Rahatsız Bilinçten, Hakiat Çarpıtıcısına: Homo Academicus

Facebooktwittergoogle_plusmail

Ali Önder Şalıkara

Foucault’ya göre, entelektüelin siyasileşmesi, geleneksel olarak iki şeyden hareketle olur: Burjuva toplumunda, kapitalist üretim sisteminde ve bu sistemin ürettiği veya dayattığı ideoloji… içinde bir entelektüel olarak konumundan ve belli bir hakikati ortaya çıkardığı, hiç algılanmadıkları yerlerde siyasi ilişkileri göz önüne serdiği ölçüde kendi söyleminden… Entelektüel hala hakikati görmemiş olanlara, hakikati söyleyemeyenler adına, hakikati söylüyordu; entelektüel vicdandı, bilinçti ve belagatti. (1)

Bu tanım Gramsci’deki geleneksel entelektüel tanımı ile örtüşmektedir. Gramsci iki tür entelektüel arasında ayrım yapar: Geleneksel entelektüeller ve organik entelektüeller. Geleneksel entelektüeller özel kalifikasyonları olan ve “dolasıyla kendilerini hakim toplumsal gruptan özerk ve bağımsız olarak ortaya koyan” bir entelektüel formasyonu temsil eder. Geleneksel entelektüel kategorileri arasında kilise mensupları, yöneticiler, bilginler, bilim adamları, teorisyenler vb. vardır. Öte yandan “organik entelektüeller, ekonomik üretim dünyasında ortaya çıkan her yeni toplumsal grup tarafından organik olarak yaratılır. Bu entelektüeller, organik olarak ait oldukları sınıfın fikirleri ve özlemlerini yönlendirmekteki işlevleriyle diğerlerinden ayrılır. (2)

Sartre’nin kavrama getirdiği açıklama, yukardaki tanımlamalara benzemekle birlikte, mevcut siyasalı açıklamakta daha işlevsel görülebilir. Sartre “…eğer bu genel aydın kavramına örnek vermem istenirse, ben atom silahlarını mükemmelleştirmek için atomun parçalanması üstünde çalışan bilim adamlarına “aydın” denilemeyeceğini söyleyeceğim: onlar bilim adamıdır, işte o kadar. Ama yapılmasına göz yumdukları bu silahın yıkıcı gücü karşısında dehşete kapılan bilginler bir araya gelerek kamuoyunu atom bombasının kullanılmasına karşı uyaran bir manifesto imzaladıklarında artık birer aydındırlar.” der. (3)

Bu farklılık “aydın” kavramının işlevsel yüküdür. Sartre’deki “aydın” kavramı evrensel ile özel olanı sürekli ve karşılıklı olarak sorgulayan Hegel’in “rahatsız bilinç” adını verdiği şeydir. Burada rahatsızlığın oluşturduğu politik vicdanın bir eylem edimi olarak tekabülü vardır. Yine Sartre diğerlerinden farklı olarak bilim adamlığı ve aydın ayrımı yaparak olayı bilim alanına taşımıştır.

Bilim alanı, bilginin oluşturulması anlamında bir alan bilgisi tanımlamakla birlikte, bilgiyi oluşturan ve temsil eden öznenin varlığını şart koşar.

Bilginin oluşturulduğu alanlardan biri olan üniversite ile ilgili söylenen ve söylenecek olan birçok şey olabilir. Ama bu alanı tanımlama, çözümleme ve değiştirmeye yönelen her çaba ister istemez bu alanı belirleyen öznelerinin çok yönlü araştırılmasını şart koşar. Cemil Meriç’in “hakikat çarpıtıcıları” olarak tanımladığı bu Türk tipi akademisyenler “yalan üreticilerine dönüşmüştür. Türkiye’deki Homo Academicus, tüm analizlerin başlangıç noktasını oluşturan entelektüel kavramına  daha “ilk oluş” aşamasında bile sahip değildir. Yazının girişinde Foucault, Gramsci ve Sartre’den yapılan alıntıların hiçbirisinde kategorik olarak kendilerine yer bulamazlar. Bilim aklı, etik, vicdan, ahlak gibi kavramlar 12 Eylül sonrası özel besi yerleri haline gelen üniversiteler ve bu üniversitelerin akademisyenleriyle birlikte anlamlarını kaybetmişlerdir..

Diğer tarafdan insanlığın, bilim alanı ve bilim adamlarının ahlaki varoluşu anlamında en çok eleştirdiği dönem, Nazi dönemi olmuştur. İktidar karşısında bilim adamının, düşünürün, akademisyenin çaresizliği ve zayıflığının ilginç bir örneği olarak kuramsal fiziğin çığır açan bilim adamı Max Planck örnek gösterilir.

“Sanırım, Stuttgart’da, Kaiser Wilhelm Metal Enstitüsü’nün açılışındaydı. Planck, Kaiser Wilhelm Gesellschaft’ın başkanı olarak açılışa gelmişti. Bir konuşma yapması gerekiyordu. 1934 yılı içindeydik. Hepimiz Planck’a bakıyor, açılışta ne yapacağını görmek istiyorduk. Çünkü, o sıralarda bu tür açılışlara, “Heil Hitler” ile başlamak resmi bir tutum haline getirilmişti. Planck kürsüde ayakta duruyordu. Elini yarım yukarı kaldırdı ve sonra indirdi. Bunu ikinci bir kez daha yaptı. Sonra, nihayet eli tamamen kalktı ve “Heil Hitler” dediği duyuldu…(4)

Heil Hitler!

Aşağıdaki 1 ve 2 No’lu fotoğraflar değişik zamanlarda Türkiye’de çekildi.

Almanlar kendi Nazi dönemindeki üniversitelerinin durumunu 3 No’lu resimde hiciv etmişler.

1 ve 2 No’lu fotoğraflar ortadayken bu toprakların 3No’lu hicivi nasıl olurdu acaba?

el öpen rektör
1: İnönü Üniversitesi’nde 6 tesisin açılış töreninde işadamı Çalık a fahri doktora unvanı veren  İnönü Üniversitesi Rektör’ü Çelik, sahneye gelen Çalık’ın elini öperken.
2: Muğla Üniversitesi Rektörü Mansur Harmandar. AKP Ula/Akyaka beldesi seçim bürosunu açarken.
2: Muğla Üniversitesi Rektörü Mansur Harmandar. AKP Ula/Akyaka beldesi seçim bürosunu açarken.
3: Nazi döneminde eğitim ve Homo Academicus temalı çalışma.
3: Nazi döneminde eğitim ve Homo Academicus temalı çalışma.

 KAYNAKLAR:

1-) Foucault, Entelektüeller ve İktidar. Ayrıntı Yayınları.

2-) Gramsci, Selections from the prison notebooks.

3-) Sartre, Aydınlar üzerine. Can Yayınları.

4-) Beyerschen, Nazi Döneminde Bilim. Alan Yayıncılık.

Facebooktwittergoogle_plusmail

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir