Anne Hangi Bienalden Başlıyoruz? – Hıdır Eligüzel

Facebooktwittergoogle_plusmail

Hıdır Eligüzel

Can Eligüzel’e

Sanat, eskiden sadece hüner sahibi sanatçıların dâhice resimler çizip becerileriyle heykeller yapmalarından  ibaret sanılıyordu. ” bu cümle Halil Altındere ve Süreyyya Evren’in birlikte hazırladıkları Çocuklar İçin Türkiye Güncel Sanatı kitabından. Sanata dair Altındere ve Evren’nin bu betimlemesi,  temel sanat eğitimininde blok flüt ve sıranın gözünde unutulan resim dosyası arasına sıkışmış bizler için, bir kurtuluş cümlesi gibi.

Çocukluğumuzda ne el becerimiz ne de el becerimizi yönlendireceğimiz  dâhiyane düşüncelerimiz vardı. Atatürk heykellerinden daha güzel  bir şey yoktu ilkokul bahçelerimizde. Koridorlardaki Osmanlı padişahların portreleriyle gururlanır, 23 Nisan kutlamalarında halaylar çekerdik. Stadyumlarda ellerimizde kartonlarla modern dans kareografilerinin en “garip” örneklerini sunardık tribünlere.  Beethoven, merdivenlerden uçarak çıkmak istediğimiz teneffüs ziline saklanmıştı. Sanata dair bu çocuksu hallerimizin bizler büyüyüp geliştikçe serpildiğini, derinleştiğini sanata, kültüre ve estetiğe dair kişisel değerlerimizin ise ergenliği de aşarak erginliğe kavuştuğunu söylemek maalesef mümkün değil.

Yaz bitti. Kültür sanat alemine dair pek çok etkinlik de peşi sıra yüzünü göstermeye  başladı. Eylül 2015’ten itibaren iki buçuk ay boyunca da yüksek tempolu bir takibin içinde olacağız gibi görünüyor. Bu yüksek tempoyu en verimli şekilde değerlendirmek için kitapçıların sanat raflarına yöneldiğimizde kitapların sayısından ve niteliklerinden ötürü kafamız karışabilir. Bizleri modern sanatın örnekleriyle yalnız bırakmayan bu kitaplardan kısa kısa bahsetmek bile oldukça zorlu bir çabayı gerekli kılıyor. Benim bu yazıya konu ettiğim çalışma ise Süreyyya Evren ile Bige Örer’in ortak çabası olan  Zaman Makinesi ile Renkli Bir Gezinti: Çocuklar İçin İstanbul Bienalleri  kitabı.  Süreyyya Evren modern sanat meselesinde takındığı farklı ve kendine has tutumunu yayımladığı diğer  kitaplarla devam ettiriyor. Çocuklar İçin Türkiye Güncel Sanatı, Osman Hamdi Bey’den Picasso’ya Çocuklar İçin Sanat  ve bu yazıya konu ettiğim kitaplarında Süreyyya Evren ve arkadaşları sanatın ‘yeni’ katılımcılarına hatta yaratıcılarına sesleniyor. Her kitap kendisine özgü nitelikler barındırmakla birlikte özünde sanata dair temel soruları  da gündeme getiriyor. Sanat nedir, kime sanatçı denir ve sanatı kimler takip eder?

Ebeveyn, Çocuk ve Bienaller

Kojin Karatani’nin Metafor Olarak Mimari çevirisiyle Türkçeye kazandırılan kitabı uzun süre adındaki “mimari” sözcüğünün de etkisiyle kitapçıların mimarlık raflarında tutulmuş, çok sonraları “felsefe” kitaplarıyla aynı rafta kendine yer bulabilimişti. Bu kitabın başına gelenler şimdilerde bu üç kitabın başına gelseydi şaşırmayacaktım, kitapçılardan birinde gördüğüm manzarayı fotoğraflamak zorunda kaldım. Soldan sağa yetişkinler için boyama kitapları ile sinemada da iyi iş yapan kitabın çizgi roman uyarlamasının arasında Osman Hamdi Bey’den Picasso’ya Çocuklar İçin Sanat ve Zaman Makinesi ile Renkli Bir Gezinti Çocuklar İçin İstanbul Bienalleri kitapları usulca durmaktaydı. Kitabın başlığında yatan  “çocuklar için” ifadesi  sizi yanıltmasın, kitabı kendiniz  için de almaktan çekinmeyin. Çünkü Evren ve Örer’in titiz çalışması sayesinde  kitap bienalleri, modern sanatı, modern sanatçıları ve eserlerini başlangıç seviyesinde düzeyinde anlatıyor. Böylece, sanatla buluşma imkânını çocuklar yaşamlarının erken bir döneminde, ebeveynleri ise biraz gecikerek  bulabilecekler;  her iki neslin de modern sanatla arasındaki uzaklığı ortaklaştırarak  kapatacaklar. Çünkü, çocukluk kişinin yaş olarak, ömrünün sadece bir evresi değildir. Çocukluk, her haliyle acemiliğimizi ama cesaretimizi; sınırsızlğımızı ama deneyimsizliğimizi ancak illa ki oyunculuğumuzu anlatmaz mı? Yaşamımıza dair küçücük  tohumları saklı tutan çocukluk; hatalar, yaralanmalar, yanılmalar, öğrenmeler, oyunlar bileşkesidir.

İstanbul Bienali Küratörü Fulya Erdemci’nin söylediği gibi, “Sanatın rolü yeni diller yaratmakla ilişkilidir ve sanat geleceğin görünümlerini açabilir…” yeni diller yaratmak sanat ürünlerinde kullanılan malzemeyi, sergi alanını ya da işin kendisini değil aynı zamanda onu takip edenlerin de döngüye girmesini içerir. Çocuklar bu yeni dilin en önemli aktörlerinden biri olduğunu, günün her saatinde gerçekleştirmektedir. Anıl ve Johanthan Barnbrook’un  farklılaşan yazı karakterleri, renk kullanımları ve tasarımları kitabın sayfalarını oldukça dikkat çekici hale getiriyor.  Bu işlerde çocuk ve sanat arasındaki mesafeyi daraltan pedagojik  bakışın izleri fark ediliyor. Böylelikle birer kültür sanat sorusu olmaktan çıkan yüze yakın sanatçı ve eseriyle tanışmış olacağız. Böu bakımdan sanatı, çocukların algı yörüngesine sokarken “nasıl?” sorusunun önemsenmesi, çocuk yazını açısından yaşamsal görülmektedir.

Zaman Makinesi ile Renkli Bir Gezinti, Haz. Süreyyya Evren, Bige Örer, İKSV, 110 sf. 2015.
Zaman Makinesi ile Renkli Bir Gezinti, Haz. Süreyyya Evren, Bige Örer, İKSV, 110 sf. 2015.

Çocuklar için Bienal kitabı

Süreyyya Evren ve Bige Örer kitapçıları, sanat severleri, sanatçıları  hatta çocukları dâhi ters köşeye yatıran çalışmalarıyla bizlere kendi acemiliklerimizi, deneyimsizliklerimizi, kusurlarımızı görme olanakları sunuyor. Bunu da iki yılda bir gerçekleşen İstanbul Bienallerinde sergilenen eserlerden derledikleri kitaplarını “zaman yolcularına” teslim ederek gerçekleştirmektedirler.  Bienal’deki kimi katılımcılar bu renkli gezintinin yolcularından, belki de Boğaziçi köprüsünün ışıklarını yaktıran ağlamaların sahipleri olabilirler.

İstanbul Bienali’nde (22 Eylül-17 Kasım 2001) Alberto Garutti, şehre “yeni bir hemşehrilerinin” dünyaya geldiğini haber vermek adına, Üsküdar’daki Zeynep Kamil Hastanesi’nde doğan her bebek için Boğaziçi Köprüsünde bir ışık  yaktı. Bu hikayenin kendisi kitaptaki pek çok diğer seçilmiş iş gibi sanatı, şehri ve “çocukları” odağa almıştı. Kara bir kedinin sizi pencerede beklediği bu kitapta Süreyyya Evren ile Bige Örer’in yazılara M. K. Perker’in tematik çizimleri eşlik ediyor. Perker’in üslubunu kitaplarından ve çizmeye devam ettiği yayımlardan anımsadığımızda kitabın bütünlüğüne büyük katkısı olduğunu söylemek mümkün. Kitabın ilk sayfalarında çocukların gezindiği mekanların hazırlanmasını sağlayan Bienal çalışanlarını, kitabı kapatırken bizlere anımsatıyor olması Perker’in Bienal kapsamındaki “kaçak” çalışması gibi duruyor. Bienal çalışanları, bu sihirli dünyanın kurucuları olarak ilk teşekkürü hak edenlerden.

Bige Örer kitabın  okurlarının ‘güncel sanatla ilk kez bu sayfalarda buluşacaklarını’ öngörmektedir. Bu konuda oldukça haklı olabilir. Ancak, güncel sanatla ilk kez karşılaşanlar sadece minik okurlar değil, aksine, sanatla olan ilişkisi çocukluk evresinde olan kişilerdir de. Bu kitlenin azımsanmayacak  büyüklükte olduğunu kitaba dair tartışmalarda, sohbetlerde, sergilerdeki katılımcıların tavırlarında görebilmekteyiz. Çünkü kitap, 2013’de on üçüncüsü gerçekleştirilen İstanbul Bienallerinden seçilen doksanı aşan eser, Süreyyya Evren’in öyküleriyle bir araya gelmiştir. Bu eserlerin seçiminde, sanat tarihindeki konumu, kullanılan malzemeler, temel kavramları aktarması hatta görsellerin kalitesi gibi kıstaslar öne çıkarılmıştır.  Kitabın bir diğer önemli kısmı , seçilen eserler özelinde her bienale atfen ‘okuyucuları’ katılımcı hale getiren ‘Sıra Sende’ bölümleri. Burada okuyucuların zaman makineleriyle bir önceki bienale doğru yola çıkmadan önce,  görmüş oldukları sanat eserlerinden, malzemelerden belki de düşüncelerden hareketle kendilerine ait bir eser meydana getirmeleri amaçlanmaktadır. Böylelikle okur da kitaba ve dolayısıyla sanata dahil edilmektedir. Kitabın sonuna bienal eserlerinin ve sanatçılarının sıralandığı dizine kendi adımızı usulca yazarak, kendi kitabımıza sahip olabiliriz. Böylece acemiliklerimizi cesaretle birleştirip sınırsız hayal gücümüzün yardımıyla yeni bir oyun kurabiliriz. Kitapta güncel sanat çalışmalarına ilişkin kullanılan temel sözcükleri daha detaylı açıklamak için oluşturulmuş ‘Mini Sözlük’ de işimize yarayabilir.

“Ama İstanbul başka bir yerdi…”

Cevdet Erdek’in İstanbul Bienallerine ilişkin çizdiği cetvelin aksine kitap zaman makinesini gerekli kılacak şekilde 2013 yılındaki 13. İstanbul Bienali ile başlıyor. 14 Eylül-20 Ekim 2013 tarihlerinde gerçekleşen ve 37 günde 337.429 kişinin katıldığı 13. Bienal bugün de geçerliliği devam eden bir soruyu iletmişti: “Anne, ben barbar mıyım?”. Kitapta Bienal’den seçilen çalışmalardan biri olan Martin Codiano ve Tomás Espina tarafından Galata Rum İlköğretim  Okulu’nda gerçekleşen ‘Nüfuz Alanı’nda sınıflar ‘gerçek bir ev’ gibi döşenmiş halde bulunuyor. Ev sakinleri çok uzağa gitmemiş olacaklar ki, ev oldukça düzgün ve yerli yerinde duran eşyalarıyla insanlara pazar sabahı huzurunu veriyor. Ancak, huzurun burada oturmadığı kısa sürede anlaşılıyor, çünkü yerli yerinde duran tüm eşyaların aslında kırılmış, çatlamış, kimileri de acemice birleştirilmiş haldeler. Odalardaki sakinliğin aslında zorla birleştirilen parçaların sessizliğinde olduğunu düşünüyorken, zaman makinesinden de çıtırtılar geldiğini duyabiliriz.  Bir önceki Bienal için acele etmemiz gerekecek sanırım. Hızlıca zaman makinesine doğru ilerken sınıflardan birinde Wang Qingsong’un  ‘Kendini Takip Et’ çalışmasındaki çocukların kitap dağlarının arasında yığılmış hallerini görebiliriz. Biz kendi yolumuzu takip edelim. Hızımızı kesinlikle azaltmayalım!

Zaman makinemizi çalıştırmadan önce çantamızı kontrol etmekte fayda var. Çünkü Bienaller kapsamında sadece kapalı sergi salonlarını değil aslında bir bütün olarak İstanbul’u da gezmiş olacağız, böylelikle o ana değin görememiş olduğumuz kimi ayrıntıların farkına varabiliriz. 3. İstanbul Bienali’ne (17 Ekim-30 Kasım 1992)  geldiğimizde Küratör Vasıf Kortun bunu bize bir kez daha anımsatacaktır: “ Ama İstanbul başka bir yerdi…”.  Vasıf Kortun’un bunu 44 gün boyunca bienale gelen 14.000 kişiye tek tek söylediğine inanabiliyor musunuz? 14. İstanbul Bienali’ne geldiğimizde bizler de bunu dile getirecek miyiz?

Şehir büyük, işler de bir o kadar ilgi çekici ve teşvik edici. 12. İstanbul Bienali’nin Küratörleri Jens Hoffmann ve Adriano Pedrosa’nın sözleri  belki de insan yaşamının özelde de sanat ile kurduğumuz ilginin kökenine yöneliyor: “Bu dünyayı gerçekten daha iyi bir yer haline getirmek isteyen ve değişimin tetikleyicisi olabileceğini düşünen sanat sanatın ruhuyla…” 14. İstanbul Bienali bizleri bekliyor. Bienallerde yolumuzu ve kavramlarımızı kaybetmememiz için, Süreyyya Evren ve Bige Örer’in renkli gezinti kitabı bir kılavuz niteliği taşıyor.

* Bu yazı Mesele’nin 106. sayısında yayımlanmıştır.

Facebooktwittergoogle_plusmail

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir