Şaheserden Az, Felsefeden Fazla – Can Semercioğlu

Facebooktwittergoogle_plusmail

Can Semercioğlu

Felsefe tarihinde her filozof belirli opus magnumlarla anılır. Kendi düşünüş serüvenleri içinde üzerinde çalıştıkları bir konu, bir kitap teorilerine o kadar yeni ve farklı bir açılım getirir ki artık filozoflar doğrudan bu kitaplarla ilişkilendirilir. Filozoftan çıkan bir nesne onun öznelliğinin önüne geçer. Örneğin, Marx denince akla Komünist Manifesto veya Kapital (birden çok kitapla anılma noktasında Marx istisnaidir), Foucault denince Cinselliğin Tarihi, Derrida denince de Gramatoloji gelir. Marx haricindekiler artık günümüz için “eskime”nin sınırlarına dahil olmaya başlamışken günümüzde de onların şöyle ya da böyle devamcısı olduğunu gördüğümüz felsefeciler vardır; onların da çoğunun opus magnum’undan söz edebiliriz: en basit örnek, herhalde Alain Badiou’nun Varlık ve Olay’ı olabilir. Şimdiye kadar ismini zikrettiğimiz felsefecilerin kitaplarına daima bir başkası “opus magnum” derken, Slavoj Žižek, kitabı Hiçten Az için “belki de hayatımın en büyük eseri” tanımını kullanır. İlk bakışta bu ifade Žižek’in kendi eserinin büyüklüğü hakkında bir ikircikliliği ortaya koyuyor gibi görünse de aslında “benim bu eserimi opus magnum olarak kabul edin” veya “opus magnum yazdığımın bilincindeyim” gibi net bir mesajı içerir. Elbette yazı boyunca Hiçten Az’ın opus magnum olup olmadığını tartışma niyetinde değilim. Yalnız şunu belirtmem gerekir ki, Žižek’in düşüncesinin gidişatı bakımından 1997’de yazdığı The Plague of Fantasies’den itibaren  – özellikle 2000 sonrasında yayımladığı – kitapların eskileri kadar doyurucu olmadığı su götürmez bir gerçek. Analize tabi tutmak gibi olmasın ama onun 2000 öncesinde daha az kitap yayınlamışken (ki birçoğu teorik açıdan kurucu niteliktedir) bugünlerde yılda ortalama bir buçuktan fazla kitap yazmasının (2014 yılında yayımlanan beş kitabı olduğunu hatırlatayım) sebebi belki de budur.

Felsefe İçin Bir Kırılma Noktası

Yukarıda hızlıca ve özet biçimde çerçevesini çizmeye çalıştığım Žižek külliyatının vaziyetinde Hiçten Az’ın yeri en az ilk dönem eserleri kadar kurucu bir nitelik taşır. Buradaki kırılma noktasının asimetrik iki yüzü vardır: ilk olarak Žižek’in popüler ve tüketime hazır kitaplardan vazgeçtiğini açık biçimde görürüz.[1] İkinci olaraksa, konu bakımından ilginç bir çeşitliliğin, daha doğrusu, bir birlikteliğin gerçekleştiğini görürüz: Önceden Hegel, Kant, Schelling ayrı bir yerde, popüler kültür ve psikanaliz ise görece ayrı bir yerde dururdu. Kitaplardaki temalar basitçe ayrıştırılabilirdi. Žižek sonunda büyük hamlesini yaptı ve daha önce The Indivisible Remainder ve The Abyss of Freedom’da gördüğümüz Schelling ve Lacan’ı birlikte okuma eğilimini bir adım daha ileri taşıdı: Hegel ve Lacan’ı birlikte okudu, ikisini ve tutulabilecek en iyi yerden tuttu ve diyalektik materyalist anlayışa yeni bir soluk getirdi. Bu noktadan sonra diyalektik materyalizmin eski ve bilindik saiklerle ilerleyeceğini ummak, hatta düşünmek bile saflık olur.

Slavoj Žižek, Hiçten Az Hegel ve Diyalektik Materyalizmin Gölgesi (çev. Erkal Ünal), Encore, 2015, 1010 sf.
Slavoj Žižek, Hiçten Az Hegel ve Diyalektik Materyalizmin Gölgesi (çev. Erkal Ünal), Encore, 2015, 1010 sf.

Žižek’in bin sayfayı aşkın bu kitabında esas olarak neyi hedeflediğini ve bunu nasıl yapmaya çalıştığını kısaca özetleyelim. Hiçten Az’da Žižek’in kendi iddiası Lacan’ı ve Hegel’i tekrar etmek biçimindedir. Aynı şekilde Žižek’in tezlerinden biri de tekrarın asla saf bir kopya olamayacağı (hatta kopya bile aslı arasına mesafe koyar), çünkü bir tekrar ediminin bizatihi bir minial fark yarattığıdır[2]. Onun Hegel ve Lacan’a geri dönüşünü bu biçimde ele almak gerekir.

Žižek, Hegel’in “meşhur olumsuzlamanın olumsuzlaması” mefhumundan yola çıkarak “X’i iki kere olumsuzladığım vakit onun kendisine tekrardan ulaşırım” şeklindeki kolaya kaçan anlayışın yanlış olduğunu savunur. İlk olumsuzlamada oluşan biçimle ikincisi arasındaki asimetri, suretler arasında bir örtüşmezlik – ya da daha doğru bir ifadeyle çarpık bir örtüşürlük – meydana getirir. Burada özetle sunduğumuz mekanizma ile Lacan’ın felsefe tarihinin en büyük provokasyonunu yaptığı Encore semineri arasında sanılandan daha yakın bir ilişki vardır. Cinsiyetlenme formüllerinde kullandığı hepsi-değil (pas-tout) ifadesi Lacan için matematiksel tutarlılığı oluşturan istisnai bir nokta, bir fazlalık işlevi görür. Hepsi-değil ile birlikte kadın ve erkek birbirlerinin simetriği, tamamlayıcısı olan iki ayrı cins değildir. Buradaki sorun, Luce Irıgaray’ın sözünü ettiği gibi iki olma meselesi asla değildir. Çünkü iki cins bir arada da olsa tek başına (kadın) da olsa iki olamaz. Ya birden fazladır ya da ikiden azdır. Cinsler “iki diye sayılamazlar, yalnızca bir ve onun eline avucuna sığmayan bir “şey” vardır. Başka bir deyişle, 1 + a, 1 + 1’i önceler. Sonuçta, dişil tarafta, negatif evrenselle (“gayri-Fx’i içine almayan hiçbir x yoktur”), yani “hepsi değil x Fx’tir”in negatif tekiliyle çelişen şey Lacan’ın ta en başından beri izini sürdüğü “hiç”in, ne Hegel’e ne de Freud’a ait olan ve kendisine bir yüklem iliştirilebilecek öznenin yokluğu olan bu hiçin olumlanmasıdır (s. 770).” Ezcümle, kadın ve erkek arasında bir denklik kurmak imkânsızıdr. Bir cinsin diğerini olumsuzlarsak diğerine ulaşamayız; çifte olumsuzlarsak da kendine ulaşamayız. Çünkü her bir cins ötekinin olumsuzlaması değil, onun önündeki bir engeldir. Öznenin başarısızlığa uğramasının, konumunun daima boş olmasının sebebi de budur.

Anlaşılmanın İmkânı

Žižek her iki filozofun da en karmaşık ve anlaşılmaz olgularını alıp bir araya getirerek neyi amaçlar? Žižek pek bu şekilde ifade etmese de, saf karşıtlık ve saf özne şeklindeki kategorileri ve bunların birbirlerinin yerine mükemmelen uyması fikrini idealist olarak değerlendirir. Sözgelimi, proletaryanın amacı burjuvaziyi yok etmek değil, kendini olumsuzlamaktır. Burjuvazinin yıkılması bu anlamda dolaylı bir etki olarak vardır. Žižek bu örneği boşuna vermez, çünkü niyeti buradan has bir diyalektik materyalizm ve kökeni ağırlıklı biçimde Lacan’a dayanan has bir siyasetin imkânlarını ortaya koymaktır. Elbette burada yanılgıya düşmemek gerekir: Lacancı psikanaliz bize net bir siyaset sunmaz, ancak kapitalist düzlemde siyasetin (reaksiyoner-muhafazakâr, uzlaşmacı liberal, tahakkümcü-solcu) nasıl yapılmaması gerektiğine dair  bir izlek sunabilir. Žižek, Lacancı psikanalizin bize sunduğu en önemli şeyi şöyle ortaya koyar: “Toplumsal gerçekliğimizi gerçekten değiştirmek ya da ondan gerçekten kaçmak istiyorsak, yapılacak ilk iş bizi bu gerçekliğe uyalım diye oluşturulmuş fantazileri değiştirmektir.” Mevzu, basitçe düşmanın tayin ettiği alanda, onun tayin ettiği silahlarla ve onun tayin ettiği düşünme biçimiyle savaşmamaktır.

O yüzden Hiçten Az’ı okumak, bütün bunlarla birlikte düşünüldüğünde günümüzde radikal bir dönüşümün nasıl gerçekleşebileceğine dair bizden sorumluluk almamızı, sorumluluk almamızın farkına varmamızı sağlayabilir. Çünkü Lacancı psikanaliz bize asla reçete vermez, gerekli içgörüyü bizim geliştirmemizi ister. O yüzden Žižek kitap boyunca Hegel ve Lacan’a dair tüm yanlış bilinenleri, tüm bilindiği sanılan şeyleri yerle bir edip hepsinin doğru anlaşılmasının imkânını sunuyor. Kendini opus magnum diye tanımlayan bu bin sayfalık felsefi derinliğin kendisini tıpkı matematikteki kümeler gibi “kendi tanımının kendisine dahil olduğu” bir fazlalık taşıyan bir kitap olarak değerlendirmek gerekir. Bu anlamda Hiçten Az aşılamaz bir ufuk değil, kendi aşılma ufkunu kendisi yaratan bir kitap.


[1] Burada ve yazı boyunca yer yer başvurduğum mübalağaların karalama kampanyası ya da yüceltme sevdası olarak yorumlanmaması gerekir. Her ikisini de Žižek’in kendi teorik birikimi, düşünme biçimi ve genel sınırları içinde düşünmek gerekir. Yoksa Žižek’i aynı yıl kitap yazmış diğer felsefecilerle, yazarlarla vs. kıyaslama gibi bir niyetim asla yok.

[2] Žižek burada Gilles Deleuze’ün Difference and Repetition kitabına yoğun bir göndermede bulunur. Deleuze’un kavramlarını Lacan’a adapte etmesi bakımından epey faydalı bir okumadır bu.

* Bu yazı Mesele’nin 106. sayısında yayımlanmıştır.

Facebooktwittergoogle_plusmail

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir