12 Eylül faşizminin dayattığı imha politikasına karşı: Direnmek, yaşamaktır…

Facebooktwittergoogle_plusmail

Şöhret Baltaş

Keşke her Eylül’de aklımıza 12 Eylül karanlığı gelmese… Keşke bu ülkenin belleğinden, 12 Eylül’le başlayıp kesintisiz devam eden bu karanlığı çıkarabilsek… Ne yazık, olmuyor, çıkıp gitmiyor. Bugün hâlâ nereye baksak, o kanlı miladın izlerini görüyoruz. Suruç’tan Silvan’a, Silopi’den Yüksekova’ya ve Soma’dan Hopa’ya halkı katleden devlet aklı hiç değişmedi. Açıktan kahramanlık söylemine, derinden de komplo ve provokasyonlara dayanan bu aklın ete kemiğe bürünmüş hali, Diyarbakır Zindanında yatan Kürt mahkûmları köpeği Co’dan daha değersiz gören Esat Oktay Yıldıran Binbaşı idi.

Ama… Bir sınıfın (ve bir milletin, bir mezhebin) diğer sınıflar (ve milliyeti, inancı farklı kitleler) üzerindeki zorbalığının aygıtı olan devlet var oldukça var olan, boyun eğmeyen bir direniş ruhu da var. Tıpkı Esat Binbaşı’nın boyun eğdiremediği Kemal Pir, Mehmet Hayri Durmuş, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek gibi…

Eylül 1982

12 Eylül faşizminin Kürt bölgelerine uyguladığı “özel” muamelenin en önemli parçasıydı Diyarbakır Zindanı. Kürt halkının “dağlarda yürürken ‘kart kurt’ sesleri çıkardıkları için bu adı alan dağ Türkleri” olduğunu, binlerce insanın gözlerine bakarak söyleyen paşalar ya halkın zekâsıyla dalga geçiyor, ya da halkı da kendileri kadar ahmak sanıyorlardı. Kürt halkını tarihten silmek için yürürlüğe konulan imha operasyonu Diyarbakır Cezaevi’nden başladı. Çoğu 25 yaşın altındaki Kürt gençlere ağır sistematik işkence uygulandı: Çırılçıplak soyup üzerlerine köpek saldırttılar, boyunlarına zincir bağlayıp çekiştirdiler, askıya astılar, bacaklarından bağlayıp gerdiler, hepsini soyup üst üste bindirerek İstiklal Marşı okuttular, copla ve copsuz tecavüz ettiler, lağım suyuna sokup bok yedirdiler, sesleri kısılana kadar avaz avaz marş söylemeye mecbur ettiler, suratlarına işediler… Çok sonraları, o zindanda azıcık insanlığı kalmış herkesi utandıran akıl almaz işkenceleri anlatan kitaplar yazıldı; yapılanları tarife söz yetmedi, resimler çizildi, Auschwitz’den sonra Diyarbakır Zindanı da insanın insana yapabildiği eziyetin belgesi olarak tarihin belleğine kaydedildi.

İşte o zindanda, işkencecilere boyun eğmek yerine bedenini ölüme yatıranlar vardı: Kemal Pir, Mehmet Hayri Durmuş, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek.

Kemal Pir, Karadenizli bir devrimciydi. 1976’da Kürt meselesiyle tanışmış ve Türkiye devriminin Kürdistan devrimine bağlı olduğuna inanarak Kürt özgürlük hareketine katılmıştı. 1977 ve 78’de iki kez yakalanmış ancak kısa bir süre hapis yattıktan sonra cezaevinden kaçmıştı. 1979’da Filistin-Lübnan kamplarına giderek Kürt ulusal mücadelesi üzerine çalışmalar yürüten Kemal Pir, 1980’de siyasi faaliyet yürütmek üzere ülkeye döndü ancak sonbaharda yakalanarak Diyarbakır Cezaevi’ne götürüldü.

Mehmet Hayri Durmuş Bingöllüydü. Hacettepe Tıp Fakültesi’ni kazanarak Ankara’ya gitmiş, bu dönemde sosyalizm ve Kürt meselesine kafa yormuştu. 1975’te bir grup Kürt aydınla tanışarak onlara katıldı, Ankara’da kaldığı 1977 yılına kadar, propaganda ve eğitim faaliyetlerini sürdürdü. Aynı yıl okulu terk ederek memleketine döndü ve profesyonel devrimciliğe başladı. Nusaybin, Kızıltepe ve Viranşehir’de eğitim çalışmaları yürüten Hayri Durmuş, 1979’da yakalandı. Savunmasında kendisini yargılayanları sanık sandalyesine oturtan Durmuş, Diyarbakır Cezaevi’ndeki Kürt mahkûmlarla sürdürdüğü çalışmalarla zindanın direniş odağı haline gelmesinde büyük rol oynadı.

Ali Çiçek, Urfa’da yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmişti. Küçük yaşta Kürt özgürlük hareketine katıldı ve daha 16 yaşındayken tutuklanarak hapse atıldı. 12 Eylül’le beraber Diyarbakır Zindanına getirilen Ali Çiçek, hücreye kapatıldı ve daha 19 yaşında eşi benzeri görülmemiş işkence yöntemlerine maruz bırakıldı.

Akif Yılmaz, Karslıydı. Öğretmenken Kürt özgürlük hareketine katıldı ve Kars ile Diyarbakır’da çeşitli sorumluluklar üstlendi. 1980 yılının Nisan ayında Diyarbakır’da yakalandı ve on beş günlük bir sorgu sürecinden sonra tutuklanıp cezaevine konuldu. 12 Eylül darbesiyle birlikte hücreye atıldı ve en fazla işkence görenlerden biri oldu.

Berxwedan Jiyane / Direnmek Yaşamaktır

14 Temmuz 1982 günü Mehmet Hayri Durmuş, uzun süredir Kürt tutuklular olarak kendi aralarında dile getirdikleri kararı, mahkeme önünde açıkladı:

“Zulüm ve işkence doruğa çıktı. Yaşamlarımıza saldırı yapıldı. İnsanlar katledildi. Zindandan cesetler çıkıyor. Yüzlerce insan sakat kaldı. Değer ve fikirlerini korumak isteyenler için başka yol kalmadı. İnsanlar zorla itirafçılaştırılıyor. Kimin ne zaman öleceğini kimse bilmiyor. Savunmaların hazırlanması engelleniyor. Mahkemeler bu olaylara karşı gözlerini kapatıyor. İşkence altında yaşamanın hiçbir anlamı kalmadı. Bu baskıları protesto etmek için bu dakikadan itibaren ölüm orucuna başlıyorum. Ölümümle direnişi yükselteceksem halkım ve partim adına bahtiyar olacağım.”

Bu açıklamanın ardından Kürt tutsaklar ölüm orucuna katılacaklarını açıkladılar. 12 Eylül faşizminin dayattığı imha politikasına karşı şiarları, “Berxwedan Jiyane” idi, Direnmek Yaşamaktır…

Bu eylem Kürt siyasetinin dönüm noktalarından biri ve ilk ölüm orucu olarak tarihe kaydediliyor ve 12 Eylül faşizmine karşı ilk başkaldırı anlamına geliyordu.

Daha önce hücrede ölüm orucuna girerek hayatını kaybeden Ali Erek; 82 Newroz’unda bedenini ateşe vererek ölen Mazlum Doğan; 17-18 Mayıs’ta Mazlum’un yolundan giderek hayatını kaybeden ve “Dörtler” olarak anılan Ferhat Kurtay, Eşref Aynık, Necmi Öner, Mahmut Zengin bu mücadelenin ilk sembolleriydi elbette. 82 Direnişi ise, kendilerine dayatılan yaşamı topyekûn reddetmenin adı olarak Kürt halkının belleğine kazındı.

Diyarbakır Zindanında vahşete karşı direnmek için bedenleri dışında hiçbir şeyi olmayan tutsaklar, tek direniş yolu olan iradelerini kullandılar. Teslimiyete, yok edilmeye, yol sayılmaya karşı direnmeyi seçtiler.

Kemal Pir, direnişin 55. gününde, 7 Eylül’de yaşamını yitirdi; ardından 13 Eylül’de Mehmet Hayri Durmuş, 15 Eylül’de Akif Yılmaz ve 17 Eylül’de Ali Çiçek… “Yaşamını yitirdi” demek doğru mu, bilmem; belki de “Direnmenin Yaşamak demek olduğu bir yere göçtüler” demek lazım…

Onların öldüğü gün, Esat Oktay Binbaşı ve ekibi cezaevini terk etmek zorunda kaldı. Bu, 12 Eylül vahşet ve imha politikalarının büyük direniş iradesi karşısında iflas etmiş olması demekti.

**

KUTU OLSUN

1990’dan bu yana Kürt hareketinin siyasi partiler tarihine baktığımızda, cezaevleri ve faili meçhuller görüyoruz. Kürt hareketi 1990’dan bu yana egemenlerin deyişiyle “ova”da siyaset yapmaya çalışıyor, ama cevabı cezalandırılmak, kapatılmak, tutuklanmak, öldürülmek oluyor.

Kürt siyaseti, tam 25 yıldır eşit yurttaş sayılmayı bekliyor.

Bugün bir yandan, sonucunu beğenmediği seçimi tekrarlatan keyfiyetçi despota karşı mücadele ederken, öte yandan dağlardan inen öfkeye kalkan olmaya uğraşıyor ve kıldan ince kılıçtan keskin bir çizgi üzerinde var olmaya çalışıyor.

Hataları da vardır elbet; ama bu hataların, ülkenin batısında, konforunu bozmadan ideolojik ahkâm kesenlerin günahlarından daha vahim olduğunu düşünmüyorum.

Elbet direnmenin bir karşılığı var tarihte; yok edilemez, sindirilemez, unutulmaz olmak…

Esat Oktay ve köpeği Co’nun hırıltılarına benzemez kendini yakan bir halkın çığlığı… Unutulmaz, yok edilemez.

DEP Dönemi

7 Haziran 1990: HEP kuruldu, ilk genel başkanı Fehmi Işıklar oldu.

20 Ekim 1991: Genel seçimlerde 18 HEP milletvekili SosyalDemokrat Halkçı Parti (SHP) listesinden TBMM’ye girdi.

31 Mart 1992: HEP kökenli milletvekilleri SHP’den istifa etmeye zorlandılar, DEP’e geçtiler.

25 Haziran 1992: HEP’in kapatılma ihtimaline karşı ÖZDEP kuruldu.

3 Temmuz 1992: HEP’e kapatma davası açıldı.

7 Mayıs 1993: DEP Yaşar Kaya başkanlığında kuruldu.

27 Haziran 1993: DEP 1.Olağan Kongresi yapıldı. Yaşar Kaya Genel Başkan seçildi. 7 Genel Merkez yöneticisi gözaltına alındı.

14 Eylül 1993: HEP kapatıldı.

2 Eylül 1993: HEP Parti Meclis Üyesi Habip Kılıç Batman’da öldürüldü.

4 Eylül 1993: DEP Mardin Milletvekili Mehmet Sincar, Batman İl Yöneticisi Metin Can öldürüldü.

16 Eylül 1993: DEP Genel Başkanı Yaşar Kaya Ankara DGM tarafından tutuklandı

2 Aralık 1993: DEP’e kapatma davası açıldı. “Devletin ülkesi milletiyle bölünmez bütünlüğü aleyhinde faaliyetlerde bulunduğu” iddiasıyla açılan davada, “DEP’in Barış Çağrısıdır” başlıklı bildiri ve Yaşar Kaya’nın çeşitli konuşmaları gerekçe yapıldı.

12 Aralık 1993: DEP 1. Olağanüstü Kongresi yapıldı. Genel Başkanlığa Hatip Dicle seçildi.

18 Şubat 1994: DEP Genel Merkezi 8 parti binası bombalanarak kullanılmaz hale getirildi.

25 Şubat 1994: DEP seçimlerden çekilme kararını duyurdu.

2-3 Mart 1994: 13 DEP Milletvekilinin dokunulmazlıkları TBMM Genel Kurulu’nda kaldırıldı. Leyla Zana, DEP Başkanı Hatip Dicle, Orhan Doğan ve Selim Sadak “örgüt üyesi olmak”tan 15 yıl hapis cezası aldı, 10 yıl cezaevinde yattı. Türkiye bu dava nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde mahkûm oldu.

HADEP dönemi

11 Mayıs 1994: HADEP kuruldu, Murat Bozlak genel başkan oldu.

2 Haziran 1994: HADEP kurucusu ve Parti Meclisi üyesi Muhsin Melik ve şoförü Mehmet Ayyıldız Urfa’da öldürüldü.

24 Haziran 1996: HADEP 2. Kongresi’nde bayrak indirildiği gerekçesiyle Genel Başkan Bozlak ve 50 parti meclisi (PM) üyesi sabaha karşı kongre salonundan gözaltına alındılar. Parti Genel Merkezi polis tarafından basılarak arşivlere el konuldu.

4 Temmuz 1996: Bozlak ve PM üyeleri, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nce tutuklanıp cezaevine kondular.

10 Şubat 1998: HADEP Genel Merkezi düzenlenen eğitim semineri ve parti tarafından hazırlanan 1998 takvimi gerekçesiyle, Terörle Mücadele Şubesi polislerince basıldı. 4 kişi gözaltına alındı. Parti arşivlerine el kondu.

12 Şubat 1998: HADEP Genel Merkezi basıldı. Genel Başkan Murat Bozlak, Genel Sekreter Hamit Geylani, Genel Sekreter Yardımcısı M. Zeynettin Önay, Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Satan, Genel Sayman İshak Tepe, Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesi Ali Rıza Yurtsever ve PM üyesi Melik Aygül gözaltına alındı.

16 Şubat 1998: Bozlak ve merkez yöneticileri, Terörle Mücadele Yasası’ndan yargılanmak üzere tutuklandı. PM üyeleri Kemal Okutan, Abdullah Varlı, Hasan Doğan da tutuklanarak cezaevine kondu.

1 Kasım 1998: HADEP 3. Olağan Büyük Kongresi’nde başkanlığa Murat Bozlak tekrar seçildi.

19 Kasım 1998: Bozlak, basın açıklaması nedeniyle tutuklandı. DGM Savcısının talimatıyla, HADEP il ve ilçe binaları polis tarafından basıldı. Binalar tahrip edildi, arşivlere el konuldu. Baskınlar sırasında 270’i yönetici olmak üzere, il ve ilçe binalarında bulunan 3 bin 215 kişi gözaltına alındı. Aynı baskınlarda 13 merkez yöneticisi gözaltına alındı. Parti Genel Sekreteri Ahmet Turan Demir, Genel Başkan Yardımcısı Bahattin Günelve PM üyeleri Emine Mısır, Hüseyin Yılmaz ve Şahabettin Özarslaner ve 7 il başkanı tutuklanarak cezaevine konuldular.

06-8 Aralık 1998: HADEP’e yapılan baskıları kınamak amacıyla yapılan 3 günlük açlık grevi süresince birçok il ve ilçe binası polis tarafından basıldı. 7 Genel Merkez yöneticisi, 249 il ve ilçe yöneticisi, 250 üye gözaltına alındı.2 PM üyesi, 39 yönetici ve 6 üye tutuklandı.

29 Ocak 1999: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, HADEP’in kapatılması için, Anayasa Mahkemesi’ne iddianame sundu. Ayrıca partinin 18 Nisan seçimlerine katılmaması için de Anayasa Mahkemesi’nden önlem alınmasını istedi.

Nisan 1999: HADEP yerel seçimlerde bir büyükşehir (Diyarbakır), 6 il belediyesi (Ağrı, Batman, Bingöl, Hakkari, Siirt, Van) olmak üzere toplam 37 belediye kazandı. Genel seçimlerde, parti toplam 34 milletvekili çıkardı; ancak yüzde ülke 10 barajı nedeniyle Meclis’e giremedi.

28 Haziran 1999: Ankara 1 no.lu DGM’ce verilen cezaların Yargıtay tarafından onanması üzerine, HADEP Genel Başkanı Bozlak ve birçok parti yöneticisine siyasi yasak getirildi.

19 Temmuz 1999: Bozlak, siyaset yasağı getirildiğinden, partiden istifa etti. Ahmet Turan Demir, HADEP Genel Başkan Vekilliği’ne getirildi.

8 Eylül 1999: HADEP 1.Olağanüstü Büyük Kongresi’nde genel başkanlığa Ahmet Turan Demir seçildi.

19-28 Şubat 2000: HADEP Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Feridun Çelik, Siirt Belediye Başkanı M. Selim Özalp, Bingöl Belediye Başkanı Feyzullah Karaaslan, sokakta, jandarma tarafından gözaltına alındılar. Belediye binaları jandarma ve polis tarafından arandı. Her üç ilde de gözaltıları protesto edenlerden çok sayıda insan gözaltına alındı. 3 belediye başkanı, tutuklanarak Diyarbakır Cezaevi’ne kondu. Daha sonra tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edildiler.

20-24 Şubat 2000: HADEP Genel Başkanı Ahmet Turan Demir, eski Genel Başkan Murat Bozlak ve 16 parti yöneticisine Ceza Yasası’nın 169. maddesinden 3 yıl 9’ar ay hapis cezası verildi. Diyarbakır Cezaevi’ne kondular.

23 Şubat 2000: Gözaltına alınan üç belediye başkanı, tutuklanarak Diyarbakır Cezaevi’ne kondu. Daha sonra tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edildiler.

25 Şubat 2000: HADEP Ağrı Belediye Başkanı Hüseyin Yılmaz, İçişleri Bakanlığı tarafından, Anayasanın 127. maddesi gereğince görevinden uzaklaştırıldı.

1 Haziran 2000: HADEP Genel Başkanı Ahmet Turan Demir, Barış Şöleni’ndeki yaptığı konuşmasından dolayı DGM kararıyla 1 yıl hapis ve 800 milyon TL para cezasına çarptırıldı.

27 Eylül 2000: Demokrasi Hareketi Girişim Grubu partiye katıldı. 50 kişilik bir grupla HADEP’e katılan Demokrasi Hareketi, çalışmaları düzenlemek üzere Sedat Aslantaş, Kemal Birlik, Manir Ceylan, Naci Kutlaş, Mehmet Metiner, Altan Tan ve Canip Yıldırım’ı görevlendirildiğini açıkladı.

26 Kasım 2000: HADEP 4. olağan büyük kongresinde genel başkanlığa Murat Bozlak seçildi.

1 Eylül 2001: Zeynel Durmuş, İstanbul’daki 1 Eylül Barış Günü kutlamaları sırasında yaşamını yitirdi.

31 Ekim 2001: Ağrı Doğubeyazıt ilçesinde HADEP üyesi belediye işçisi Burhan Koçkar polis baskını sırasında öldürüldü.

25 Ocak 2001: HADEP Şırnak İli Silopi İlçe Başkanı Serdar Tanış, çağrıldığı jandarma Komutanlığına gittikten sonra, kendisinden bir daha haber alınamadı. İlçe Sekreteri Ebubekir Deniz, aynı konuyla ilgili jandarma komutanlığına gitti ve kendisinden bir daha haber alınamadı.

13 Mart 2003: Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa Mumin, HADEP’in, “terör odağı” haline gelmesi” gerekçesiyle, oybirliğiyle kapatıldığını açıkladı.

21 Mart 2002: Mersin’de Newroz kutlamalarına izin verilmedi. HADEP üyeleri Mehmet Şen ve Ömer Aydın yaşamlarını yitirdi.

DEHAP dönemi

24 Ekim 1997: DEHAP kuruldu.

11 Ocak 1998: DEHAP 1.Olağan kongresi yapıldı. Veysi Aydın genel başkanlığa seçildi.

9 Mayıs 1998: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Veysi Aydın’ın üyeliğinin düşürülmesi üzerine DEHAP 1.Olağanüstü kongresi yapıldı. Genel Başkanlığa Mehmet Abbasoğlu seçildi.

7 Ekim 2002: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) DEHAP’ın seçimlere girmesinin engellenmesi için başvuruda bulundu. 27 Ekim’de, seçime bir hafta kala, YSK, DEHAP’ın seçimlere katılmasına karar verdi.

3 Kasım 2002: Genel seçimler yapıldı. HADEP, demokrasi ve emek güçleriyle birlikte DEHAP listelerinden seçime girdi. Yüzde 6,23 oy alarak 50’nin üzerinde milletvekili çıkardı. Yüzde 10 barajı olduğu için meclise milletvekili gönderemedi.

17 Ekim 2002: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, DEHAP merkez yöneticileri hakkında, sahte evrak düzenlemekten dava açılması için suç duyurusunda bulundu.

21 Ocak 2003: DEHAP’ın eski dört yöneticisi hakkında, Ankara 2.Ağır Ceza Mahkemesi’nde, resmi belgelerde birden fazla sahtecilik iddiasıyla dava açıldı.

13 Mart 2003: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, DEHAP hakkında Anayasa Mahkemesi’nde, “örgütlenmesi tamamlamadan seçimlere girdiği” iddiasıyla kapatma davası açtı.

13 Mart 2003: HADEP Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı.

2 Nisan 2003: DEHAP, Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşme önerilerini içeren bir deklarasyon yayınladı.

29 Nisan 2003: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, ek bir iddianame ile, “yasadışı bir örgütün odağı olduğu” iddiasıyla DEHAP’ın temelli kapatılması için ikinci kez Anayasa Mahkemesi’nde dava açtı.

6 Haziran 2003: Özgür Parti, Ahmet Turan Demir başkanlığında kuruldu.

8 Haziran 2003: DEHAP 2. Olağanüstü Büyük Kongresi yapıldı. Tuncer Bakırhan Genel Başkanlığa seçildi.

26 Haziran 2003: Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi, eski Genel Başkanlar Mehmet Abbasoğlu, Veysi Aydın ile eski Genel Sekreterler Nurettin Sönmez ve Ayhan Demir’i, TCK 342/1 ve 80.maddelerinden cezalandırdı.

5-6 Temmuz 2003: Çeşitli aydın, siyasetçi ve akademisyenlerin de katıldığı “Kürt Sorunu Çözüm Konferansı” Dedeman Oteli’nde yapıldı.

22 Eylül 2003: Genel Başkan Tuncer Bakırhan ve Özgür Parti Genel Başkanı Ahmet Turan Demir, gözaltına alındı. Bir gün sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldılar.

10 Ekim 2003: Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşme konusunda çözüm önerilerinin bulunduğu yol haritası, Bakırhan tarafından açıklandı.

30 Ekim 2003: DEHAP eski Genel Başkanı Mehmet Abbasoğlu ve eski Genel Sekreteri Nurettin Sönmez, 1 yıl 11 aylık cezalarına çekmek üzere cezaevine girdiler.

29 Ocak 2004: DEHAP, SHP, ÖDP, EMEP, SDP ve Özgür Parti, 28 Mart yerel seçimlerinde ortak hareket etmek üzere “Demokratik Güç Birliği” kurduklarını açıkladılar.

28 Mart 2004: Yerel seçimler yapıldı. SHP, DEHAP, Özgür Parti, SDP, ÖDP, EMEP bloku, 5 il, 33 ilçe, 31 belde belediye başkanlığı kazandı.

11 Ağustos 2004: Eski Genel Başkan Mehmet Abbasoğlu ve Genel Sekreter Nurettin Sönmez 9 ay 11 gün tutuklu kaldıktan sonra tahliye edildiler.

DTP dönemi

9 Kasım 2005: Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk’un eşbaşkanlığında kuruldu.

25 Haziran 2006: DTP 1. Büyük Kongresi’ni düzenledi.

16 Kasım 2007: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, parti hakkında kapatma davası açtı. Dava henüz sonuçlanmış değil.

22 Temmuz 2007: Genel seçimlerde yüzde 10 ülke barajı engelini aşmak için, bağımsız adaylarla seçime girdi. 20 milletvekili çıkardı. Milletvekilleri daha sonra Meclis’te DTP grubunu kurdular.

29 Mart 2009: DTP yerel seçimlerde 99 belediye başkanlığı kazandı.

Nisan 2009: Bu tarihte başlayan operasyonlar sonucunda, bugün partinin 1000’in üzerinde üyesi ve yöneticisi tutuklu bulunuyor, çoğu neyle suçlandığını bilmiyor ve yargılanmayı bekliyor.

BDP / DBP

Barış ve Demokrasi Partisi 2008’de kuruldu. Milletvekilleri Haziran 2014’te Halkların Demokratik Partisi’ne katıldı. 11 Temmuz 2014’te isim değişikliği yapıp Demokratik Bölgeler Partisi adını aldı. Partinin eş genel başkanlığına Emine Ayna ve Kamuran Yüksek seçildi.

* Bu yazı Mesele’nin 105. sayısında yayınlanmıştır.

Facebooktwittergoogle_plusmail

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir