Turgut Öker: “Cumhuriyet döneminde Aleviler nefes aldılar ama nefes veremediler.”

Facebooktwittergoogle_plusmail

Aslı Sarıoğlu

7 Haziran seçimleri Türkiye’nin kaderini yeniden belirlemeye ve çizmeye aday görünmekte.  Bir yandan on iki yıllık AKP iktidarının mutlak varlığı tehlikede, diğer yandan çok farklı kimlikli renkli milletvekili adayları ve parti programlarıyla günün, zamanın değişme ihtimali müjdelenmekte.

Artık kendi kimliğine sarılıp, sadece kendi mücadeleni vermek yetmiyor. İş, aş, özgürlük, sokağından mahallene her an bir rant uğruna elinden alınabilecek barınma hakkı ya da gündelik yaşam her kesimden insanı bir yerde sobelemekte ve mücadele her alanda sürmekte. Kadın cinayetlerinden, iş cinayetlerine, güvencesiz çalışma koşullarından, etnik ve dini kimliklerin ötelenmesine, ötekileştirilmesine sorunlar pek çok. Tüm bu nedenlerle birikmiş her türden paranoyamızla birlikte ve büyük bir ciddiyetle merak ediyoruz seçim sonrası yeni Türkiye’yi. Birkaç yıldır reklamı yapılan, bir kısım elit için şaşaa ve muhafazakâr söylemler üzerinden daha da gizli, kapaklı, rantlı, azarlı, taraflı bir ülkeye uyanıp, bir taraf olarak kalmak zorunda mı olacağız; yoksa dini, etnik, cinsel kimliklerimizi her ne olursa olsun ötekini ötelemeden, hüsnü kabulle ve çoğulcu bir dille yeniden kurabileceğimize inandığımız, geleceğimize inandığımız gerçekten yeni bir Türkiye’ye mi merhaba diyeceğiz?

HDP hem milletvekili profiliyle, hem de seçim beyannamesi ile çoğulcu bir toplumsal yaklaşıma ve farklı kimliklerin eşit temsiline aday olduğunu açıkladı. Geniş bir kesimden destek görseler de hala Kürtlerin partisi olmalarından, çözüm süreci ile ilgili ayrı bir ajandalarının varlığına, Şafii seçmen kitlesinden dolayı aslında muhafazakârlaşma ile sorunları olmayacağına kadar çok çeşitli soru işaretlerinin birçok seçmende devam ettiği görülüyor. Biz ilk elden, hem de Alevi kimliği ile öne çıkan bir milletvekili adayı ile tüm bu soruları cevaplamak istedik. Nasıl bir gelecek vadediyor, umut ediyor HDP ve aslında bu, bizim sorunlarımıza hangi açılardan merhem olmaya aday?

Turgut Öker, 1973 yılından beridir Almanya’da yaşıyor ve 2000 yılından bu yana Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu Genel Başkanlığı’nı, 2002’den bu beridir de Almanya Alevi Birlikleri Konfederasyonu Genel Başkanlığı yapıyor. 12 Haziran 2011 seçimlerinde İstanbul 1. Bölgeden bağımsız aday olarak katıldı, 7 Haziran seçimlerinde de İstanbul 2. Bölgeden 1. Sıradan HDP’nin milletvekili adayı.

Öker, HDP’de Alevi aday olmaktan, Alevilerin ve diğer tüm diğer dini, etnik, cinsel kimliklerin tekçi olmayan bir bakış açısı ile temsiline, ulus devletlerden, sosyal haklara, ekonomiye bizim sorularımızı cevapladı. Bu röportaj, HDP’ye oy verecek kitle kadar tereddütleri olanlara da cevap verecektir diye düşünüyorum.

Seçim bildirinizi hepimiz okuduk, gerçekten her kesime hitap edecek, detaylı bir seçim bildirisi hazırlamışsınız. Bununla birlikte hala birçok seçmen, HDP için, “Esasında HDP Kürtlerin partisidir ve meclise girdikten sonraki ana konusu Kürtler olacaktır, çözüm süreci olacaktır.” diyor, bu nedenle oy vermeyecek olanlara ne dersiniz?

Şimdi HDP’nin programı veya şu anki seçim bildirgesi Türkiye için çok yeni ve ütopik olmakla birlikte, yani “Bu programın Türkiye’de hayata geçme koşulları olmaz” denmesine rağmen, bu seçim bildirgesine yön veren, ruh veren anlayışın Avrupa’da, en azından gelişmiş demokratik ülkelerde bir 40 yıllık geçmişi var. 1960’lı yıllardan sonra, ciddi bir göç almakla birlikte, farklı dine mensup, farklı inanca mensup, farklı örf ve adetlere mensup insanların gelmesiyle birlikte, Avrupalıların toplumsal yaşamı alt üst oldu. Almanya’da örneğin, yüzde 15’e yakın göçmen nüfusu var, Fransa’da da öyle, Hollanda’da da öyle. Ve arkasından artık, “Avrupa Avrupalılarındır, Almanya Almanlarındır, Fransa Fransızlarındır” tezi veya o anlayış üzerine inşa edilen Avrupa, bu yeni duruma cevap veremez oldu. Ne sol, ne sosyalistler, ne Marksistler… Arkasından Rudolf Bahro isminde bir Alman filozof bu duruma dair bir iddiayla ortaya çıktı: “Artık ulus devlet dönemi kapanmıştır, göçle birlikte dünya iç içe geçmiştir. Dolayısıyla mevcut durumdan sadece emek üzerinden, sadece sınıfsal konum üzerinden yarını inşa etmek mümkün değil.” dedi. Ulus devlet anlayışı yerine çokuluslu, çok kültürlü, çok dilli, çok inançlı bir toplum modeli önerisini getirdi. Bugün HDP’ye ruh veren, yön veren bakış açısının kaynağı burasıdır. Bugün Avrupa’da Yeşiller, siyasi akım olarak bu bakış açısı üzerinden var oldular. Sol Parti, yani Sosyal Demokratlar’ın solundaki Sol Parti de bu gerçek üzerine şekillendi. Bizler Avrupa’ya 60’lı yıllarda gittiğimizde, Almanların tipik bakış açısı, Almanya Almanlarındır, defolun buradandı. Bunun karşısında bütün göçmen grupları, Latin Amerika’dan gelenler, Afrika’dan gelenler, Asya’dan gelenler ve Türkiye’den gidenler, onların karşısına çıkıp bir duruş sergilememiz gerekiyordu. Ve bu çokuluslu, çok kültürlü, demokratik toplum modeli can simidi gibi imdadımıza yetişti. Avrupalılara dedik ki, “Sizin ecdadınız, atalarınız çok önceden bu topraklara gelmiş olabilir, siz bu topraklarda doğmuş olabilirsiniz, bu topraklar size tapulu değil, bu topraklar sizin mülkiyetinize ait değil.” İnsan merkezli bir iddia üzerinden bir pozisyon ancak bu bakış açısı üzerinden oluşturabildik. Ve bu süreçteki bizim bütün yürüttüğümüz mücadelenin sloganı “Gleiche rechte für alle” yani “Herkese eşit hak!”tı. Alman’ın ne hakkı varsa benim de aynı hakkım olsun, Fransız’ın ne hakkı varsa benim de aynı hakkın olsun. Bu nedenle bugün HDP’nin programına damga vuran ana anlayış, dediğim gibi çağdaş demokratik ülkelerde bir yarım asırlık geçmişe sahip.

Şimdi Türkiye’de bir sınıf mücadelesi yürüten hareketler de veya sol dediğimiz, bana göre değil, sosyal demokrat diye sunulan CHP de, bu gerçeklikten uzak, halen daha “Türkiye Türklerindir” diyor veya Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluş ideolojisi üzerinden bugünü okuyorlardı. Ve böyle bir okuma ne Kürtlere, ne Alevilere, ne Ermenilere, ne Süryanilere, ne Ezidilere, bir gelecek vaat etmiyordu. Bugün HDP’nin çıkışının, heyecan yaratmasının sebebi, tüm dünyada olduğu gibi artık sıkışmış, asimile edilmiş, yok edilmeyle karşı karşıya olan topluluklara bir kurtuluş çözümü sundu. O kapsamda da HDP’nin bugünkü programı bir çırpıda anlaşılmaz. Bir ırk egemenliği, Türkçülük ve bir inanç egemenliği, Sünnilik, yani Türk-İslam sentezi üzerine inşa edilmiş olan devletin okullarında yetişenlerin, onun ordusunda askerlik yapanların, onun ideolojik olarak yıllardır medya üzerinden propagandasına muhatap olanların, oralardan zehirlenenlerin bir çırpıda, bugün artık bu yüzyılın toplumsal ihtiyacına cevap vermeyecek düşünceden arınması ve bu modeli benimsemesi öyle kolay olacak bir olay değil. Bu nedenle de, yani sorunuza cevap itibariyle, bunun bir süreç işi olduğunu ben biliyorum. Yani Avrupa da hemen, Rudolf Bahro’nun böyle bir kitap yazmasından sonra, böyle bir model öğrenmesinden sonra kavramadı, bir 50 yıl geçti. Ve aynen Türkiye’de olduğu gibi yüzde 1’le, 2’yle, başladı Yeşil Hareket, Sol Hareket. Şu an yüzde 15 20’leri buluyorlar. Avrupa’da birçok hükümette koalisyon ortakları. Bu bir süreç, Türkiye halkları da bunları görecek, ulus-devlet modeli, tekçilik insanlık için bir ölümdür, insanlığın bütün yaratıcı değerlerini ortadan kaldıran, bu çağa cevap vermeyen bir yaklaşım.

Şimdi kendi ülkemiz açısından da, Aleviler dağ başlarındaki köylerini terk ettiler, İstanbul’a akın ettiler, Kürtler bütün Kürt illerini terk ettiler, büyükşehirlere akın ettiler, diğer topluluklar da aynı şekilde. Bu nedenle bugün artık, işte Batıda da gözlemlediğimiz, işte “Bu Kırolar nereden geldi?”, “Bu Kızılbaşlar nereden geldi?”, “Geldiler işte malımıza mülkümüze ortak oldular.” Söylemleri başladı… Aynen 70’li yıllarda Avrupa’ya gittiklerinde babalarımızın yaşadığı gibi…

Ben HDP programının hazmedilememesinin, bu başlangıcın çok uzun süreceğini düşünmüyorum. Bir başlangıç olmakla birlikte, bütün bu ülkenin barıştan yana, demokrasiden yana, bütün halkların eşit koşulda yaşamasını isteyen toplumsal kesimlerin bu modelde, bu projede bir araya geleceğine inanıyorum. Zaten şu an büyük oranda geldi, yani HDP o anlamda bizim cephemizden bir Kürt partisi değil. HDP’nin 550 tane adayı var, 550 adayın 150 tanesi Alevi kökenli. HDP’nin 550 adayının içerisinde benim gibi 100 tane Türk var, ulusal kimlik itibariyle, 50 tane Ermeni var, 5 tane Çerkes var ve sadece 100 tane Kürt var. Aynı zamanda da toplam erkekler kadar da kadınlar var.

HDP’nin ana dinamiğini Kürt hareketi oluşturmuş olmasına rağmen bu proje aynen Türk devletinin yaptığı gibi yapamaz.  Nasıl Türk devleti bize 90 yıldır Türkçülüğü dayattıysa, bugünün insanlığı Kürtçülüğün dayatıldığı bir modelde yaşayamaz; Sünniliğin dayatıldığı bir modele Alevilerin kökten itirazı varsa, Aleviciliğin de dayatıldığı bir modelde de insanlar yaşayamazlar. Yani insanlar artık, kimliklerinden bağımsız, inançlarından bağımsız, kökenlerinden bağımsız, insan merkezli, bütün insanlığı, doğada var olan bütün insanlığı eşit haklarda, eşit temelde kabul eden bir bakış açısına ihtiyaç duyuyor. Öbür yöntemler denendi zaten. O nedenle de HDP barajı aşıp parlamentoya gittikten sonra bu insanlığın geleceğine yön verecek düşünceden uzaklaşırsa, bugüne kadarki, Türkiye’ye hâkim olan düşünceyi benimserse zaten tarihsel misyonunu yerine getirmemiş olur, dünün yanlışına dâhil olmuş olur.

Bugüne kadar da bu tekçi bakış açısından dolayı bu kadar zulüm görenler, örneğin biz Aleviler, Alevi olmamızdan dolayı bunca zulüm gördükten sonra bizim dışımızdaki insanlığa bir inanç diktatörlüğünü dayatmamız kendi yaşadıklarımıza ters olur, ondan ders çıkarmamak olur. Bu bakış açısında bir araya gelenler dünün yüzleşmesini yaparak bir araya gelmiş insanlar.

Turgut Oker1

HDP programında dikkati çeken unsurlardan biri de bakım hizmetlerinden, sağlığa, elektrik ve su kullanımına, ulaşıma kadar detaylandırılmış olması. Türkiye’de yaşayanlar için artık her biri çok ciddi maliyet kalemleri olan ve dar gelirlileri fakirleştiren sosyal hakları düzenleyeceğini belirtmesi. Peki HDP, meclise girdiğinde ekonomik programıyla ilgili neler yapacak, neler yapabilir?

Şimdi bu konumuz sosyal haklar. Ülkenin bütün farklı toplumsal kesimlerinin kendi temsilleri üzerinden parlamentoya taşımak bir devrim, bir yenilik, yani bugüne kadar Türkiye’nin mozaik yapısı, kimlik olarak da, toplumsal tabaka olarak da, kendi adına, kendi iradesiyle siyasette yer almıyordu. Bu alandaki vaatleri kadar ekonomik alanda da söyledikleri de yani sosyal devlet, bugün, İsveç’te, Norveç’te, gelişmiş Avrupa ülkelerinde, devletin insanlara karşı bir yükümlülük olarak, devlet yükümlülüğü olarak yerine getirdiği hizmetlerdir. Bu Türkiye’de son olarak AKP sürecinde olduğu gibi bir sadaka değildir. Devletin hazinesini insan merkezli planladığınızda yapılabilir ve temeli olmayan, kaynağı belli olmayan bir iddia değildir bu. Zaten biz Avrupa’da bugün HDP’nin programında olan bütün hakları biz elde ediyoruz. Yani işsiz insanlara devletin verdiği sosyal hak, işsizlik ücreti neredeyse Türkiye’nin asgari ücretine eşit. Çocuklara, evsiz olanlara, geliri yetersiz olanlara, gıda yardımından giysi yardımına kadar veriliyor, bunların hepsi bugün Avrupa’da uygulanıyor. Bugün HDP’nin programında var olan vaatlerin hepsi, tırnak içinde eloğlu tarafından, hayata geçirilen şeyler. Selahattin Başkan’la Figen Başkan da ifade ettiler, bu ülkede tek başına Diyanet’in bütçesi, 9 bakanlığa eşit. Siz 9 bakanlığa ödenen bütçeyi, halka hizmet olarak sunduğunuzda ne olabilir düşünün. Artı örtülü ödenek, hiçbir çağdaş demokratik ülkelerde böyle bir skandal yok. Diğer taraftan sarayın bile tek başına hizmet giderlerini düşünün. Bu tek tek sıralanan harcamalar hizmet alanlarında rahatlıkla kaynak olabilecek giderler.

HDP’ye getirilen bir eleştiri de, Şafii tabanından dolayı Sünni Müslümanlığı yeterince eleştiremediği. Siz Alevi bir aday olarak bu tür yaklaşımlara nasıl bir cevap veriyorsunuz?

Bugüne kadar Aleviler de, Kürt hareketi de, sosyalistler de yanlış yaptılar, herkes kendine Müslüman oldu, onu açıkça söylemek lazım. Bugüne kadar Aleviler de son 25 yıl içerisinde ağırlıkla kendi acılarıyla, dertleriyle meşgul oldular, Kürtler de bugüne kadar sadece Kürt sorunu merkezli mücadele yürüttüler. Ama gelinen noktada görüldü ki, ne Alevilerin tek başına kurtuluşu var, ne Kürtlerin tek başına kurtuluşu var, ne Ermenilerin, ne Ezidilerin, ne solcuların, ne sosyalistlerin. Bu anlamda HDP’yi Türkiye’nin bütün dinamik güçlerinin, değişik ırmaklardan akan gücün, bir denizde buluşması olarak tanımlamak en gerçekçisi. Bu anlamda Kürt hareketi kendi merkezli mücadelesiyle, Alevilerin sadece kendisini esas alan mücadelesiyle bir gelecek oluşamayacağı için güçler birleştirildi. Yani bu yeni dönemin buluşmasıdır.

Bir de Alevi Oyları genellikle CHP’ye gider ama siz HDP’de yer aldınız. Neden CHP yerine HDP’de yer aldınız?

Alevilerde bunun sosyolojik ve tarihsel sebepleri var. Niye Aleviler deyince hep CHP akla gelir? Normalde Türk-İslam sentezini bu ülkeye egemen kılan bir devlet inşası gerçekleştirilmiştir. Sonuçta o günün koşullarında bir devlet ideolojisidir, cumhuriyet ideolojisidir. Ve cumhuriyet ideolojisini şekillendiren parti CHP’dir. Bu nedenle bugün Aleviler ne ıstırap yaşıyorsa aslında bunun kökeni bu Türk-İslam sentezinden kaynaklanır. Evet, cumhuriyet Osmanlı’ya göre, Aleviler için umuttur. Şer’i hukuk, Osmanlı zulmü, Osmanlı’nın yönetim anlayışı karşısında cumhuriyet Aleviler için bir devrimdir. Fakat Aleviler bu devrime ciddi şekilde destek vermelerine rağmen, bu devrim Alevileri tarihsel kökeninden kopardı. Diyanet’i kuran bu ideoloji, dergâhlarımızı kapatan, dergâhlarımızla birlikte inanç önderlerimizi, aynı üfürükçüler gibi, muskacılar gibi tanımlayan ve tekke ve zaviyeler yasasıyla birlikte Alevilerin Alevi olarak var olmasını yok eden anlayış bu cumhuriyet süreciyle birlikte başladı. Aleviler o güne kadar Osmanlı zulmüne, baskısına, katliamlarına maruz kalıyordu ama dağ eteklerinde, dağ başlarında, gizli koşullarda kendi inancını yürütüyordu. Ocağı vardı, dedesi vardı, kendi sistemi vardı. Cumhuriyetle birlikte bu uygulamalar yok edilmeyle karşı karşıya kaldı, büyük oranda da gizlendi. Aleviler gizli koşullarda, jandarma korkusuyla, ceminin girişine, köyün girişine bekçi koyarak, gözcü koyarak cem yapabildi. Yani öyle bir çelişki, öyle bir yaman bir durum var ki… Osmanlı’ya belki silah zoruyla bile, katliamla bile dönmeyecek toplumun, Alevilerin, sanki geriye dönüş özlemi varmış gibi, tekke ve zaviyeler yasasıyla birlikte, devlet kontrolünde inşa edilen Diyanet üzerinden beli kırıldı. O anlamda da Aleviler, her zaman söylendiği gibi, cumhuriyet döneminde modern hukuka dâhil oldular, Alevi olarak nefes alabildiler katliamlardan kurtuldular, -tabii Koçgiri’yi, Dersim’i, diğer katliamları bunun dışında tutarsak- nefes aldılar, ama nefes veremediler. Aleviler olarak bugün yaşadığımız asimilasyonun, çoğunluk içinde erimiş olmanın, belki 19. yüzyılda, neredeyse Anadolu’nun yarısı Alevi iken, bugün bu sayının, gerçekçi olarak ifade etmek gerekirse, 10 ile 12 milyon arasında kalmış olmasının da sebebi bu ideoloji. Ama öyleyse bugün niye Aleviler kendisini yok eden, kökünü kurutan, asimile eden bir anlayışa bu kadar dört elle sarılıyorlar? Bunun dünyada o kadar çok örnekleri vardır ki… Asimile eden gücün, katliam yapan gücün, muradı ve amacı sadece asimile ettikleriyle, abluka altına aldıklarıyla, katliam yaptıklarıyla sınırlı değildir, bu katliamlarla, bu asimilasyonla, bu baskılarla geride kalanlara mesaj verirler. Ve bugün Alevilerde ciddi şekilde bir travma vardır. Yani Koçgiri Katliamı hedefine ulaşmıştır, Dersim Katliamı hedefine ulaşmıştır. Alevileri Alevi olmaktan kurtarmıştır. Belki vücutları Alevidir, adları Alevidir, Hıdır’dır, Rıza’dır, ama beyinleri tamamiyle katliam yapan sistemle özdeşleşmiştir.

Bu anlamda bugün Alevilerin Aleviliğinden daha çok, kendini var eden değerlerden daha çok, sistem merkezli düşünmesi, devlet merkezli düşünmesi en belirgin göstergesidir. Bizim dedelerimiz, cemlerde, “Allah devletimizin kılıcını keskin ede” duasıyla ibadet yapıyorlar. Kendilerini katleden, kendilerini kesen kılıca, devlet zulmüne hayır duası vererek ceme başlıyorlar. Bu bir akıl tutulmasıdır; bu, bir topluluğun kendisine zulmeden, katleden ve sonunu getiren devlete ve onun kılıcına hayır dua vermesi bir sağlıklı aklın kendine yapabileceği en son zulümdür, en büyük bir ihanettir. Ama bu Alevilerde bir realitedir.

Çok şükür, bizim en azından son 20 25 yıllık örgütlenmemize artık Türkiye de dahil olmak üzere, Avrupa merkezli oldu Alevilerin örgütlenmesi. Avrupa’nın demokratik koşullarında biz kendimizi bulduk. Bu, çok uluslu, çok kültürlü toplum modeli tartışması bizim Alevilik üzerinden örgütlenmemizi besledi. Biz gıdamızı oradan aldık. O bakış açısı bizim kendi değerlerimiz üzerinden örgütlenmemize sebep oldu, yön verdi. Ve Avrupa’nın yansıması olarak da Türkiye’de Aleviler örgütlendiler.

Ve artık “Niye CHP, CHP’yi biz niye destekliyoruz, CHP bize ne verdi, bizden ne aldı” soruları karşısında, CHP’nin programatik olarak da artık, bu Türkiye’nin mozaik yapısına, Alevilerin Alevi olarak yaşamını sürdürmesine cevap veremeyeceği gerçeğinden hareketle biz bugün HDP’yle stratejik bir işbirliği yaptık. Yani bu sadece taktiksel, “Bir koyduk üç alacağız, bu seçimlerde on kişi seçileceğiz” yaklaşımı değil. Gördük ki Madımak’ı yakan zihniyetle Roboski’yi bombalayan zihniyet aynı. Ve bu ülkede bu sistemin yok etmek istediği iki ana damar, yani ulus kimlik itibariyle Kürtler, inançsal olarak Aleviler. Bir araya gelmediğimizde, iki grubu da yok eden zihniyet karşısında var olamayacağımızı görerek biz yani HDP’yle güçlerimizi birleştirdik.

Aleviler daha önce meclise girdi, AKP’den de girdi sanıyorum, CHP’den de girdi. Şu ana kadarki mecliste olmasının Alevilere yansıması neler oldu? Siz biraz söylediniz ama şu ana kadar Alevileri temsil edebildiler mi meclise giren Aleviler?

HDP’nin barajı aşması 90 yıllık Türk-İslam sentezinin mezara gömülmesi demektir. Bu sıradan bir seçim değildir, 90 yıldır Türkçülüğü ve Sünniliği esas alan Türkiye Cumhuriyeti devlet ideolojisi mezara gömülecektir, iflası anlamına gelecektir. Bunca yaptığı zulümlerin ve katliamların sonuçsuz kaldığının ve böyle devam etmeyeceğinin de bir deklarasyonu olacaktır. 90 yıldır bu devlet Alevi’yi de, Ermeni’yi de, Rum’u da, Çerkes’i de, Süryani’yi de, Ezidi inancına mensup insanları da, hepsini, Türk-İslam sentezinde eritmeye çalıştı. Bu çıkış, onunla bir hesaplaşmadır, ona bir karşı koyuştur.

Bugüne kadar o anlamda, tek tek Kürt kökenli, tek tek Laz kökenli, tek tek belki Çerkes kökenli, belki Alevi kökenli onca insan meclise gitti. Kökenli olmak başka bir şey… Bugün, bizim kuşak diyoruz ki, “Biz Alevi kökenli değiliz, biz Aleviyiz”. Köken ifadesi Türk-İslam sentezinin bir ifade tarzıdır. “Bunlar zamanında Aleviydi ama bugün Müslümanlar. Bunlar Kürt kökenliydi ama bugün bunlar aslında Türk. Bunlar köken olarak Çerkes’ti ama bugün bunlar Türk.” anlamındaki bir bakış açısının yansıması olarak meclise çok sayıda insanlar gitti, belki Alevilerden binlerce gitmiştir.

Aleviliğin yaşanmadığı yerde Alevi olur mu? Bunlar biyolojik Aleviler bizim tanımlamamızla. Yani tesadüfen Alevi anne babadan dünyaya gelmiş insanlar. Alevi değerlerini bir insan yaşatmıyorsa nasıl Alevi olabilir? O yönden, mecliste bugüne kadar Alevi kimliğiyle milletvekili gitmedi, biyolojik Aleviler gittiler. Ve 90 yıldır da devletin Türk-İslam sentezini topluma sundular.

Biz bugüne kadar Alevilerin taleplerini meclis kürsüsünden haykıran, örneğin Diyanet İşleri Bakanlığı’nın kaldırılmasını öneri olarak sunan, örneğin Alevilere yönelik katliamları Alevi kimliğiyle bahseden milletvekilleri görmedik. Büyük bir çoğunluğunun sistemin mesajlarında taşeronluk yapan insanlar olduğunu gördük. Bu belki bugüne kadar tek tek insanların emeğine saygısızlık olabilir ama tek tek insanlardan bağımsız olarak, devletin parlamentosunun oluşumunu, siyaset yapma tarzını yukarıdan değerlendirdiğimizde ne yazık ki böyle bir acı durumla da karşı karşıya kalıyoruz.

Bu bir başlangıç olacak, asla bugüne kadar olduğu gibi, belli siyasi partiler kendi Alevi’sini yaratamayacaklar. CHP’nin Alevi’si, HDP’nin Alevi’si olmayacak. Alevi’ler, Alevi olmak temelindeki kendilerine özgü sorunlarıyla ve talepleriyle yer alacaklar.

O zaman aynı şeyleri mesela Roman adaylarda da düşünebilir miyiz? Hem sizden hem de CHP’den Roman adaylar var ve ilk defa kendi kimlikleriyle giriyorlar meclise. Çadırdan gelen Özcan Purçu var biliyorsunuz. Kendi kimlikleriyle meclise girmek, farklı partilerden olunsa dahi birlikte politika üretme zeminini beraberinde getirir mi? Birlikte iş yapar mısınız?

Mutlaka olacak. CHP kuruluş ideolojisiyle kökten hesaplaşmasa da, “Bugüne kadarki benimsediğimiz ideoloji insanlığa zarar verdi, biz Türk-İslam sentezini benimsemekle yanlış yaptık” demeseler de, bugün vitrinlerine Roman koymakla, Alevi koymakla, Ermeni koymakla aslında fiilen bugüne kadarki izledikleri politikadan utangaç bir şekilde uzaklaşıyorlar. Bu değişimi yapmaları da HDP’nin çıkışı sayesinde olmuştur. HDP köklü şekilde bu sisteme cepheden, yeni alternatif sunan bir programla ortaya çıkmamış olsaydı, 90 yıldır bunu yapmayan CHP niye bugün bunu yapmak ihtiyacı hisseder miydi? Bugün yapan bir parti olduğunu görüyor, halkın bu yeni modele yoğun ilgisi olduğunu görüyor ve artık Türkiye’nin yarınlarının bugüne kadarki bakış açısıyla olmayacağını görüyor. Kerhen, istemese de bu değişikliği yapmak durumunda kalıyor. Ama buna rağmen pozitif, buna rağmen biz de CHP sıralarında oturacak Alevi arkadaşlarla, Alevilerin özgün kararları noktasında, can alıcı sorunları noktasında tabii ki birlikte davranacağız. Bizim varlığımızla onların da, bugüne kadar olduğu gibi kayıtsız kalma, duyarsız kalma hakları, şansları yok artık.

Şu ana kadarki, bu Alevi açılımları yapıldı, cami-cemevi projesi, Alevi imam hatibi gibi yaklaşımlar var mesela. Siz meclise girdiğinizde Aleviler olarak, bu cami-cemevi gibi, din dersleri gibi pratik konularda ne yapacaksınız?

Biz bugüne kadarki siyaset yapma tarzını kökten değiştireceğiz. Parlamentoda milletvekilliği konumuna sahip olan insanların varlığı da, kudreti de kendinden ibarettir yaklaşımını bir tarafa bırakacağız. Biz Alevi toplumunun sadece sözcüleri olacağız. Biz yaşamımızı Alevilerin örgütlü mücadelesine adamış insanlar olarak, örgütlü bir toplumun geleceğinin olacağına inanıyoruz. O noktada da Türkiye’deki mevcut bütün Alevi kurumlarının ortak bir iradede bir araya gelerek, parlamentodan ve siyasetten ne bekliyorlarsa, beklentilerini saptayan, netleştiren, programa dönüştüren Alevilerin bu programlarını esas alacağız. Örgütlü Alevilerin ve kurumlarının parlamentoda temsilcisi olacağız.

Bir de Aksaray’a ilk gidenler, Aleviler oldu biliyorsunuz, yemeğe. Kurumlar arasında da yani farklı, ben yapılanmayı çok iyi bilmiyorum ama bir birlikte olma hali galiba yok. Farklı yaklaşımlı derneklere nasıl mesafe alacaksınız?

Şimdi, Sünnilik homojen bir toplum değilse, Alevilik de homojen bir toplum değil. Alevilik bir öğreti çünkü. Belki eskiden yüzde 90’ının yaşam koşulları aynıydı, hepsi dağ eteklerinde yaşardı, doğa esaslı bir inançları var. Ama bugün iç göçle birlikte Alevilerde de ciddi sınıfsal farklılıklar oluştu. Yani küçümsenmeyecek sayıda Alevi sermayedarları var, küçümsenmeyecek sayıda burjuva var. Dolayısıyla bu ülkenin bankalarından beslenen, “sözüm ona” Aleviyle bir emekçi Alevinin dünyaya aynı pencereden bakması mümkün değil. Bu, örgütlenmeye de yansıdı. Özellikle bizim örgütlenmemiz, Avrupa’da 80’li yılların sonuna doğru başladı, ben ilk Avrupa’da ya da dünyada diyelim Alevi adıyla kurulan Hamburg Alevi Kültür Merkezi’nin kurucularındanım. Türkiye’de de Pir Sultan örgütlülüğü, Alevi Kültür Dernekleri, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı gibi, demokratik Alevi hareketinin örnekleri var. Bir de adında bile hülle olan Cem Vakfı gibi bir örgütlenme var, Cumhuriyetçi Eğitim Vakfı’dır aslında onun adı, Cem değildir. Kurucusu görünürde İzzettin Doğan olmakla birlikte ona o emri veren, Süleyman Demirel’dir. Kendi beyanıdır Demirel’in. Özellikle de 95 sonrası, Gazi Katliamı sonrası, “Hocayı çağırdım, Aleviler başıboş, dedim, hoca, bir örgüt kur, Alevileri toparla, dedim.” der. Dolayısıyla Alevilerde bugün iki merkezde örgütlenme var, çift merkezli. Bir, devletten beslenen, devletin direktifiyle hareket eden, devletin Aleviliğini yaratmak amacıyla var olan ve örtülü ödeneklerle de ciddi destek alan bir kümelenme var, başında İzzettin Doğan var, bir de demokratik bir Alevi örgütlenmesi var. Devletin Alevileriyle gerçek Alevilerin örgütünün birçok toplumsal olaya farklı yaklaşımı ve bir araya gelmeyecek olması gayet doğal bir şey. Biz, saydığım kurumlarla bir aradayız Avrupa örgütü olarak.

Siz evet bir Alevi milletvekili olarak çalışacaksınız ama bir yandan da bulunduğunuz bölgenin, dünya kadar farklı sorunları var. Kentsel dönüşümden tutun, yoksulluğa, iş ve yaşam koşullarına kadar. Bu sorunlara dair milletvekili olduğunuzda neler yapacaksınız? Yani sizi sadece bir Alevi vekili olarak mı göreceğiz, yoksa temsil ettiğiniz bölgenin sorunlarını da taşıyacak mısınız meclise?

Şimdi kamuoyu beni 25 yıldır Avrupa’da olsun, Türkiye’de olsun Alevilerin örgütlü mücadelesinde bilir. Ben her şeyden önce 16 yaşımda, İstanbul’da 1 yıl cezaevinde yattım, Yılmaz Güney benim cezaevi arkadaşımdır, İsmail Beşikçi benim cezaevi arkadaşımdır. Biz hayata gençliğimizden itibaren soldan bakan, devrimci pencereden bakan, sosyalizme inanan insanlarız. Dolayısıyla benim Alevilikle yoğunlaşmam, dünyaya sadece Alevi penceresinden bakan bir insan olmamla ilintili bir durum değil. Yani böyle bir gerçeklik yok. Ben halen gençlik dönemimdeki vizyonumu, perspektifimi, ilkelerimi koruyorum. Yani bu ülkede demokrasi, özgürlük olacaksa bütün halklarla birlikte olacak. Biz o anlamda da herkese eşit hak diyoruz. Bu kapsamda parlamenter mücadelem benim açımdan sadece bir Alevicilik mücadelesi olmayacak.

Türkiye’nin temel sorunları bu bozuk düzenden, bu sistemden kaynaklanıyor. Bu sistem köklü değişmediği sürece bu ülkede ne Alevilere özgürlük olur, ne kadınlara olur, ne Kürtlere olur, ne de diğerlerine olur. Bu devletin demokratikleşmesi lazım. Doğal olarak, evrensel değerler doğrultusunda, bugün en gelişmiş çağdaş demokratik ülkelerde devlet-toplum ilişkisi neyse, bizim de mücadelemizin o hedefe yönelmesi gerekir. Buradan yola çıkarak, 35 yıldır ben Almanya’da yaşıyorum, Yeşiller’in kuruluşunda o partide yer aldım, Sol Parti’yle yakın ilişkilerimiz var. Ben, Avrupa’da bugün, insan merkezli siyaset nasıl uygulanıyorsa, orada gördüklerimizi, orada hayata geçen şeyleri Türkiye’ye de aktarma çabası içerisinde olacağım. Bu çaba sadece bir mezhep çabası olmayacak. Tabi ki içinden çıktığım toplumun, özellikle de bugün asimilasyonla yüz yüze olan Alevi toplumunun sorunlarının ifade edilmesi, önceliklerimden biridir… Ama biraz önce ifade ettiğim gibi Alevi sorunu zaten Kürt sorunundan, Kürt sorunu kadın sorunundan, emekçi sorunundan ayrı değil ki. Bu ülkede bütün mazlumların, bu sistemden zarar görenlerin bir cephede bir araya gelmesi gerekir ki, bir cephe, demokrasi cephesi oluşması gerekiyor. Kaldı ki bu zemin HDP’de oluşuyor. Yani bizim mücadelemiz Türkiye’nin demokratikleşmesi mücadelesi olacaktır.

 * Bu röportaj Mesele’nin 101. sayısında yayınlanmıştır.

Facebooktwittergoogle_plusmail

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir