere kadar, iki buçuk asır boyunca dünyayı, hasılı insanoğlunu meşgul etmiş ne varsa bütün bunların Romantizm aşkına yapıldığı yahut Romantizmin buna safiyâne biçimde kılıf olduğuna dair olan bitenin hikayesini, yetkin ve kendi rüşdünü ispat etmiş bir siyaset bilimci gözüyle okumak üzere, bu kitap edinilmesi gereken eserdir.

Nitekim bu yönde ciddi kitaplar çıkartan İletişim Yayınları elinde hak ettiği kitap raflarına şimdiden yerleşmiştir. Kitaba  Prof.Dr. Ahmet İnsel‘in editör olması, yazar-gazeteci Ümit Kıvanç‘ın el atması, birçok değerli bilim adamı, akademisyenlerin destek vermesi de kitabın ciddiyetini göstermektedir.


Kapak resmi: Popüler kültüre video oyunları, sinema efektleriyle giren Romantizme dair 2011 yapımı bir çizgi filmden Rock Of Ages görseli…

** Bu yazı Mesele’nin 107. sayısında yayımlanmıştır.

Facebooktwittergoogle_plusmail

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir