Tiran ve AKP kaybetti… Söz sırası Biz’lerde

Facebooktwittergoogle_plusmail

Yunus Öztürk

Cumhurbaşkanı seçimleri değildi bu seçimler. Ancak Tayyip Erdoğan seçim sahnesinde hep vardı ve seçim sonuçları, Erdoğan’ın yenilgiyle çıktığının kanıtıdır. Erdoğan bütün ağırlığını koymasına rağmen, her ilde neredeyse bir miting, bir açılış yaparak, seçim kanunlarını, seçim ahlakını yok sayarak yürüttüğü devlet kampanyasını kaybetti. Kendisi gibi partisi AKP de seçimleri kaybetti. Başkan olma ihtimali kalmadığı gibi, Davutoğlu da başbakan olma ihtimalini kaybetti.

13 yıllık bir iktidarın hükümetten düşmesine yol açan ise, meclisin en küçük partisi, HDP oldu. Meclisin en küçük partisi olarak HDP, yarattığı siyasi rüzgâr sayesinde birçok engeli sabırla aşarak, Büyük İnsanlık ve Yeni Yaşam çağrısıyla AKP’ye olan öfkeyi kendi lehine oya çevirebildi.

Yüksek Seçim Kurulunun taraflı tutumuna, seçim sandıklarındaki usulsüzlüklere, mükerrer oylara rağmen, Erdoğan cumhurbaşkanı seçildiği oylardan 12 puan kaybetti; AKP geçen milletvekili seçimlerine göre 9 puan kaybetti. Yine de birinci parti olması, ana muhalefetin ciddi olmamasından. 13 yıldır muhalefette olan CHP ve MHP, AKP’yi seçimlerde yenilgiye uğratacak bir başarı gösteremediler. Bu onların eksiği…

AKP ve Erdoğan ilk kez seçim yenilgisi alsa da, 13 yıldır tek başına iktidar olmanın yarattığı mevzileri ellerinde bulundurmaya devam ediyorlar. AKP ve Erdoğan bloğundan 13 yılın hesabını sorabilecek adım atılmış olsa da, iktidarın şiddetini ve siyasi direncini kırıp, emekçilerin kayıplarını geri alacak bir mücadele sokakta, işyerlerinden, meydanlarda olacak.

7 Haziran seçim sonuçları, Erdoğan’ın kabul edebileceği bir sonuç değil. Kaybetmeyi bilmiyor. İktidarın iç yapısı, parti içi dengeler, çıkar ilişkileri, yönettikleri para ve rant yenilgiyi hesaba katamayacak büyüklükte. 2023’e kadar iktidarda kalacağı varsayılan bir soygun ve talan düzeni, “kazan kazan” üzerine kurulmuş. Bu yapının seçim yenilgisinden nasıl etkileneceğini zaman içinde göreceğiz. Bu sertlik, AKP içinde siyasi ve örgütsel bir kırılma yaşanma ihtimalini artırmaktadır.

AKP ve Erdoğa’ın kaybetmemek için seçimler boyunca hangi kirli işlere bulaştıklarını bütün kamuoyu gördü. Ağrı provokasyonundan başlayarak  Bingöl, Erzurum ve Diyarbakır mitingindeki saldırılar ve özellikle son bombalı saldırı kan dökerek seçim kazanmayı, muhalefeti bertaraf etmeyi hesaplayan bir zihin dünyasını yansıtıyor. Dolayısıyla 7 Haziran seçimleri eşit ve demokratik olmayan koşullarda yaşandı ve bu nedenle HDP’nin seçim başarısının siyasi değeri sayısal büyüklükle ölçülemez, yüzde 13’le sınırlı kalmayacak bir büyüklüğü ifade ediyor.

İktidarın seçimleri kaybetmesine rağmen yüzde 40 gibi bir oyu konsolide etmesi, devlet aygıtını, yargıyı, kolluk kuvvetlerini; MİT başta olmak üzere operasyonel güçleri tek elde toplamış olması, rant iktidarını bırakmamak üzere yeni bir strateji ve taktik geliştireceğini gösteriyor. Birçok Ali-Cengiz oyunuyla iktidarını sürdürmek üzere hareket planlayacaklar ve Kürt sorunundaki ırkçı ve askeri çözüm zemininde en çok da MHP ile hükümet kurmayı deneyecekklare görülüyor. Tabii ki, böyle bir ihtimalin nasıl yeni felaketlere yol açacağını kestirmek zor değil.

Ancak, TÜSİAD’ın temsil ettiği geleneksel büyük burjuvazi, seçim ertesinde yaptığı ilk açıklamada, sonuçlardan memnuniyet duyulduğunu ifade etti. “Barış ve uzlaşma”yı öne çıkarttı. Reuters’a konuşan Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı, “Türkiye seçmeni, dört partili bir meclis oluşturma yönünde irade ortaya koydu. Bu Demokrasi açısından barış ve uzlaşma yolunda atılmış önemli bir adımdır” diyor. Burjuvazinin önemli bir bölümü Tayyip Erdoğan ile kavgalı ve onunla işlerini çözmekte zorlanıyorlar.

Bir AKP-MHP hükümeti, 1999’daki gibi DSP-MHP-ANAP formülü, AKP’nin parçalanması, yeni koalisyonun CHP liderliğinde gerçekleşmesi, erken seçim vb. ihtimaller üzerine yapılacak tartışmalar “yüksek siyasetin” daha çok su kaldıracak olan konularıdır.

Bütün bu kombinasyonlar, arayışlar esasen burjuva fraksiyonların kendi aralarındaki pazarlıklara dayalı sürecek ve sonuçlanacak. Bizim ilgi alanımız ise, seçim sonuçlarının ezilen ve sömürülen kitleler arasında yaratacağı siyasi ve sosyal sonuçlar olmalı.

Şimdilik koalisyon ve erken seçim tartışmalarını dışarıda tutarak konuşmak gerekirse, bu seçimlerin ardından HDP’nin iktidar olma seçeneği yok. Hükümet alternatiflerini dışarıdan destekleyebilir ve en iyisi de “aşırı bir muhalefet partisi” olmasıdır.

Düne göre daha moralliyiz…

Bütün tehdit, kuşatma ve devlet terörüne rağmen; mali imkânlardan, medya olanaklarından uzak bir seçim kampanyasının sonucunda başarı kazanılmış olması, moral vericidir.

Yüzde 10 barajı yıkılmıştır.

Sosyalistlerin yanısıra farklı kültür, inanç ve ulusal topluluklar; en çok da kadınlar meclise temsilci gönderebilmiştir.

AKP’nin tek başına hükümet kurma ve toplumu yönetme olanakları elinden alındığı gibi, Erdoğan’ın başkanlık ısrarı da kesin bir dille sona erdirilmiştir.

HDP, kitlelerin oy verdiği AKP’yi durduran parti olmuştur; HDP’ye olan ön yargı başta CHP kitlesi olmak üzere toplum genelinde törpülenmiştir; HDP tabanı dışındaki önemli bir grup seçmen (yüzde 1,5-2 arasında olduğu tahmin ediliyor) stratejik olarak HDP’ye oy verme (emanet oylar bunun ifadesidir) konusunda cesaretli davranmıştır. Bu ise, HDP’nin hangi yönde gelişme göstermesi gerektiğini de bize söylüyor: HDP Batı’ya, Kürtler dışında kalan ezilen ve sömürülen toplumsal kesimlere, taşeron işçilerine, asgari ücretlilere, işsizlere, gençlere doğru açılmalıdır.

Gezi’den bugüne… 10danSonra

7 Haziran milletvekili seçimlerinin sonuçlarını, Gezi’nin siyasi bakiyesi olarak değerlendirmek yanlış olmaz. Özellikle yüzde 13 oy ve stratejik oyların varlığı, HDP’nin aldığı oyların bir bölümünün Gezi oyları olduğunu gösteriyor. İstanbul’da alınan oyların yüzde 12,5 olması, HDP İstanbul sıralamasında üçüncü parti yapmakla kalmıyor, Gezi tabanının HDP’ye oy verdiğini, onunla dayanışma gösterdiğini iade ediyor. HDP’nin İzmir’de de oylarını artırmış olması, HDP’nin Türkiye genelinde büyüme potansiyeline işaret ediyor.

10danSonra seçim insiyatifinin hiçbir beklentiye girmeksizin HDP’ye oy çağrısında bulunması,  Gezi’nin bakiyesi forumlardaki aktivistlerin HDP ile dayanışma içinde olduğunu ifade eder.

Öyle ki, 10danSonra seçim insiyatifi kampanyasını duyurmasının ardından Türkiye’nin birçok ilinde karşılık buldu, bu faaliyeti kendi yerellerinde yürütmek isteyenlerden davet aldı. Yüzlerce aktivisti seferber edebildi. Kampanyanın yayılma hızı ve yayıldığı iller dikkate alınırsa, burada da Gezi’yi görmek mümkün.

HDP’de yer almayan ancak Gezi’nin bileşeni olan sosyalist siyasetlerin “oy verme” çağrısından sözedelim. Halkevleri, Demokratik Haklar Federasyonu (DHF), Partizan gibi siyasi yapılar HDP’ye oy verme çağrısında bulundular. Gezi’nin HDP’de ifade olduğunun bir diğer kanıtıdır.

Gezi’nin ismini alan Haziran Hareketi’nin önemli bir kısımının açıkça, diğer bir kısmının ise, dolaylı destek vermesini Gezi’nin seçimlerde HDP ile birleşmesinin son bir kanıtı sayalım.

Dolayısıyla, Gezi’nin siyasi talepleri olan AKP’nin otoriter, dayatmacı, yaşam alanlarına müdahale eden, siyasal İslamcı, faşizan uygulamalarının son bulması, HDP’nin seçimlerdeki politikasıydı ve HDP’nin seçim başarısında bu taleplerin ifade edilmesinin önemli bir payı var.

Barajın aşılması sosyalist ve sol siyaset için sadece moral olmayacak, pratik ve siyasi yeni imkânlar yaratacaktır. Bu imkânların basiretli biçimde değerlendirilip heba edilmemesi için özel bir gayret gerekli.

Demokratik haklar, özgürlükler, emekçilerin talepleri, Kürtlerin ve diğer ulusların kolektif hakları, kadınların talepleri başta olmak üzere bir dizi acil talep etrafında “birleşik mücadele cephesi” oluşturmak mümkün. HDP’yi tüm bileşenlerin ortak paydası olan emekçi kimliği etrafında biraraya getirmek, HDP’ye bu sosyal kimlik etrafında örgütlenme gereğini hatırlatmak gerekli.

Taşeronlaşma, esnek çalışma, asgari ücret, iş saatlerinin düşürülmesi, parasız eğitim, sağlık ve ulaşım; sendika ve kitle örgütlerindeki devlet vesayetinin kaldırılması, seçim barajının kaldırılması vb. taleplerle yürütülecek bir siyasi mücadeleye gerek var.  Bu bize güven verecek ve ortak arayışlara itecek ve birlikte mücadele etmenin fırsatlarını yaratacak.

Dolayısıyla, HDP’nin faaliyet zeminini en alttakilere; çalışanlara, emekçilere, işçi sınıfına indirmek; toplumsallaştırmak gerekiyor. Toplumsal temeli en alttakiler olan ve tüm Türkiye’yi kapsayan bir siyasal hareket, alınan yüzde 13 oyu da konsilide eder ve çoğaltır. Bu sayede 13 yıllık AKP-büyük burjuvazi ortaklığının yoksulların elinden aldığı ekonomik ve sosyal hakları geri alacak bir mücadeleyi gerçekleştirmek mümkün olabilir.

Kürt hareketinin esas kuvvet olarak yer aldığı HDP’nin Türkiye çapında mücadele yürütecek bir partiye dönüşmesini sağlayacak bir örgütsel ve siyasal sürece; tartışmaya ihtiyaç var. Bu ihtiyaca karşılık gelen kitle örgütlerinin oluşturulması da gerekli. HDP’nin toplumsal temelleri olan bir partiye dönüşmesinin imkanları dünden çok daha fazla var.

Gezi’nin siyasal ve örgütsel bakiyesinin HDP üzerinden sürece dahil olması halinde, bu dönüşümün hızla gerçekleşmesi mümkün olabilir. Yani yüzde 13’ün parti ve  kitle örgütleri seviyesinde örgütlenmesinden söz ediyoruz. Aksi halde bunca iktidar imkanları, rant ve para kaynaklarına sahip AKP, seçim yenilgisinin ilk sonuçları atlatıldıktan sonra CHP ve MHP içinden yeni çıkar ilişkileri kurarak, yenilgiyi kendi lehine çevrilebilir. Seçim barajları vb. üzerinden baskısını sürdürerek, HDP’yi başarısız gööstererek, ona verilen stratejik, emanet ve hibe oyları HDP’den geri alabilir.

Seçim sonuçlarının kalıcı olabilmesi için, seçim başarısının Türkiye genelinde etkin olacak ve toplumsal temellerini emekçilere dayandıracak bir HDP’ye ve yeni kitle örgütlerine ihtiyaç var.

Uluslararası dayanışma…

HDP boşlukta bir başarı kazanmadı. Arap İsyanlarından Gezi’ye, SYRİZA’dan Podemos’a ve nihayetinde HDP’nin seçim başarısıyla devam eden aşağıdakilerin memnuniyetsizlikleri, bu başarıda pay sahibidir. Bu yüzden, uluslararası dayanışma ve örgütsel ilişki olmaksızın tek tek seçim başarılarının kalıcı olabilmesi, uluslararası sermayeye karşı direbilmesi mümkün değil. Dünyanın çeşitli ülkelerindeki aşağıdan ve soldan seçim başarıları yüzümüzü güldürmekle kalmamalı, ilişkiler de kurulmalı.

Dünya ve Türkiye’de yaşamakta olan seçim başarıları, isyanlar geri çekilme ve ileri atılma hamleleriyle sürdüğünü kabul edeceksek, hem Avrupa’daki hareketlerle hem de Ortadoğu’da, Rojava başta olmak üzere Suriye ve Irak’taki gelişmeleri gelişmeleri yakından takip etme ihtiyacı var. Tüm bu gelişmelerin verileri üzerinden, devrimci bir strateji, taktik ve program geliştirilmesi için imkânlar bulabiliriz.

Büyük İnsanlık hayalimizi, HDP’nin seçim başarısının üzerine taşıyacaksak uluslararası dayanışmayı ve deneyimleri paylaşmak ve çoğaltmak zorundayız.

Sonuç olarak 7 Haziran seçimleri olağan seçimler olmadığı için, HDP’nin seçim başarısı da olağan sonuçların dışında ek sonuçlar ve fırsatlar yaratacaktır. Tüm bu fırsatları değerlendirmeye ihtiyaç var. Umarız önümüzdeki günlerde yakalanan fırsatlardan devrimci olanaklar yaratılabilir. Aksi halde seçim havası, gelip geçecektir.

* Bu yazı Mesele’nin 102. sayısında yayınlanmıştır.

Facebooktwittergoogle_plusmail

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir