Tarık Ali – Günlük

Facebooktwittergoogle_plusmail

Tarık Ali

İleride Britanya’da AB referandumu yapıldığında oy kullanmayı düşünmüyordum. Ama artık oy kullanacağım. Ve “Hayır” oyu vereceğim…

16 Temmuz’un ilk saatlerinde Yunan parlamentosu büyük bir çoğunlukla bağımsızlığından vazgeçme ve AB’nin bir yarı-sömürge uzantısı haline gelme yönünde oy kullandı. Syriza Merkez Komitesi’nin çoğunluğu zaten kapitülasyonlara karşı çıkmıştı. Kısmı bir genel grev de yapılmıştı. Tsipras, eğer parlamenterlerinin ellisi kendisine karşı oy verirse istifa edeceği tehdidinde bulunmuştu. Oylamada altı kişi çekimser kaldı ve ‘bazı Eurogroup katılımcılarının’ kendisinin toplantılarından “muaf tutulması” isteklerini ifade ettiklerini söyleyerek referandumdan sonra maliye bakanlığından istifa eden Yanis Varoufakis de dahil olmak üzere 32 kişi de kendisine karşı oy kullandı.[[1]]Şimdi parlamento etkin bir şekilde referandumun sonucunu hükümsüz ve geçersiz kıldığını beyan etmiş oldu. Dışarıda Syntagma Meydanı’nda binlerce genç Syriza aktivisti kendi hükümetlerine karşı gösteri yaptı. Sonra da anarşistler Molotof kokteylleriyle geldiler ve çevik kuvvet de onlara göz-yaşartıcı bombalarla cevap verdi. Diğer herkes meydanı terk etti ve gece yarısına gelindiğinde tekrar sessizlik hakim oldu. Bütün bunlara insanın canının sıkılmaması çok zor. Yunanistan, sadece altı ay önce seçilirken ümit vadeden bir hükümet tarafından ihanete uğradı. Boş meydandan uzaklaşırken AB’nin yaptığı darbe zihnimde başka hatıraları da canlandırdı.

Yunanistan’a ilk gidişim 1967’nin Paskalya Bayramı’ndaydı. Gidiş vesilem ise 1963 yılında Selanik’te polisin gözleri önünde faşistlerce katledilen ve daha sonra da Costa-Gavras’ın Z filminde[[2]]ölümsüzleşen sol-kanat Yunan milletvekili Grigoris Lambrakis’i onurlandırmak için yapılan Atina’daki bir barış konferansıydı. Atina’daki cenazesine 500 bin kişi katıldı. Konferans esnasında salonda acaip söylentiler dolaşmaya başladı. Podyumda, Vietnam’dan bir Budist rahip insanların neden kendisini dinlemeyi bıraktığını anlayamıyordu. Askeriyeyle aile bağlantıları olan birisi Washington’un desteklediği Yunan askeri kuvvetlerinin seçimlerde büyük bir atak yapmasından korktukları solun önünü kesmek için bir darbe yapmak üzere olduğunu bildirmişti. Yabancı delegelere hemen ülkeyi terketmeleri tavsiye edilmişti.  Ben de sabahın erken saatlerinde bulduğum bir uçakla tekrar Londra’ya uçtum. O gün öğleden sonra tanklar caddeleri işgal etti. Yunanistan takip eden yedi yıl boyunca Albaylar’ın idaresine mahkum oldu.

 

Bu ay da Atina’ya aynı sebeple: bir konferansta konuşma yapmak için gittim. Ne var ki, ironik bir şekilde bu konferansın başlığı da “Yükselen Demokrasi”’ydi. Exarchia’daki[[3]] bir kafede bir arkadaşımı beklerken insanların hükümetin ne zaman düşeceğini tartıştıklarını duydum. Tsipras’ın hala yapılacak bir sonraki seçimde muzaffer olacağına ikna olmuş destekçileri var. Bense o kadar emin değilim. Utanç verici bir altı ay yaşadık. Kitleler halinde Syriza için oy veren ve referandumda “Hayır” oyu için sokaklara çıkıp coşkuyla kampanya yapan genç insanlar olan bitenle hesaplaşmaya çalışıyor.

Kafe tıka basa bu insanlarla doluydu, tartışmalarından ne kadar öfkeli oldukları anlaşılıyordu. Ayın başında“Hayır” oyunun sonucunu kutluyorlardı. Daha fazla fedakarlık yapmaya ve Avro bölgesinin dışında kalacak bir hayatın risklerine de  hazırdılar. Ama Syriza onlara arkasını döndü. Tsipras’ın AB’nin koşullarına mutabık kaldığı 12 Temmuz 2015 tarihi, 21 Nisan 1967 tarihi kadar unutulmaz bir tarih olacaktır. Varoufakis’in maliye bakanı yapıldıktan sonra ifade ettiği gibi tankların yerini bankalar almıştı. Aslında Yunanistan’ın çok sayıda tankı var, çünkü, savaşların bombardıman uçakları ve İHA’larla yürütüldüğü bir dünyada atıl kalan teçhizattan kurtulmak için can atan Alman ve Fransız silah sanayileri politikacıları rüşvete bağlamıştı. Bu yüzyılın ilk on yılı boyunca Yunanistan silahların önde gelen beş ithalatçısı arasındaydı, esas olarak da Alman şirketleri Ferrostaal, Rheinmetall ve Daimler-Benz’den ithalat yapıyordu. Çöküşten sonraki yılda, 2009’da, Yunanistan savunmaya GSYİH’sının %3,5’ini harcadı – €8 milyar. Bu şirketlerden çok büyük meblağlarda rüşvet almayı kabul eden zamanın savunma bakanı, Akis Tsochatzopoulos, 2013 yılında bir Yunan mahkemesi tarafından yolsuzluktan suçlu bulunup hüküm giydi. Yunanlı için hapis cezası, Alman patronlar için küçük para cezaları. Son haftalardaki mali basında bunların hiç birinden söz edilmedi.[Ve bu durum]Yunanistan’ı yegane ihlal edici olarak gösterme ihtiyacıyla hiç de uyuşmadı. Yine de bir Yunan mahkemesine ülkede vergiden kaçınan en büyük şirketin Atina havalimanını işleten devasa Alman inşaat şirketi Hochtief olduğunun kesin kanıtı temin edildi. Yirmi yıl boyunca KDV’yi ödememişti ve sadece ödenmemiş ve birikmiş borç olarak 500 milyon avro KDV borcu bulunmaktaydı. Üstelik sosyal sigorta katkı paylarını da ödemişti. Tahminler Hochtief’in maliye bakanlığına olan toplam borcunun bir milyar avroya kadar çıkabileceğine işaret etmektedir.

Radikal politikacılar ne kadar işe yaramaz olduklarını çoğu zaman kriz dönemlerinde keşfederler. Arkadaşları olduklarını düşündükleri kişilerin pek de arkadaşları olmadığını keşfedip donakaldıklarında seçmenlerinden hızla kaçıp uzaklaşma endişesine kapılırlar ve sinirleri bozulmaya başlar. Düşmanları, istedikleri bir dirhem etten fazlasında mutabık kaldıklarına şaşarak, hala da daha fazlasını istediklerinde, tuzağa düşürülmüş politikacılar nihayet destekçilerine dönerler, ama sadece o insanların kendilerinden oldukça ilerde olduğunu keşfederler: Yunanlıların yüzde 61’i kurtarma paketi teklifini reddetmek üzere oy kullandılar.

Burada Tsipras ve yakın çevresindeki beyin takımının bir “Evet” ya da çok az bir farkla “Hayır” beklediği artık bir sır değil. [Ancak]boş bulunduklarından paniklediler. Yapılan acil kabine toplantısı hepsinin tam bir geri çekilme halinde olduğunu gösterdi. Yunan Devlet Bankası’ndan sorumlu olmak üzere atanan Avrupa Merkez Bankası (ECB) görevlisinden kurtulmaktan imtina edip bankaların millileştirilmesi fikrini reddettiler. Tsipras referandum sonuçlarına sahip çıkmak yerine teslim olmayı seçti. Varoufakis kurban edildi. AB bakanları ondan nefret edip iğrendiler çünkü Varoufakis onlarla eşitleri olarak konuştu ve egosu da [Alman maliye bakanı]Schäuble’in egosuyla yarışacak düzeydeydi.

Peki Tsipras neden referendum yaptı? Merkel danışmanlarına “O ne kadar sert ve ideolojik birisi“ diye dert yandı. Tabii eğer öyleyse. Bu hesaplanmış bir riskti. “Evet” kampının kazanacağını düşündü ve istifa edip hükümeti AB yardakçılarının yürütmesini planladı. AB liderleri ani bir propaganda baskını yaptılar ve“Hayır” oyunun Grexit[[4]]anlamına geleceği uyarısını yaparak Yunanlı bankaları mevduatlara erişimi sınırlandırmaya zorladılar. Tsipras’ın Varoufakis’in istifasını kabul etmesi AB’ye teslim bayrağını çekeceğinin erken bir sinyaliydi. Varoufakis’in iyi-huylu halefi Euclid Tsakalotos hemencecik Schäuble’nin onayına mazhar oldu: artık karşısında iş yapabileceği birisi vardı. Syriza her şeyi kabul etti, fakat daha fazla talep geldiğinde, daha fazla[taviz]verildi. Bunun ekonomiyle hiç bir ilgisi yoktu ve her şey de politikayla ilgiliydi. Bir AB yetkilisi FT’ye [Financial Times gazetesi], “Tsipras’ı çarmıha gerdiler” dedi. Yunanistan üçüncü kurtarma paketi için ve IMF’den gelen, borç yükünü azaltmaya yardımcı olacağı sözüne dayanarak egemenliğini satmıştı – Syriza kredisi yok olmuş, Pasok’un kurtlanmış kadavrasına benzemeye başlamıştı.

 

Bir zamanlar o da solun bir partisiydi. 1981’de, ilk iktidara geldiğinde, lideri, Andreas Papandreou, muazzam popülaritesi olan biriydi ve görevdeki ilk altı ayında gerçek reformlara imza attı – bugün neoliberallerin ‘reform’ diye adlandırdığı geri gidişlere değil. Diktatörlüğe karşı mücadelede radikalleşen çok sayıda öğrenciyle birlikte ABD’nin hegemonyasına meydan okuyan birçok Marksist entelektüeller de ona katılmak için hücum ettiler. Papandreou ülkeyi AB’ye dahil ettiğinde bunların içerisindeki en iyi bilinenlerden bazıları birkaç yıl içinde ahlaken ve siyasal olarak iktidarın yeni yapısı içerisine entegre oldular. Fakat yıllar geçtikçe Pasok dejenere oldu. Bu yeni yüzyıldaysa eski rakibi olan Yeni Demokrasi’den ayırt edilmesi neredeyse imkansız hale geldi.

Syriza mevcut krizin ve onun doğurduğu hareketlerin yarattığı bir çocuktur. Mevcut partilere meydan okunması için siyasal bir enstrümana ihtiyaç duyuluyordu ve bu da Syriza oldu. Tsipras’ın şimdi terk ettiği amaçların listesi burada yeniden yayınlanan ve geçen yıl Eylül ayında partinin oybirliğiyle kabul ettiği Selanik programında[[5]] ortaya konulmuştu.

Tsipras ve Varoufakis’in bu yılın 20 Şubat’ında Berlin’e yaptıkları ilk seyahatlerinde Schäuble onlara programlarının Avro bölgesi üyeliğiyle uyumsuz olduğunu açık ve net bir şekilde söylemişti. Tsipras programı askıya almaya mutabık kaldı ve kendisine de bir kaç‘taviz’ teklif edildi: Troyka – Avrupa Komisyonu’nu, Avrupa Merkez Bankası’nı ve IMF’yi temsil eden denetçiler – güya hesap verebilirliği daha fazla olan ve bürokratları arasına Yunanlı bakanların girmesine müsaade edilmeyen başka bir yapıyla değiştirildi. Tsipras ve Varoufakis bunu bir zafer edasıyla karşıladılar. Ancak gerçek tam tersiydi. Schäuble’in dostane ve organize bir Grexit ve 50 milyar avroluk bir çek teklif ettiği artık bilinen bir gerçektir. Bir kapitülasyon gibi görüneceği gerekçesiyle bu reddedildi. Bu garip bir mantık. Zira bu hem Yunan egemenliğini muhafaza edeceği ve hem de eğer Syriza Yunan bankacılık sisteminin sorumluluğunu üstüne alırsa onun koşullarına göre ekonomik canlanmanın planlanabileceği bir imkandı. Teklif daha sonra tekrarlandı. Referandumdan hemen önce Schäuble Varoufakis’e‘Avro bölgesinden ayrılmak için ne kadar istiyorsunuz?’ diye sordu. Schäuble yine ağzının payını aldı. Tabii ki teklifi yaparken Almanların da kendilerine göre nedenleri/hesapları vardı, fakat planlı bir Grexit olanlara göre Yunanistan için çok daha iyi bir şey olurdu.

Kapitalizm 2008’de krize girdiğinde, felaketin düzeyi öyle bir boyuttaydı ki Joseph Stiglitz artık bunun neoliberalizmin sonu olduğuna ve artık yeni ekonomik yapılara ihtiyaç duyulacağına ikna olmuştu. Ne yazık ki bu her iki bakımdan da yanlış çıktı. AB, pervasızlığına politikacıların arka çıktığı ve krizden ilk elden sorumlu olan bankalar dışında herhangi bir teşvik mevhumunu reddetti. Avrupa ve Birleşik Devletler’deki vergi mükellefleri bankalara trilyonlar verdi. Bununla karşılaştırıldığında Yunan borcu bunun yanında basit kalırdı. Fakat AB, ileriye giden tek yol olduğunda ısrar ettikleri finansallaşma sürecine zarar verebilecek her türlü yön değiştirmeye karşıydı. İlk giden AB’nin en zayıf halkası olan Yunanistan’dı, bunu da İspanya, Portekiz ve İrlanda takip ediyordu. İtalya felaketin eşiğindeydi. Troyka bütün bu ülkelerde takip edilecek politikaları dikte etti. Yunanistan’daki koşullar dehşet vericiydi: iki yüz elli bin Yunanlı yiyecek satın alabilmek ve kira ve elektriğe yardım için insani yardıma başvurdu; yoksulluk içinde yaşayan çocukların oranı 2008’deki yüzde 23’lik seviyeden 2014 yılında yüzde 40,5’e sıçradı ve şimdi de yüzde 50’ye yaklaşmaktadır. 2015 Mart’ında genç işsizlerin oranı yüzde 49,7’ydi, 300.000 kişinin elektriğe erişimi yoktu ve Önleyici Tıp Prolepsis Enstitüsü Yunanlıların yüzde 54’ünün yetersiz beslendiğini ortaya koydu. 2011 ile 2014 yılları arasında emeklilik maaşları yüzde 27 düştü. Syriza bunun bir toplu cezalandırma olduğunda ve gündelik hayat koşullarında biraz iyileştirme getirmeyi amaçlayan yeni bir ‘anlaşmaya’ ihtiyaç duyulduğunda ısrar etti.

AB artık Syriza’nın temsil etmiş olduğu siyasal alternatifi ezmede başarılı olmuş durumdadır. Syriza’nın yükselmesinden çok önceleri Almanya’nın Yunanistan’a karşı tavrını belirleyen şey, Atina’nın (Goldman Sachs’ın yardımıyla) Avro bölgesine girmek için hesap kitabı şişirdiğini/muhasebe kayıtlarını değiştirdiğini keşfetmesiydi. Bunda tartışılabilecek bir şey yok. Fakat Yunanlıları cezalandırmak – ve yalanlardan sorumlu olan siyasal partileri reddetmelerinden sonra bile buna devam etmek – tehlikeli olduğu kadar yanlış bir şey değil mi? Bir önceki ABD hazine bakanı Timothy Geithner’a göre kriz başladığında Avrupa maliye bakanlarının tavrı şöyleydi: “Yunanlılara bir ders vereceğiz. Bize yalan söylediler, tamamen saçmaladılar ve edepsiz ve ahlaksızdılar ve bütün her şeyden faydalandılar ve biz de onları ezeceğiz.” Geithner da buna cevaben onlara, “Eğer yapmak istediğiniz buysa o heriflerin boynunu ayağınızın altına alabilirsiniz,” dediğini söyledi ve yatırımcıların cezalandırılmaması gerektiğini ve bunun da Almanların Yunan borcunun büyük bir kısmını silmesi gerektiği anlamına geldiğinde ısrar etti. Aslında Yunan borcuna en çok maruz kalanlar Fransız ve Alman bankalarıydı ve hükümetleri de onları korumak üzere hareket etti. Zenginlerin kurtarılması AB politikası haline geldi. Şimdi, IMF’nin sızdırılan raporuyla birlikte, borcun yeniden yapılandırılması tartışılıyor, fakat buna direnmenin öncülüğünü de Almanlar yapıyor. “Kontrol olmadan hiç bir garanti yok”: Merkel’in 2012’deki cevabı yürürlükte kalmaya devam ediyor.

Kapitülasyon daha fazla acı çekmek demek, fakat bu AB hakkında, yapıları ve politikaları hakkında daha yaygın bir şekilde soruların sorulmasına da yol açtı. Neredeyse hemen hemen her siyasal eğilimden Yunanlılar için AB bir zamanlar ait olunması gereken bir aile olarak görülüyordu. Oldukça işlevsiz bir aile olduğu ortaya çıktı. İleride Britanya’da AB referandumu yapıldığında oy kullanmayı düşünmüyordum. Ama artık oy kullanacağım. Ve “Hayır” oyu vereceğim.

17 Temmuz

Hemen parlamento seçimlerinin yapılmasını ve aşağıdaki amaçlara yönelik olarak güçlü bir pazarlık yetkisi talep ediyoruz:

Kamu borcunun nominal değerinin, “Avrupa Borç Konferansı” çerçevesinde sürdürülebilir hale gelecek şekilde, büyük bir kısmının silinmesi. Bu Almanya için 1953 yılında yapılmıştı. Avrupa’nın Güneyi ve Yunanistan için de bu yapılabilir.

Kalan kısmın geri ödenmesinde bir “büyüme” maddesinin dahil edilmesi, öyle ki geri ödeme büyüme-finansmanlı olsun, bütçe-finansmanlı değil.

Büyüme için fon tasarruf edecek şekilde borç ödemesinde kayda değer bir geri ödemesiz dönem (‘moratoryum’) olsun.

Kamu yatırımı Stabilite ve Büyüme Antlaşması’nın kısıtlamalarından muaf tutulsun.

Avrupa Yatırım Bankası tarafından finanse edilen kamu yatırımına bir “Avrupa Yeni Düzeni”.

Egemen ülke/devlet tahvillerinin doğrudan satın alınmasıyla birlikte Avrupa Merkez Bankası tarafından parasal genişleme uygulaması.

Son olarak, bir kere daha Nazi İşgali’nin Yunan Merkez Bankası’na zorla dayattığı borç meselesinin bizim için hallolmamış bir mesele olduğunu ilan ediyoruz. Ortaklarımız bunu biliyor. Bu, iktidara geldiğimiz ilk günden itibaren ülkenin resmi pozisyonu olacaktır.

Bu plan temelinde, Yunanistan’ın borç sorununa sosyal olarak uygulanabilir bir çözüm için savaşacak ve bunu teminat altına alacağız, öyle ki ülkemiz borcun geri kalan kısmını, toplumu gelirden mahrum eden ana artık değerlerden değil de, yeni zenginlik yaratımından ödeyebilecek durumda olsun.

Bu planla, güvenli bir şekilde aşağıdakileri yaparak ülkeyi iyileştirecek ve üretici bir yeniden-inşaya yönlendireceğiz:

Hemen kamu yatırımını en az €4 milyar arttırmak.

Bütün Memorandum adaletsizliklerini peyderpey tersine çevirmek.

Tüketimi ve talebi arttıracak şekilde ücretleri ve emeklilik aylıklarını peyderpey restore etmek.

Küçük ve orta-boy işletmelere işe alma için teşvikler sağlamak ve işe alma ve çevre şartına karşılık olarak endüstrinin enerji maliyetini sübvanse etmek.

Son yıllarda kitlesel düzeyde göç eden genç bilim insanlarının ülkeye geri dönmesi için bilgiye, araştırmaya ve teknolojiye yatırım yapmak.

Refah devletini yeniden-inşa etmek, kanun hakimiyetini restore etmek ve meritokratik/liyakate dayalı bir devlet yaratmak.

Pazarlık yapmaya hazırız ve Avrupa’daki mümkün olan en geniş ittifakları inşa etmeye yönelik olarak çalışmaktayız.

Mevcut Samaras hükümeti bir kere daha alacaklıların kararlarını kabul etmeye hazır durumdadır. İnşa etmeye önem verdiği tek ittifak ise Alman hükümetidir.

İşte bizim farkımız budur ve bu sonunda şu ikilemi dayatmaktadır:

Avrupa’nın bir Syriza hükümetiyle pazarlığı, ya da Samaras hükümetiyle Yunanistan üzerinde alacaklıların koşullarının kabulü.


London Review of Books,

Cilt 37 No. 15 · 30 Temmuz 2015
sayfa 38-39

İngilizce aslından çeviren Irfan ÖZDABAK

Yazının İngilizce aslının bağlantısı: http://www.lrb.co.uk/v37/n15/tariq-ali/diary


Z (1969) – MIKIS THEODORAKIS


[1] Yapılan oylamada 229 ‘Evet’ oyuna karşılık 64 ‘Hayır’ ve 6 ‘Çekimser’ oy kullanıldı ve 1 kişi de oylamaya katılmadı. Liderleri P. Lafazanis de dahil olmak üzere Syriza’nın “Sol Platform” parlamenterlerinin hepsi kurtarma paketine karşı “Hayır” oyu kullandı. Syriza’nın koalisyon ortağı ANEL ve muhalafetteki muhafazakar Yeni Demokrasi partisi, merkezci To Potami partisi ve sosyalist Pasok partileri de oylamada “Evet” oyu kullandı. Yunan Komunist Partisi (KKE) ise “Hayır” oyu kullandı –ç.n.

[2] Ölümsüz (Z)Costa-Gavras tarafından 1969 yılında Vassilis Vassilikos’un yazdığı aynı adlı bir romandan beyazperdeye uyarlanan siyasal serüven türünde bir Fransız filmidir. 1969 Cannes Film Festivali’nde Jüri Ödülü kazanmıştır. Filmde, aslında ülke adı hiç geçmemesine karşın, Yunanistan’da1963 yılında solcu milletvekili Gregoris Lambrakis’in öldürülmesi sonrasında gerçekleşen olaylar kurgulanarak yansıtılmaktadır. Eleştirmenlere göre film, 1967 ile1974 arasında Yunanistan‘da hüküm süren askeri yönetimi eleştirmektedir. Film, yayınlanmasından 20 yıl sonra, Mayıs 1989’da Türkiye’de gösterime girdi. “Film çekmek, duvarlara slogan yazmaya benzer”diyen Costa-Gavras, Boğaziçi Üniversitesi’nin 140. Yıl Kutlama Etkinlikleri çerçevesinde Mithat Alam Film Merkezi’ne konuk oldu. 3 Ekim 2003 tarihinde Atilla Dorsay’ın moderatörlüğünde gerçekleştirilen söyleşi için bakınız: http://www.mafm.boun.edu.tr/files/238_Costa_Gavras.pdf – ç.n.

[3]  Yunan solu ve anarşizmi için önemli bir merkez olan bu meydan Atina Milli Arkeoloji Müzesi ve 1836 yılında kurulmuş olup Yunanistan’in en eski teknik okullarından biri olan Atina Milli Teknik Üniversitesi’nin (Politeknik) hemen yukarısında bulunur –ç.n.

[4] Grexit=Greek exit. Yunanlıların [Avro’dan] çıkması –ç.n.

[5] Amaçların listesi yazının sonundadır. 15 Eylül 2014 tarihinde Alexis Tsipras tarafından Selanik Uluslararası Fuar’ında ilan edilen Syriza’nın hükümet programının İngilizcesinin detayları için bkz:  http://www.transform-network.net/blog/blog-2014/news/detail/Blog/-5ed1064aab.html. – ç.n.

* Bu yazı Mesele’nin 104. sayısında yayınlanmıştır.

Facebooktwittergoogle_plusmail

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir