Ahmet Büke’den İnsana İyi Gelen Öyküler – Bahar Çubuk

Facebooktwittergoogle_plusmail

Bahar Çubuk

“Nasıl bir yağmursa, aydınlık gökyüzünden durmadan düşüyordu bizim şehre.” Bu satırlar “İnsan Kendine De İyi Gelir” öykü kitabının yazarı Ahmet Büke’ya ait.  Yazarın öyküleri de bizim aleme aynı böyle düşmekte. Aydınlık yüreğinden, İzmir- Varyant sokaklarından kalbimize kalbimize doğru… Kranta bir yazar değil o, hani Edip Cansever’in Mendilimde Kan Sesleri şiirindeki Ahmet Abi gibi. Hani mahallenin yalnız, ama kocaman kalbi ve sihirli elleri olan insanları vardır ya, işte onlardan Büke. Hepimizin yüreğini iyi edecek bir yazar. Kocaman dünyalar sunacak bir yazar. Eski zamanlarda rahipler kılavuzluk edermiş insanlara, şimdilerde de pek farkı yok, siyasi imamlarımız kılavuz, ama bilinir ki; kılavuzu karga olanın burnu pislikten çıkmazmış. Yıllardır süren savaşlar bunun göstergesi. İşte tam da bu noktada artık edebiyatçıların, öykücülerin, sanatçıların toplumda bir adım öne çıkmasına ya da sadece topluma yön vermesine ihtiyaç var. Her gün ülkenin dağında, şehrinde insanlar, çocuklar ölürken, siyasal tavrınızla edebiyat zevkiniz bedeninize ikinci bir ten gibi oturmuşsa, Ahmet Büke gibi yazarların bir adım öne çıkması tez elden ihtiyaçtır. Edebiyat tutkunu olmak okura ve yazara tek bir insan yaşamının sınırlarına sığmayacak binlerce dünya ve kişilikte yaşama olanağı sunar. Unutamadığımız yazarlar ancak kendilerine özgü bir gerçeklik, bir gerçekler dünyası yarattıklarına göre Ahmet Büke’de bu yazarların arasına kendisini altın harflerle yazmıştır.

Ahmet Büke’nin yeni kitabı İnsan Kendine De İyi Gelir sonbaharın ilk günü kitapçı raflarına çıktı. Yaklaşık bir yıldır yeni kitap beklediğimiz yazarımız daha fazla bizi meçhullere sürüklemedi.  Koca berbat bir kış geçirmiştik, çocuklar ölmeye devam etmişti, iktidar bizleri karanlık zindanlara atıp, lal bırakıyordu, böylesi koca kışta her Pazartesi Ahmet Büke öyküleri merhem oldu bize. Şimdi o merhemler, kitaplaştı. Bu noktada Mine Soysal ve On8blog ekibine de edebiyata ve insana olan katkılarından dolayı binlerce teşekkür sunmak gerekir. Çünkü herkesin sustuğu, kabuğuna çekildiği devrim yol arkadaşlığı yapan ‘’anarşistlerin’’ saf değiştirdiği bir dönemde, hala muhalif bir alandan edebiyat üretmek herkesin harcı değildi;insana direkt dokunma hali idi. Bu artık bir yüreklilik işi haline gelmişti. Ama Mine Soysal ve ekibi edebiyatın, ülkenin, ağacın bile, Ahmet Büke gibi koca yürekli yazarlara ihtiyacı olduğunu biliyordu. Geçen Yaz Ahmet Büke bir mektup yazmıştı Sait abisine (Sait Faik Abasıyanık):yunus sesinde, deniz dalgasında olduğundan bahsetmişti, bütün yaz bitti, bir yaz daha geçti hala aklımda o güzel sesleniş var. Her cümlesinde kendi özgünlüğünü taşısa da sanki o çok sevdiği ve sevdiğimiz Sait Faik’den armağan bize Ahmet Büke. Son yıllarda öykü; popüleritesini arttırarak, biz öykü okuyucularını sonsuz memnuniyetlere sürüklemekte. Bu da her geçen gün edebiyat dergilerinin sayısını artırıyor, öyküye ilgiyi ve öykü yazımına alan açıyor. Ülkemizde Sait Faik, Bilge Karasu, Tomris Uyar gibi hiçbir zaman eskimeyen öykü serüvenini şimdi Ahmet Büke gibi -son öykü bükücüler- devam ettirmekte. Yepyeni ayrı tatlarla…

İnsan Kendine de İyi Gelir, Ahmet Büke, on8kitap, 2015, 200 sf.
İnsan Kendine de İyi Gelir, Ahmet Büke, on8kitap, 2015, 200 sf.

Kitap, kısa bir çok öyküden oluşuyor. Öykülerin çoğu üç sayfayı geçmiyor. Ancak kısacık öyküyü okuduktan sonra mıh gibi kilitlenmiş gibi oluyorsunuz. çıkıyorsunuz. “Hakikatin Z Hali” öyküsünde işkencelere tanıklık eden eden bir fare anlatılıyor. İnsanların sustuğu, susturulduğu bir ortamda devlet işkencesinde ölen insanların gömüldüğü yerleri bir fare gösteriyor. Biliriz ki bellek, kendince elemeler yapmaya, gerçeği değiştirmeye, dahası unutmaya yatkındır. Yazar burada kolektif bir belleğin parçası olduğunu ve edebiyatın geçmişle geleceğin arasındaki bir köprü olduğunu hatırlatıyor okuruna. Bununla yazar, 12 Eylül askeri darbesinin o vahşi uygulamalarını görmemiş kuşaklara bir farenin tanıklığıyla yapılan işkenceleri anlatıyor. Yeni kuşaklar işkenceleri görmeseler de öyküler, romanlar onları gerçeğe ulaştırıyor. Giderek ülke şu anki durumu ile eski karanlık günlerine doğru yol alıyor, aynı ortak acıyı hep birlikte taşır hale geliyor. Yazarın toplumsal bellek oluşturması işte bu noktada önemini ortaya koyuyor.

Kitapta bir Arap Hatçam Teyze var ki, evlere şenlik onun öyküleri. Yazarın ustalığı; gördüğü, tanıdığı birini düpedüz anlatabilmesinden çok, yaşamı süresince edindiği birikimle, anlatacağı kişiyi bir daha var edebilmesine bağlı. Bu öyküyü okuyan ne hisseder bilemem, ama bana özlemi, özlemle aradığım giden insanları hatırlattı öyküler. Bir eksik eteğin seni iyi etmesine muhtaçlığı hatırlattı. Tıpkı kitaptaki babaanne ve dede gibi. Bir ağıt gibi arkalarından yazılan öyküler… Bambaşka bir dünyaya yolculuk. Gerçek bir yolculuk ama, sahici bir sokak, sahici sokakta geçen bazı bazen mizahi, bazen ferahlatıcı bir yaşam gayesi içinde, bazen de hüzün ve keder dolu öyküler. Okumaya başladığınız andan itibaren içine daldığınız bir sokak, mahalle. Ha!sokak, mekan güzellemesi yapmıyor yazar, tamamen gerçek üstü olamayan bir yerin içinden, hayatımızın içinden bir sesleniş bu.

Şu yoksun ve yoksul dünyada bize hayata tutunmayı öğretiyor Büke satırlarında. “Varız, var olmalıyız” diyor. “Her şeye rağmen iyi olmalıyız, tutunmalıyız hayata” diyor. Yazar bir satırında şöyle demektedir: “İnsan hayata dayanmakla da meşhurdur. Böyle olmasa bugünü görmek mümkün olmazdı.” Öykülerin birinde babaannesini ve dedesini yitiren, dünya dediğimiz saçmalıktan bağını koparan kahramanımızın imdadına Arap Hatçam Teyzesi yetişiyor.  Onun hem yüreğini iyi edecek, hem bedenini iyi edecek bir sürü yemek yapıyor. Devlet dediğimiz o kara dehlizlerin içine daha düşmemiş Arap Hatçam Teyze, düşse bile yenilmemiş. Büke’nin satırları bu noktada iyi ki öykü var dedirtiyor bize. Başka bir öyküde yine Arap Hatçam Teyze başroldedir. Yetimlerin açların karnını doyurmak için kamyon çalıyorlar. Nefes alıp, gülümsüyorsun. Çünkü birbirimize lazımız ve Ahmet Büke bunu çok iyi bilen ve bunu okuruna aktarmaya çalışan bir yazar. Birbirimizi ve kendimizi iyi ederiz, yeter ki isteyelim demekte sanki kendisi.

Yazarımız elbette ki toplumsal cinsiyet belası üzerine de kelam ediyor, kelam etmek demeyelim aslında, onun da dertlerinden birinin bu olduğu her öyküde anlaşılıyor. “Hiç Parasız Pulsuz Kalmadım Ki” öyküsünde şu satırlara yer verir: “Evladım” dedi öğretmenim, “Benim bir kocam var. Bu ne demek biliyor musun? Yeterince kederim var demek, fazla uzatmayalım, ne istiyorsun sen?” Büke’nin bir öyküsünde de mahalleye kadın taburu gelmiştir, İnsan Kendine De İyi Gelir’in taburu gelmiştir, sözde aşığı tarafından öldürülen Gül için. Onun hakkı için. Bu öyküyü okuyan kadınlar kendini çok güçlü hissediyor, öyle intikam satırları yok öyküde, sadece kadın dayanışması var. İhtiyaç duyduğumuz şey bu aslında, kadın dayanışmasına bir erkek yazarında önem vermesi, bu alanda görevi, yükü sadece kadın yazarların omuzlarına bırakmaması.

İnsan doğası gereği sosyaldir’i vurguluyor bir yandan kitapta Büke, bir yandan küresel araçlarıyla insanın insanı sömürmediği dünyayı işaret ediyor. Ve yine bir yandan kolektif olanı yüceltirken, öznelin yok olması tehlikesini işaret ediyor öykülerinde. Sosyalist öyküler bunlar, yeni hayat inşalarını hayal ederek yazıldığını hissediyorsunuz okurken. Dedeyi, babaanneyi, torunu, Arap Hatçam Teyzeyi, mahalleliyi birbirine bağlayan parti veya devlet gibi baskıcı yapıların değil, yardımlaşma ve dayanışma iyiliği olduğunu görüyorsunuz. Kitabın adı da kitaptakiler kadar güzel. İnsan Kendine de İyi Gelir, durup dayatılanı değil de kendini keşfettiği zaman. Bu kitap sayesinde hiç tanımadığım güzel bir insan ile tanıştım, kitap öyle güçlü kudretli bir şey.

* Bu yazı Mesele’nin 106. sayısında yayımlanmıştır.

Facebooktwittergoogle_plusmail

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir