Politik Bir Kürt Bölgesi Yolunda İmkan ve Zorluklar – Feyzi Çelik

Facebooktwittergoogle_plusmail

Feyzi Çelik

Yüzyılı aşkın bir geçmişi olan Kürt sorunu 2000’li yılların ana gündem maddesi oldu. ABD’nin Irak’ı işgali ve sonrasında devletleşmeye doğru giden Irak Kürdistan Bölgesinin oluşumu, 20. yüzyılın başlarında belirlenen statükonun devam etmeyeceğinin en önemli göstergesiydi. Kürtlerin Irak’taki kazanımları, kendilerini yönetme hakkı elde etmeleri, Kürtçe’nin Arapça ile birlikte resmi dil olarak kullanılmaya başlaması, Irak dışındaki Kürtlerin bakış alanını ve bakış açısını da değiştirdi. Türkiye de “nerede olursa olsun Kürt inkarına” dayalı politikasından geri adım attı. Türkiye’nin AB’ye üyelik müzakerelerinin etkisinin de belirgin olduğu bu politik dönüşümün siyasal sonuçları daha çok AKP’nin tek başına iktidar olduğu 2003 yılından sonra görülmeye başlandı. Devlet televizyonundan 24 saat boyunca Kürt yayın yapılması ve üniversitelerde “Yaşayan Diller” adı altında Kürt Enstitülerinin açılmaya başlanması, daha önceleri üniversitelerin güvenlik politikaları çerçevesinde ele aldığı Kürt sorununun kültürel, sosyal, siyasal, sosyolojik ve hukuksal boyutuyla ele alınmaya başlanmasını beraberinde getirdiyse de, AKP’nin 2011 yılından sonra statükonun yeni partisi haline gelişi bireysel bazda kabul edilen kısmi Kürt haklarının hukuken tanınması önünde engel olmaya başladı. Bundan üniversitelerde kurulan Kürt Enstitüleri de nasibini aldı. Kürtçe ve Kürt sorunu ile ilgili araştırma alanları daralmaya başladı. Bu bakımdan Cuma Çiçek’in çalışması bu konuda oluşan boşluğu dolduran bir çalışma olmuştur.

Cuma Çiçek kitabında, “politik bir Kürt bölgesinin” gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini, sosyolojinin bilimsel teori ve verileri doğrultusunda üç bloğa ayırdığı farklı Kürt gruplarına mensup kişiler/aktörlerle birebir görüşme yöntemini kullanarak saptamaya çalışıyor. Çiçek bunu yaparken, ana-akım Kürt bloğu olarak adlandırdığı ve kaynağını PKK olarak belirtmekten çekinmediği 30 yılı aşkın siyasal şiddeti araştırma konusu dışında özellikle bırakmıştır. Ana-akım Kürt siyasetinin çözümlemesini yasal/legal yapılarda yer alan kişiler üzerinden yapmıştır. Yazar böyle yaparak, ana-akım Kürt siyasal hareketi dışında yer alan diğer gruplarla bir denge oluşturmak istemiş ise de, 7 Haziran seçimlerinden sonra çözüm sürecinin yerini yeniden “çatışmalı” ortama bırakmış olması, siyasal şiddet boyutunun göz ardı edilmemesi gerektiğini gösteriyor. Devletin ve PKK’nin şiddet vasıtalarıyla politika alanlarına çıkışının bir anda demokratik/siyasal yapıların zayıflığını da ortaya koyduğu dikkate alınırsa, siyasal şiddet boyutunu araştırma dışında tutmak araştırmanın tezlerini başından beri tartışmalı duruma getiriyor. Rojava’da oluşan kantonlara ve Irak Kürdistan’ına yönelik IŞİD saldırıları karşısında silahlı Kürt direnişinin uluslararası alanda meşrulaştığı da dikkate alındığında bunun önemi daha fazla kendisini gösteriyor.

Cuma Çiçek, Ulus, Din, Sınıf: Türkiye'de Kürt Mutabakatının İnşaası, İletişim yayınları, 1. baskı: Haziran 2015, 390 sayfa.
Cuma Çiçek, Ulus, Din, Sınıf: Türkiye’de Kürt Mutabakatının İnşaası, İletişim yayınları, 1. baskı: Haziran 2015, 390 sayfa.

Problematik: Politik Kürt bölgesine doğru

Yazar, araştırmasının ana temasını şu cümlelerle ortaya koyuyor: “Kürt meseleleri farklı ideolojilere ve politikalara, çıkarlara, formel ve informel kurumlara sahip Kürt aktörleri ile merkezi devletin etkileşimi sonucu oluşan tarihsel ve sosyal inşalardır. Çalışmada üç ana Kürt bloğunun Türkiye’de politik bir Kürt bölgesini inşa etme amacı için mutabakat oluşturma sorunu analiz edilmiştir. Bu bağlamda üç bloğun ortak bilişsel ve normatif çerçeve, paylaşılan çıkarlar ve kolektif kurallar oluşturma kapasitesi sorunlaştırılmış; Türkiye’de politik bir Kürt bölge kurup kuramadıkları analiz edilmiştir. Dolayısıyla üç Kürt bloğu içindeki ve arasındaki çatışmalar, müzakereler, işbirlikleri ve mutabakatlar araştırmanın ana konularıdır.” Kitapta ele aldığı temel problematiği ise şu cümlelerle ifade ediyor: “Türkiye’de yaşayan Kürtlerin sorunları nasıl tanımlanabilir? Kürt meselesi mi, yoksa Kürt meseleleri mi? Aktörlerin çoğunun kullandığı Kürt sorunu ya da Kürt meselesi tek bir soruna mı, yoksa çatışan ideolojik ve politik yönelimlere, normatif ve maddi çıkarlara sahip Kürt aktörlerinin sorununa mı işaret ediyor?”

Teorik Çerçeve

Toplumsal aktörler ve meselelerin tarihsel ve sosyal inşalar olduğunun belirtildiği kitapta, herhangi bir sosyal gerçeğin inşası analiz edilirken mikro ve makro sosyolojik yaklaşımlar bir bütün olarak kullanılmış, ancak bu yaklaşımların tüm aktörler için eşit olanaklar sunmadığına dikkat çekilmiştir. Yazar kitapta, üç Kürt bloğunun mikro ölçekteki etkileşimini analiz etmek için esas olarak inşacı yaklaşımı (Constructivism) izlediğini, genelde kolektif eylem sosyolojisi, özelde ise Üç I Modeli (İdeas: düşünceler, İnterests: çıkarlar, Institutions: kurumlar) esas aldığını belirtmiştir. Kullanılan teorik çerçeveye, üç temel Kürt bloğunun eylem sistemi bağlamında, tarih, merkezi devlet, Kürt meselesinin jeopolitiği, Avrupalılaşma süreci ve küreselleşme olmak üzere beş temel dinamik dahil edilmiştir. Bu dinamikler üç Kürt bloğunu anlamlandırmak için hem imkan hem de araştırmanın kısıtı/sınırı olarak analiz edilmiştir.

Altyapısal ve despotik gücüyle merkezi devletin Kürt grupları arasındaki etkileşime dahil olduğu, AKP’nin iktidara gelmesiyle birlikte devletin askeri, sosyo-ekonomik ve ideolojik gücünün yeniden yapılandırıldığı, bunun üç Kürt bloğu arasındaki etkileşimi fazlasıyla etkilediği tespitlerinin yapıldığı çalışmada, AKP’nin Kemalizm’in monolitik ve dışlayıcı Türk milliyetçiliğinde bir değişiklik getirmemekle birlikte, İslamcı kimliği ve neoliberalliği esas almış olmasının Kürt gruplarını hem yapıcı hem de yıkıcı bir kaynak olarak mobilize ettiği ileri sürülmüştür.

Kürt meselesinin ulus-ötesi/sınır-ötesi ve uluslararası bir sorun olduğunun ileri sürüldüğü çalışmada jeopolitik boyutun da Türkiye’deki Kürtlerin kolektif eylemlerinin ana kısıtlarından/kaynaklarından biri olduğu, bu bakımdan Irak Kürdistan Bölgesi’nin kuruluşunun ve Türk ve Kürtler arasındaki işbirliğinin, Kürt gruplarını ve Kürt meselelerini çerçeveleyen/inşa eden dinamiklerden biri olduğu belirtilmiştir.

Metodoloji

Araştırmanın temel yöntemini, derinlemesine görüşmelerin niteliksel analizi oluşturuyor. Kasım 2011 ile Ekim 2012 tarihleri arasında dokuz ilde (yedisi Kürt, ikisi Türkiye’nin batı bölgelerinde) 132 politik, ekonomik, dini ve kültürel-entelektüel Kürt elitiyle görüşme yapılmıştır.

Çalışmada, ekonomik, dini, politik ve kültürel-entelektüel elitlerin niteliği konusunda  toplumsal cinsiyet meselesine yaklaşım farklılıkları ortaya konulmuş, bunun mutabakatın oluşması üzerindeki etkileri incelenmiştir.

Çalışmada, ulusal grupların ekonomik elitlerle doğrudan müzakereye açık, sürekli bir ilişkiye sahip olduğu, İslamcı gruplarla (özellikle de Kürt Hizbullah’ı) dolaylı müzakereye yol açan sınırlı bir ilişki içinde bulunduğu, AKP hükümetinin üç Kürt bloğu arasındaki müzakere süreçlerinde kritik rol oynadığı, Irak Kürdistanı Bölgesinin Türkiye’deki Kürt gruplarına yeni bilişsel ve normatif bir çerçeve sunarken farklı gruplara ulusal birlik inşasında idari ve sosyal bir model olduğu üzerinde durulmuştur.

Yazar kitabında, araştırmaya katılan farklı Kürt gruplarının Kürt meselesine bakış açılarındaki farklılığı vurgulamak için “Kürt meseleleri” ibaresini bilinçli olarak kullanmıştır. Bunun nedeni, her grubun Kürt meselesini kendisine göre tanımlamasıdır. Çalışmada ortaya çıkan en önemli sonuç, Kürt meselelerinin aktörler ile merkezi devletin etkileşimi sonucu oluşan, tarihsel inşalar olduğudur. Bu bakımdan çalışmada, bölgenin tarihine altı temel meseleden hareketle bakılmıştır. Bu meseleler aynı zamanda Kürt gruplarının kullandıkları temel tarihsel referansları oluşturmaktadır: 1. Dört ülke arasında parçalanmış Kürdistan algısı, 2.Yerel Kürt mirliklerinin egemenliklerinin Osmanlı-Türk teritoryal merkezileşme politikasıyla ortadan kaldırılması, 3. Türkleştirme siyaseti ve Kürtlerin zorla Türklüğe asimilasyonu, 4. Bölgesel sosyo-ekonomik eşitsizlik ve geri kalmışlık/bırakılmışlık, 5. Kürt bölgesinde süregelen olağanüstü hal yönetimi/rejimi ve 6. Kürt (ve Türk) toplumunun deislamizasyonu ya da İslam’dan uzaklaştırılması.

Üç Kürt Grubu

Ulusal Kürt Bloğunun Ortodoks sosyalist/Marksist mirasa sahip olması  bu bloğun dini gruplarla ve ekonomik elitlerle işbirliğini kısıtladığının ileri sürüldüğü çalışmada Kürt grupları üç ana blok olarak sınıflandırılmıştır. Ulusal Kürt bloğu, yani ulusal kimliği toplumsal meselenin tanımında ve çözümünde esas gören seküler gruplar: BDP-DTK/PKK-KCK ve HAK-PAR, KADEP, ÖSP ile TDŞK ve Tev-Kurd. Kürt dini bloğu, Kürt meselesini dini referanslarla gören ve çerçeveleyen grupları adlandırmak, “Din” terimi Sünni-İslam’ı ve Aleviliği, “Kürt dini grupları” terimi de Alevi ve Sünni-Müslüman Kürt grupları ifade etmek için kullanılmıştır. Bu gruplar için dini kimlik ulusal kimlikten daha başat. Bu durum grupların düşünce, çıkar ve kurumlarında önemli bir etkiye sahip; Kürt meselelerini nasıl inşa ettiklerini, merkezi devlete ve diğer aktörlere karşı nasıl bir pozisyon aldıklarını doğrudan belirlemektedir.

Kürt ekonomik elitler bloğu, esasen bölgede ve uluslararası alanda etkin ekonomik elitleri kapsadığının tespit edildiği araştırmaya göre,  bu blok, bölgeyle Türkiye’nin Batısı arasında derin ve yaygın eşitsizliğin temeli olan sosyo-ekonomik geri kalmışlık nedeniyle diğer iki bloğa göre daha zayıf bir bloğu oluşturmaktadır.

Çalışmada Kürt dini bloğunun tarihsel gelişimi, kendi içinde farklılıklar, merkezi devlet ve Türk-İslam çevreleriyle ilişkileri, onlardan ayrılıp otonomlaşmaları ve ana-akım Kürt hareketiyle ilişkileri üzerinde durularak, Kürt dini bloğunun Kürt siyasi bloğunun oluşmasındaki katkı ve sınırlamaları üzerinde durulmuştur. İslamcı dini blok kendi içinde altı gruba ayrılmıştır; bunlar: 1. Nakşibendi tarikatı gibi geleneksel Kürt İslamcıları, 2. Çoğu 2002 sonrası AKP destekçisi olan Milli Görüş (MGH), 3. Küreselci Türk İslamcıları: Gülen Cemaati (GC) takipçisi Kürtler, 4. İslami bir söylemle Kürt ulusal haklarını talep eden gruplar: Med-Zehra/Nubihar (MZC), 5. Köktenci Kürt İslamcılar: Kürt Hizbullahı-Hüda-Par (KH), Mustazaflar Hareketi, 6. Selefiler’dir.

Kürt solundan farklı olarak, Kürt İslamcı hareketlerinin çoğunun Türk İslamcılığıyla yollarını ayıramadığı tespitinin yapıldığı kitapta, Türk-İslamcılarının milliyetçi ve devletçi bir karakter gösterdikleri, bunun yanı sıra Kürt medrese geleneğinin önemli bir geçmişe sahip olması, 1990’larda PKK ile yaşanan çatışmalı ortamın etkisiyle bazı Kürt İslamcı grupların Türk İslamcılığından ayrıldığı ve otonomlaştığı ileri sürülmüştür.

Çalışmada, son yıllarda gelişip ortaya çıkan ve Kürdistan meselesine odaklanan Hak Adalet ve Hürriyet İslami İnisiyatifi (Azadi Hareketi) ana-akım Kürt hareketiyle ilişkileri bakımından ayrı bir kategoriye konulmuştur. Azadi hareketi daha çoğulcu ve liberal bir perspektifte olup, KH’den farklı olarak MZC gibi Azadi hareketi de seküler sol gruplar dahil olmak üzere farklı aktörlerle işbirliğine açıktır.

Çalışmada, Azadi gibi “İslami” ve “Kürdistani” bir örgütün kurulması, Kürt bölgesindeki siyaset alanının seküler ve dini siyasetleri içerecek şekilde yeniden kurulduğuna işaret olarak görülmüştür.

Din, Ulus ve Kimlik Çatışması: Müslüman, Alevi ya da Kürt?

Ulusal gruplar için olduğu kadar, dini (Sünni-Müslim ve Alevi) gruplar arasında da ideolojik ve varoluşsal bir çatışma vardır. Bu çatışma Kürt bölgesinde farklı gruplar arasında ortak bir bilişsel ve normatif çerçevenin oluşmasını, paylaşılan çıkar ve kabul edilmiş kuralların inşası için işbirliğini engellemektedir. Kürt ulusal ve dinsel kimliklerinin karşılıklı inşa süreçlerinin tartışıldığı kitapta, ulusal ve dini kimlikler arasındaki sınırların sabit, değişken olmadığı, akışkan, dinamik ve ilişkisel olduğu ileri sürülmektedir. Örneğin Zaza kimliği, Sünni-Müslim ve Alevi Kürtler arasında tarihsel olarak inşa edilmiş karşıtlığa rağmen, her iki grup yakınlaşmıştır.

Sınıf Çatışması: Ulus mu Sınıf mı?

Ulusal ve ekonomik bloklar arasındaki sınıf çatışması, bu aktörlerin Kürt alanında “ulusal mesele” konusunda işbirliği geliştirmesini sınırlamaktadır. Kürt alt ve orta sınıfları, devletin sosyo-ekonomik politikalarından mustariptirler. Kürt üst sınıfları kendi ekonomik çıkarlarını garantilemek için devletle ilişkilerini korurken, alt ve orta sınıflar devletle çatışmalı ilişki içinde olmuşlardır.

Kitapta, ana-akım Kürt hareketinin kolektivist, anti-kapitalist söylemine rağmen sınırlı da olsa egemenlik kurduğu alanlarda pratiğinin liberal olduğu vurgulanmıştır. Hareketin 1999’da yüze yakın belediyeyi yönetmesine rağmen, kayda değer bir sosyo-ekonomik başarısının olmadığı Diyarbakır örneği üzerinden verilmiştir. Buna göre, Diyarbakır’da son 15 yılda belediye harcamaları ve projeleri orta-üst sınıfın bulunduğu Kayapınar ilçesinde yoğunlaşmış, 2012’de belediye bütçesinin % 8’i sosyal, % 72’si inşaat işlerine ayrılmıştır. Ana-akım Kürt hareketinin şimdiye dek mücadele mağdurlarının istihdam, eğitim, sağlık ve konuttaki temel ihtiyaçlarını karşılamada önemli bir çabası olmadığı ileri sürülmüştür.

Çalışmada, ana-akım Kürt hareketinin ülkedeki temsil düzeyi % 1’i bulmayan Türk solu ile daimi ittifak çabası varken, bugüne değin diğer Kürt gruplarıyla ittifak çabası içine girmeyişi de eleştiri konusu yapılmıştır. Yazarın bu eleştirisinin haklı yönleri olsa da, ittifak çabasının ana-akım Kürt hareketi dışındaki gruplarda da yeterli karşılığı olmadığı kabul edilmelidir. Kaldı ki ana-akım Kürt hareketinin Türk solunun çok az bir bölümüyle ittifaklar geliştirdiği de göz önünde bulundurulmalıdır. Kürt hareketinin Türk soluyla ilişkisi, ittifaklardan çok Türkiye’ye açılma/Türkiyelileşme şeklinde gelişmektedir.

Irak Kürdistan Bölgesi ve Suriye’deki Kürt kantonlarının kuruluşunun Türkiye’nin Kürt meselesini şekillendirmesindeki rolünü değiştirdiği tespitinin yapıldığı çalışmada, Ortadoğu’daki ilk Kürt federe devletinin (Irak Kürdistan Bölgesi) idari ve siyasi model iitibariyle Türkiye’deki Kürt politik grupları için yeni bir bilişsel ve normatif bir çerçeve sunduğu belirlemesi yapılmış, bu nedenle ana-akım Kürt hareketinin Türkiye’de Kürt meselesinin çözümü için sunduğu siyasi projeyi değiştirmek zorunda kaldığı ileri sürülmüştür. Gerçekten de ana-akım Kürt hareketinin Demokratik Cumhuriyet projesinden Demokratik Özerklik projesine geçişinde bu hususun etkisi belirgindir.

Politik Kürt Bölgesine Doğru

Araştırmada, üç ana Kürt bloğunun -ulusal, dini ve ekonomik elitler- Türkiye’de politik bir Kürt bölgesinin inşasına yönelik işbirliği geliştirme ve mutabakat inşa etme süreçleri analiz edilmiştir. Üç ana bloğun politik bir Kürt bölgesinin inşasına yönelik ortak bir bilişsel çerçeve, paylaşılan çıkarlar ve kabul edilmiş kurallar inşa etme kapasitelerinin sorunlaştırıldığı çalışmadan çıkan ana sonuç şudur: “Ulusal, dini ve sınıfsal dinamiklerden kaynaklı bölünmeler Kürt grupları arasında Türkiye’de politik bir Kürt bölgesinin inşasına yönelik mutabakat inşa süreçleri önünde önemli engeller oluşturmuştur. Birçok dinamik ve süreç üç Kürt bloğunu düşünceler ve çıkarlar düzeyinde yakınlaşmıştır. Bununla birlikte, üç Kürt bloğu bugüne kadar ortak bir örgüt, kurum ya da platform ve kabul edilmiş kurallar inşa edememiştir. Aktörler bugüne kadar büyük oranda ideolojik ve siyasi kimliklerini, sahalarını ve tekil stratejilerini esas almıştır. Bundan ötürü, müzakere süreçleriyle belirsizlikler azalmış olsa da, çatışmalar üstü örtülü, göreceli mutabakatlar ise kırılgandır. Açıktır ki, grupların düşünceleri, çıkarları ve kurumları denk ağırlıklara sahip değildir ve grupların tekil çıkarları Kürt bölgesindeki kolektif eylemin şekillenmesinde belirleyici olmuştur. Merkezi devletin yıkıcı etkisi ve geçmişin izine güçlü bağımlılığın yanı sıra, tekil çıkarların belirleyiciliği ve ağırlığı bugüne kadar Türkiye’de politik bir Kürt bölgesinin inşası önünde önemli engeller oluşturmuştur.”

Yazar, araştırmasını elitlerle sınırlı tutmasını kendisine göre açıklamaya çalışmış ise de, araştırma kırsal alanları kapsamayıp ‘şehirle’ sınırlı kalmış gibi görünmektedir. Sanayileşmenin çok sınırlı olduğu Kürt bölgelerinde tarım ve hayvancılık ekonomisi ve özellikle köyün/köylülüğün ele alınmayışı ve ekonomik elitin sanayici/tüccarla sınırlı tutulması çalışmanın temel eksikliklerinden biri olarak görülmelidir.

Cuma Çiçek, “Kürt ulusal birliği”, Kürt ulusal kongresi tartışmalarının yoğun olarak tartışıldığı bir dönemde Türkiye Kürdistan’ında Ulus, Din, Sınıf: Türkiye’de Kürt Mutabakatının İnşası sürecini ve zorluklarını bilimsel veri ve kavramlar ışığında açıklamaya çalışmıştır. Her ne kadar çalışmasını Türkiye Kürdistan’ı ile sınırlasa da, sahip olduğu bilgi birikimi ve tecrübelerine de yer vererek, küreselleşmenin, Avrupalılaşmanın, Irak Kürdistan Bölgesinin ve Rojava’daki kantonların kuruluşunun bölgeyi ne denli etkisi altına aldığını ortaya koymuştur. Kürtlerin siyasal birliği önündeki engellerin tartışılması, engellerin aşılması kadar önemlidir. Bunun yolu yeni araştırmalardan ve yeni bulgulardan geçer. Yazarın bu çalışması bu konuda yapılması gereken daha birçok şeyin olduğunu gösteriyor.
Sonuç olarak karşımıza dikilen anlamlı bir soru var: Kürt aktörler seküler, dindar, sosyalist, kapitalist olarak kendilerini tanımlayanlar,  bir ara yol bulabilecek; bir mutabakat inşa edebilecekler mi?

* Bu yazı Mesele’nin 105. sayısında yayımlanmıştır.

Facebooktwittergoogle_plusmail

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir