İslamcı terörizm ve otoriter neoliberal kapitalizm arasında: Charlie Hebdo katliamının anatomisi

Facebooktwittergoogle_plusmail

Ali Rıza Taşkale

Paris’te cihatçı teröristlerin devrimci mizah dergisi Charlie Hebdo’ya yaptıkları baskın ve akabinde gerçekleştirdikleri katliam düşünce ve ifade özgürlüğüne, Aydınlanma değerlerine inanan hepimizi derinden sarstı. Teröristlerin “Hz. Muhammed’in öcünü aldık” diye bağırarak gerçekleştirdikleri bu vahşi katliamın, yaptıkları çizimlerle hayatını kazanan solcu mizahçılara karşı yapılmış olması yaşadığımız şoku bir kat daha artırdı. Ancak katliamı kınayanlar olduğu gibi, yaşananları Charlie Hebdo’yu aslında İslam karşıtı, ırkçı ve cinsiyetçi bir dergi olarak niteleyerek hafife alanlara, hatta destekleyenlere de rastladık. Bu görüş baştan yanlıştı, zira Charlie Hebdo hedefine özellikle ırkçı Ulusal Cephe’yi ve onun lideri Le Pen’i alan, daha da önemlisi, her türlü dinsel dogmayı hedef tahtasına oturtan bir mizahi çizgi benimsemişti. Dergi emekçileri Papa’yı, ortodoks Yahudileri ve Müslümanları çizimleriyle eleştirirken hep aynı mesafeli dili kullanmaya özen göstermişlerdi. Örneğin, İsrail’in Gazze katliamlarını da aynı sertlikte eleştirmişlerdi. Yanı sıra, Charlie Hebdo Fransa’da berbat koşullar altında yaşamlarını sürdüren göçmen ve mültecilerle dayanışma eylemlerine de katılmış ve onlara sürekli oturma izni verilmesi için kampanyalar yürütmüştü. Bütün bunların ötesinde, katliamı “sözün bittiği yer” gibi tarihin sonu tezini andıran ve içinde rahatsız edici bir psikolojikleştirme barındıran kafeinsiz sözlerle analiz edenlere de tanıklık ettik. Ben ise yaşananlara daha farklı bir açıdan bakmayı önereceğim: neoliberal kapitalizm ve İslamcı terörizm arasındaki sahte çatışma.

Neoliberal kapitalizm refah ve uzlaşmaya dayanan yeni bir dünya düzeni yaratmayı amaçlamıştı. Böylelikle hem içeride hem dışarıda, ifade özgürlüğü, refah hizmetlerine eşit erişim, politik iktidarın işkence ve diğer vahşi eylemlerinin ortadan kaldırılması gibi “demokratik” değerleri savunacağı varsayılan egemen devletleri meşrulaştırdı. Kısacası, neoliberalizm insan hayatını iyileştirecek değerler ve bu değerlerle beraber yaşayanların refahını artıracak bir toplum modeli tasarlamıştı. Bunu yaparken de kapitalizm ile konjonktürel bir evlilik yapmıştı. Neoliberal kapitalizm böylece Berlin Duvarı’nın yıkılmasından kısa süre sonra, “tarihin sonu”nu ilan ederek kurumsallaştı (Fukuyama, 1992; ayrıca bkz. Jameson, 2003). Karmaşık ve açık uçlu toplumsal rejimlerden oluşan bir yönetimsellik olarak özellikle ekonomik ve askeri meselelerde hegemonyasını fiilen tatbik etmeye başladı. I. Körfez Savaşı ve 11 Eylül’den sonra yoğunlaşan teröre karşı savaş, neoliberal iktidarların hegemonyasını iyice sağlamlaştırdı. Oysaki bugün, bu hegemonya yıkılmış gibi görünüyor. Kısacası, neoliberal dünya düzeni şimdilerde kuşatma altında ve geri çekilmeye zorlanıyor. Ne var ki, politik ve ahlaki çöküş sürdükçe, neoliberalizm gitgide daha otoriter ve dolayısıyla daha çok şiddet üreten bir rejim haline geldi.

Sistem verdiği sözleri tutmayınca (“daha fazla demokrasi”, “daha az savaş”, “daha az müdahaleci devlet”, “herkes için eşitlik”), baskı ve şiddetin dozu arttı, çatışma ve “sahici olaylar”ın men edildiği otoriter bir neoliberalizm kurumsallaştı. Hadisesiz tarihlerin, olay-olmayanların yeteneksiz ve cahil kahramanları tarih sahnesine çıkardığı bir dünya düzeni. Otoriter neoliberal kapitalizm, bireysel kahramanların halkın bilincinde yer etmesine özellikle izin verir, hatta bu kahramanları ortaya çıkaracak koşulları hazırlar. Bu yüzden, McCarthyizm, Thatcherizm, Reaganizm, Bushizm, Mulroneyizm, Harperizm, Putinizm, Erdoğanizm ve Obamaizm’in istisna değil kural olması bizleri şaşırtmamalıdır. Tüm bu “izm-ler” farklı kişi ve rejimlere gönderme yapsa da, her birinin kendisini otoriter neoliberal kapitalizmin “daha sevecen ve kibar” yüzleri olarak sunması ortak paydalarıdır. Ne mizansen! Ne komedi!

Otoriter neoliberal kapitalizmin hayali, çatışmanın, antagonizmanın ve radikal toplumsal değişimin olmadığı ideal bir düzen yaratmaktır. Antagonizmaya, çatışmaya ve devrimci fikirlere dair bu bilinçli körlük, otoriter neoliberal kapitalizmle hesaplaşmanın neden politik bir görev olması gerektiğini de açıklıyor. Peki, günümüzde sisteme meydan okuyan İslamcı terörizm bu meydan okumayı politik bir temelde mi yatıyor? Ya da, daha farklı sorarsak: İslamcı terörizm gerçekten iddia edildiği gibi “radikal” mi?

“… her şey mubahtır”

Seyir endüstrisinin hayatın merkezine kazındığı neoliberal çağda, terör eylemleri çoğunlukla dinci ve İslamcı hareketler tarafından düzenleniyor. “Müslümanların, İslami devlet halifeliği altında huzurla yaşamasına engel olma girişimleri, kendi insanlarının kanlarının dökülmesiyle sonuçlanacaktır” diyerek ABD’yi tehdit etmişti, faşist cihatçı örgüt IŞİD (Weaver and Siddique, 2014). IŞİD’in, bunu yaparken, kendisini “Haçlılara karşı İslam dünyasını savunan mücahitler” olarak sunduğunu hatırlatalım. Bu bağlamda, İslamcı terörizm dinsel inançla yürütülen “kutsal savaş”ı (cihat) işaret eder. İslamcı terörist kendisini sadece Tanrı’ya karşı sorumlu tutar; çünkü Tanrı tarafından seçilmiş biri olduğundan emindir. Dolayısıyla, ilahi dünyadan medet umarak, kin etrafında bir dünya inşa eder ve Tanrı’nın dünyadaki amacına hizmet etmek için bütün çelişkilerini ortadan kaldırır. Bu süreçte, Tanrı’ya başvurularak ve Kuran’dan dikkatlice seçilmiş pasajlardan medet umularak – insan öldürme, kafa kesme de dâhil – her türlü eylem meşrulaştırılabilir. İslamcı terörist kendi hakikatinin tek hakikat olduğuna emin olduğu için, bir an önce kinini başkaları üzerinde boşaltmayı arzular. Bu yolla kinini “idealleri” uğruna araçsallaştırır. Hakikat, ona göre, mutlak yıkım ve imhayı da içerir. Tanrı’nın iradesinin dünyada gerçekleştirilmesi fikri, tüm İslamcı teröristler için hem bir prototip hem de oluşturdukları dünya için vazgeçilmez bir idealdir. İslamcı terörist kendisini Tanrı tarafından bu dünyaya atanan biri olarak gördüğü için, her şeyi yapma hakkına sahip olduğuna inanır. Aziz Augustinus’u açımlayarak söylersek, “Tanrı’yı sevdiği için, artık her şey mubahtır.”

İslamcı terörizmin soyut ve monolojik karakteri, onunla fikir alışverişine girmeyi, bir müzakere zemini oluşturmayı imkânsız kılar. Kindar terörist için tartışılacak veya çözümlenecek hiçbir şey yoktur. Kin ve şiddeti özellikle teşvik etmesi bu yüzdendir. Kin ve yıkım tek gerçek olduğunda, özgürlük fikri soyut bir fikir haline gelir. Başka bir deyişle, İslamcı terörist için “özgürlük” ancak öbür dünya adına kindar yıkım vasıtasıyla hissedilebilen ve algılanabilen bir gerçekliktir. Özgürlüğü hissetmek isteyen terörist, toplumsallığı zarara uğratmanın ve yıkmanın soyut karakterinin müptelası olur.

Sonuç olarak, dünyevi hazlar ve zevkler değersizleşir. İslamcı terörist değerlerinin ve amaçlarının bu dünyada yeri olmadığının, gerçekleşmesinin mümkün olmadığının farkındadır. Bu dünyanın ötesinde, mevcut dünyadan “özgürleşme” vaat eden öbür dünya daha caziptir. Bu dünya, gelecek öbür dünyanın lehine yok edilmelidir. Dolayısıyla, teröristin istenci bir yıkım ve intihar istencine, şehitlik ise cennete giden yola dönüşür. Varoluşun dinsel açıdan tümden değersizleştirilmesi, ne benliğin ne de ötekinin ölümünün önem taşıdığı kin tarafından sömürülüp ifadesini mutlak yıkımda bulur.

İyi ve kötü, biz ve onlar arasında ikili bir karşıtlığa dayanan, “düşmanlarla” daimi savaş çağrısında bulunan İslamcı terörizmin hâkim söylemi, bu yüzden kötücüldür ve kıyameti çağırır. “Biz” ve “onlar” karşıtlığı kullanıldığı zaman, cihatçı terör her yerde, her zaman gerçekleşebilir. Hedef aldıklarına kayıtsız kalan İslamcı teröristler, “görkemli” yıkım eylemleri düzenlemek için müthiş bir arzu duyarlar. Ne de olsa onlar da oyunu kuralına göre oynamayı isterler. “Görünüşün”, tanınma arzusunun istisna olmaktan çıkıp kurallaştığı günümüzde, terörist dijital ağlar neyi istiyorsa onu yapmaya hazırdır. Eylemler ne kadar büyük olursa, kapitalist gösteri toplumundaki görünürlük de o kadar artar.

İslamcı terörizm, bu haliyle, otoriter neoliberal kapitalizme “yabancı” olan yaşamın bir inanç uğruna feda edilmesi düşüncesinin cisimleşmiş hâlidir. Dolayısıyla, İslamcı terörizmi asıl “şok edici” kılan, tanıklık edilenin sisteme tümüyle yabancı dinsel bir boyut, kıyametçi bir gelenek olmasından ötürüdür. İslamcı terörizm “çok inanma”nın ideolojisiyken, otoriter neoliberal kapitalizm “az inanma”nın ideolojisidir (Eagleton, 2014).

Depolitik bir jest

Şimdi sorumuza geri dönelim: Yani İslamcı terörizmin gerçekten radikal olup olmadığına. İlk bakışta, eskatolojik geleneğin devamı gibi gözüken İslamcı terörizm, daha yakından incelendiğinde, “gerçek kıyametçilik” olarak görülecek ölçüde radikal değildir. Gerçek kıyametçilik, bu dünya ile öbür dünya arasında, tarih ile gelecek arasında bir ayrım yapmakla yetinmez, tarih ve geleceği etkileşime sokan diyalektik düşünceyi benimser (bkz. Diken, 2012: 117). Buna karşılık, İslamcı terörizmde, ilahi özgürleşme ve dünyevi âlem arasındaki dolayım ortadan kaldırılmıştır, çünkü İslamcı terörist Tanrı tarafından görevlendirildiğinden ve onun bu dünyadaki temsilcisi olduğundan kuşku dahi duymaz. Diğer bir deyişle, İslamcı terörizmde dünya ve cennet arasındaki diyalektik muhafaza edilmemiştir; ilahi adalete öbür dünyada erişilecektir. Kötünün dünyadan temizlenmesi için her şey mübahtır, her neye mal olursa olsun, hangi masum öldürülürse öldürülsün. İslamcı terörizm, bu bakımdan, hem politik olarak görülemez hem de radikal olarak değerlendirilemez. Gerçek kıyametçilik, şiddeti değerlerin dönüşümüyle, yeni değerler yaratmak için kullanır. Şiddet, verili değerleri başka değerlere dönüştürdüğü ölçüde anlamlıdır. İslamcı terörizmde eksik olan budur: verili değerleri başka değerlere dönüştürme kapasitesinden yoksunluk. Yeni başka değerler yaratmak amaç olmadığından, geriye kalan koskoca bir hiçliktir, boşluktur. Bu yüzden, İslamcı terörizm sefil bir vaat yoksunluğudur.[1] Gerçek kıyametçilik verili çerçevenin bizzat kendisini hedef alırken, İslamcı terörizm otoriter neoliberal kapitalizme karşı kini, kılıcı, testereyi, kalaşnikofu kullanarak verili bir alanda, verili bir oyunu oynar.

Sonuç olarak, İslamcı terörizmi tanımlayan özellik depolitize bir jest olmasıdır. Bunu söylerken, İslamcı terörizmin amaçsızca hareket ettiğini iddia etmiyorum tabii ki; tersine, eylemleri sadece savaştığı düzene, sisteme verilen “tepkilerden” oluşur, çünkü kendisini teröre karşı savaşa istinaden gerekçelendirir ve meşrulaştırır. Dinci terörizm toplumsal ve siyasal çatışmalar ve antagonizmaların değil, “kayıtsız ve aldırışsız kuvvetlerin ürünü” (Baudrillard, 1993: 76) olması anlamında depolitize politikayı temsil eder. Ve günümüzde İslamcı terörizmin niçin yükselişte olduğunu açıklayan da budur: Sisteme eşlik eden pasif nihilizm, hedonizm ve tüketimcilikle zayıf düşmüş biz “Batılılar”, “yaşama ve onun [aptal] gündelik hazlarına sıkı sıkı sarıldığımız için yaşamımızı riske atamayız”, uğruna savaşılacak değerli bir dava bulamayız (bkz. Žižek, 2002: 40-1). Öte yandan, İslamcı teröristlerin uğruna savaşacakları bir davaları her zaman vardır.

Sahte “Çatışma”

Tam da bu noktada, otoriter neoliberal kapitalizm veya teröre karşı savaş ile İslamcı terörizm arasındaki farklara ve benzerliklere değinmek yararlı olacaktır. Farklılıklarla başlayalım: İslamcı terörizmi harekete geçiren cihattır, otoriter neoliberal kapitalizmi geçiren ise piyasa ideolojisi, yani sermayenin nihilizmidir. İslamcı terörizm öbür dünyadaki özgürlük adına bu dünyayı olumsuzlarken, teröre karşı savaş bu dünyayı – ancak neoliberal ve muhafazakâr bir temelde tanımlayarak – idame ettirmeye çalışır – ki bu dünyada korunan, neoliberal piyasa ve muhafazakâr güvenlik politikasından başka bir şey değildir. İlki terörizmi gelecek bir Tanrı’ya alan açmak için zorunlu bir yıkım aracı olarak algılarken, ikincisi ise devlet terörünü bir yönetimsellik biçimine dönüştürerek devrimci olaysallıkların önünü alır.

Aralarındaki önemli farklılıklara rağmen, İslamcı terörizm ve otoriter neoliberal kapitalizm arasında önemli benzerlikler de vardır. Ancak belirtmek gerekir ki, bu benzerlikleri göstermek, neoliberal kapitalizm ile İslamcı terörizmin birbirinin aynısı olduğu anlamına gelmez. Her ikisinde de bizler ve onlar arasında ikili bir karşıtlık oluşturan baskın söylem, esasen dinsel ve Schmittçi bir söylemdir. Örneğin, İslamcı terörizmdeki ikili karşıtlık din üzerinden kurularak cihat gibi mutlak ve değişmez değerlere dayanırken, teröre karşı savaştaki ikili karşıtlık biz ve onlar (Bush), özgürlük ve neoliberal demokrasi üzerinden kurulur. Bu yolla, teröre karşı savaşın aslında neoliberal demokrasiyi koruyup özgürlük getiren kutsal bir savaş olduğu algısı yaratılır. Teröre karşı savaş liberal demokratik piyasayı sorgulanamayan bir arka plan haline getirerek kutsallaştırır ve “özgürlüğü” sadece mevcut liberal değerler açısından, özellikle de serbest piyasanın özgürlüğü, tüketim özgürlüğü olarak kavrar. İslamcı terörizm faaliyet alanını genişletmek için “kötü imparatorluk” figürüne ihtiyaç duyar, tıpkı teröre karşı savaşın “radikal kötülük” olarak İslamcı teröriste ihtiyaç duyması gibi. İslamcı terörizm modern dünyadaki bir “kanser” (Obama, 2014) olarak görülürken, teröre karşı savaş da çıplak vahşete karşı “medeniyet” için verilen bir savaş olarak anlaşılır (Glasman, 2014). Dolayısıyla her ikisi de eylemlerini birbirlerine karşı olan düşmanlık ve kine dayandırarak meşrulaştırırlar. Bu yansıtma, terör ve teröre karşı savaş, otoriter neoliberal kapitalizm ve İslamcı terörizm arasında, savaşa girmenin ya Tanrı adına (İslamcı terörizm) ya da liberal demokrasi ve medeni dünya adına ahlaksal bir görev sayıldığı kesişmeli bir sentez olduğu gerçeğini açığa vurur. Dolayısıyla içinde bulunduğumuz durum İslamcı terörizm ve teröre karşı savaş arasındaki “sahte bir çatışma”, sahte bir antagonizmadan ibarettir (Zizek, 2015). Toplumdaki gerçek antagonizmaları ve çatışmaları perdeleyerek, politikanın nihilizm, kin ve düşmanlığın güdümüne girip tümden depolitikleşmesidir. Dahası, her ikisi de ideolojilerine bir mutlaklık atfedip kendi anlatılarının (cihat bir tarafta, yeni bir din olarak kapitalizm diğer tarafta) tek doğru olduğunda ısrar ederler. Bu yüzdendir ki, ikisi de insanlara yeterince umut vaat etmez, başka bir deyişle ikisi de vaat yoksunluğudur.

İslamcı terörizm, bu anlamda, içinden çıktığı otoriter neoliberal kapitalizmi yeniden üretmekten ve yansıtmaktan başka bir işleve sahip değildir. Tepkisel olan İslamcı terörizm, tıpkı bağışıklık sisteminin aşırı duyarlılığı sebebiyle vücudun kendi dokularını tehlike olarak algılayıp saldırı amacıyla ürettiği antikorlar gibi, kendisini yaratan otoriter neoliberal kapitalizmin ete kemiğe bürünmüş halidir. Dolayısıyla, yeni ve içkin değerler yaratma kapasitesine sahip değildir.

Bu perspektiften bakıldığında, hem İslamcı terörizm hem de otoriter neoliberal kapitalizm gerçek bir siyasal ve toplumsal değişim getirmeyen salt bir tekrarın iki ayrı veçhesidir. Salt tekrarın tarihin boş bir biçimi, bir fars olmasının nedeni de budur. Üretken tekrar ise geçmiş olayları diriltir, yeni ve içkin değerler meydana getirir. Otoriter neoliberal kapitalizm ve İslamcı terörizmi karakterize eden temel nitelik, devrimci olayların bulunmayışıdır. Bu yüzden, ikisinde de toplumsal ve siyasal değişime ilişkin büsbütün farklı bir perspektif ortaya konmaz; karşıt görünseler de, hem İslamcı terörizm hem de otoriter neoliberal kapitalizm siyam ikizidirler. Dolayısıyla, ikisiyle de aynı oranda mücadele etmediğimizde, iki köktendinci ideolojiye de aynı anda karşı çıkmadığımızda, bu sahte çatışmanın bizi belirlemesine, hayatlarımızı kötürüm etmesine izin vermiş olacağız.

Charlie Hebdo’nun onurlu mirasına sahip çıkmak, hem İslamo-faşizmi hem de otoriter neoliberal kapitalizmi tümden reddetmekten geçer.

*

Kaynakça

Baudrillard J, 1993 The Transparency of Evil (London, Verso)

Diken B, 2012 Revolt, Revolution, Critique: The Paradox of Society (London, Routledge)

Eagleton T, 2014, “Terry Eagleton reviews Trouble in Paradise and Absolute Recoil by Slavoj Žižek”, The Guardian, 12 November, http://www.theguardian.com/books/2014/nov/12/terry-eagleton-trouble-in-paradise-absolute-recoil-zizek-review

Fukuyama F, 1992 The End of History and the Last Man (New York, Free Press)

Glasman M, 2014, “This is a battle for civilisation… the UK cannot remain neutral”, http://www.dailymail.co.uk/debate/article-2720948/MAURICE-GLASMAN-This-battle-civilisation-UK-remain-neutral.html

Jameson F, 2003, “Future City” New Left Review 21 65–79

Obama B, 2014, “IŞİD’in 21. yüzyılda yeri yoktur”, 20 Ağustos, http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=27042535&tarih=2014-08-20

Weaver M ve Siddique H, 2014, “Outrage over Isis beheading of US journalist James Foley”, The Guardian, 20 August, http://www.theguardian.com/world/live/2014/aug/20/iraq-crisis-outrage-over-isis-beheading-of-us-journalist-james-foley-live-updates

Žižek S, 2002 Welcome to the Desert of the Real (London, Verso)

Žižek S, 2015, “Are the worst really full of passionate intensity?”, New Statesman, 10 January, http://www.newstatesman.com/world-affairs/2015/01/slavoj-i-ek-charlie-hebdo-massacre-are-worst-really-full-passionate-intensity

[1]Vaat yoksunluğu kavramı için Savaş Ergül ve Ersin Vedat Elgür’e teşekkür ederim.

* Bu yazı Mesele’nin 98. sayısında yayınlanmıştır.

Facebooktwittergoogle_plusmail

İslamcı terörizm ve otoriter neoliberal kapitalizm arasında: Charlie Hebdo katliamının anatomisi” için bir yorum

  • 29 Eylül 2015 tarihinde, saat 12:35
    Permalink

    İSLAM, CİHAT, HAC VE KAN DÖKME!

    Hayvan kafasının kesilmesinin Kutsal ilan edilmesi, fışkıran kanlarla küçük çocuklara adeta banyo yaptırılması bayram mı?! Kan ve vahşetin içinde ‘bayram şenliği’: öldürme iştahıyla sevinç duygusu aynı ruhun fonksiyonu? Kurban ve bayram sözcüklerinin yan yana kullanılması bile şizofrenik bir durum. İlkelliğin geri kalmışlığın simgesi olan Kurban, Türkçeye Arapçadan geçmiştir. Arapça kurba kökünden türemiş olup, başka anlama gelir!
    Arapça’da çok ilkel bir içerik taşıyan Kan ve Bayram kelimelerinin yan yana getirilişi bile mantıksal bir çöküşe işaret ediyor. ‘kurban’ denilen kavram ilkel taş devrinden kalan bir soyutlamadır ve İnsanların mağaralarada yaşadığa döneme tekabül eder. Bu dönemlerde insanlar hayvan avlayarak yaşıyor, anlamadıkları şeylera gizemli biçim vererek sözlü olarak sonraki nesillere aktarıyorlardı, böylece safsataya dayalı bir tarih, kan ve vahşet bulamacı efsanelerle çocuklarının körpecik beyinlerine işliyorlardı.

    Devlete hakim islamcı güçlerce, bu kasaplık kan bayramının 9 güne uzatılması, her kişiye bir imam sloganın atılması, geleceğin karanlıklarını şimdiden haber veriyor. Ufacık çocukların alınlarına birer kan damlası kondurularak bu vahşetin kutsanmasından rahatsız olmayanlar başı dönmüş cellatlardır. Kanı, öldürmeyi kutsayan bir bayram, bayram olamaz! Her şey aynı doğrultuda gidiyor kan-şiddet-erkeklik-müslümanlık-delikanlık-sertlik hepsi aynı zincirin halkaları. iktidarı eleştirmek adı altında sürekli ölümü kutsayan bir çizgi benimseniyor. 

    Hayvanı keserken ona gel bak deden koyunu kesecek şimdi büyünce sende kesicen denilerek çocukların kasap ruhlu yetişmelerinin temelleri atılıyor. O kadar mı bu etki hep sürecek yaşamlarında. Onlar büyünce kendilerini baş kesen birer malkoçoğlu, yeniçeri, Avrupayı fethedecek akıncılar olarak görecek ve masum insanların canlarına da acımasızca kıyacaklardır. Öldürmeye, kesmeye, kan akıtmaya vicdanı rahatlıkla elveren Müslümanlar, öldürmeyi kanıksamış insanlar, savaşların terörün, cinayetlerin de başlıca sorumluları oluyorlar. Araplar eski çağlarda, yayılma amaçlı yağma ve talan hareketleri için bu türden ritüelleri genel kampanyalarının birer parçası olarak ele almışlardır. Öldürmenin, can almanın, kan akıtmanın, işkencenin, normal ve olağan sıradan bir şeymiş gibi gösterilmesi, müslümanların kutsal savaşları için ideoljik bir temel oluşturmuştur.
    ”Kurban bayramı”, gibisinden isimler vererek can almayı kan dökmeyi, vahşeti şölene çevirmek, ölümü kutsamak İslami toplumları şiddete yöneltmek, eski çağların askeri-politik doktirinin bir parçası olarak ele alınmıştır…
     
    En çok insan kafasının kesildiği İslamcı ülkeler, ‘kurban bayramı’ denilen kanlı rituellerin topluma büyük birer bayram diye empoze edildiği ve topluca kutlandığı ülkelerdir. Hayvan kafasının kesilmesinin Kutsal diye ilan edildiği, fışkıran kanlarla adeta küçük çocuklara banyo yapıldığı barbar kültürlerde, bunu daha küçük yaşta görüp yaşayarak kanlar arasında büyüyen bu çocuklar cellat olmaktan öteye gidemiyor… Bu piskolojik bir alıştırma ve şartlanmadır. Hele elde satır, bıçak, özellikle çocukların psikolojisini bozan görüntüler uzmanların görüşüne göre de hiç de iç açıcı ve olumlu değil. Bu tür sahneleri küçük yaştan beri kutsallık diye algılayan küçük çocuklar birer ruh hastası olarak büyüyor ve sonradan işkence yapan, kafa kesen birer cani olup çıkıyorlar. Cahil kitle, bayram kutlama adına, bilinçlice tüm çocukları bu kasaplık ortamına zorla getiriyor ve onları yüzlerine kanlar fışkırtıyor. AKP yönetimince daha da uzatılan bu vahşet bayramı, zavallı çocukların beyinlerinin yıkanması için daha büyük bir fırsat oluyor. Kurban bayramında hayvan kafaları havada uçarken, küçük çocukların bilerek topluca can çekişen hayvanın boğazına kadar yaklaştırılması, alınlarına bu kanın sürülmesi ve ellerine keskin bıçaklar verilmesi, İslam kasaplığının bariz bir örneğidir ! Bunu kutsal ve iyi eylem diye algılayan Müslüman çocuklar büyüdüklerinde rahatlıkla her canlının kafasını kesmeye muktedir olup, şimdiki gibi AKP’nin desteklediği Cihatçı örgütlerin potansiyelini oluşturmaktadırlar.

    Bayram ve doğayı tekbir ruhuyla imha etmek!

    Müslümanlar, dinlerinin insanları nasıl işkenceci tipi sapık, kaba, seksist, küfürbaz, parazit haline getirdiğini anlayıp bununla hesaplaşmak zorundadırlar.
    Tekbir ve Allahuekber nidaları her geçen gün artan cami sayısı nedeniyle yaşam çekilemez hale geliyor. Piskolojik işkence derecesini alan imam haykırışları sistemsiz olarak birbirine karışıyor ve sanki Anadolu yeni işgal edilmiş de kafirlerlerin Müslümanlaştırılması yeni başlamış intibasını veriyor. Arapça ezan okuma adına diğer insanları anormal derecede rahatsız eden imam_hacı hoca takımında birazcık aile terbiyesi olsaydı, bu yaptıklarının inanç ve tanrı ile bir alakasının olmadığını, sadece petrol şehlerinin yayılmacı hedefleri için piskolojik savaşa katkıda bulunduklarını itiraf edip, ibadetlerini terbiyelice ve kimseyi rahatsız etmeden yaparlardı. 
    Kurban bayramına tekbirli savaş naraları ile giren milyonlarca beyni yıkanmış insan neden bu kadar çok hayvanın canına kıydığını bile bilmez! Müslümanların çoğu henüz cehalet dönemini yaşıyor: gözü dönen, ağzında salyalarla nârâlar atan göçebe çobanlar, Allah ekber diyerek her yeri kana buladılar.

    Kurban Bayramı büyük kentlerde m.ö 3 000 yıllarına benzemiyor, görüntüler eski çağlardan daha geri gidiyor. Öyle sahneler TV ekranlarında yansıyor ki şaşmamak mümkün değil, sokaklarda akan kanlar, kaçan danalar, koçlar ve kendini yaralayan bir sürü acemi kasap binlerce yıl öncesinden de geriye gidiyor.

    Milyonlarca hayvanı bir kaç gün içinde vahşice yokeden, tüm bir kültürü, türban, çarşaf, yüksek cami minaresi, namaz, ramazan, sünnet ve ‘kurban kesme’ ile betonlaştıran Türkiye’deki post modern Türk İslam sentezi, özünde bir kültürsüzleşme, bir sanatsızlaşma, bir felsefesizleşme/fikirsizleşme, vasatlaşma (ve odunlaşma!) demektir. ”Kurban bayramı”, toplumları şiddete yöneltmektedir. Öldürmeye, kesmeye, kan akıtmaya vicdanı rahatlıkla elveren insanlar, öldürmeyi kanıksamış insanlar, savaşların terörün, cinayetlerin de başlıca sorumluları oluyorlar. Kasaplar bayraminda hayvanları boğazlayanlar, ölümü öldürmeyi kanıksamış insanlar başka insanları da rahatlıkla öldürebiliyor. Ölüdürmenin, can almanın, kan akıtmanın, işkencenin, normal ve olağan sıradan bir şeymiş gibi gösterilmesine karşı çıkıyoruz.
    Bir canlıyı öldürüp, parçalamaya alıştırılmış bir çocuğun, gelecekte kendi türünün de katili olabileceği şüphesizdir. 
    AKP İslamiyeti hoşgörüsüz, lanet, kötücül, dogmatik ve siyasi birşey olarak uygulamada Osmanlı kafasını örnek almaya devam ediyor. Anadolu insanlarının ruhunun/kültürünün/uygarlığının Kur’an kursuna indirgenmesi, kadınların çamaşırlarına, din-ahlak adına, onların sağlığını bozacak derecede müdahale edişlmesi, tek tip islamist insan tipinin hortlatılması, kültür fakümü yaratmaktan başka bir şey değildir. Boşluğun bu kadarı klinik bir vak’adır ve bu çevrenin kültürel boşluğunun neden uzaydan daha boş olduğuyla da kimse cidden ilgilenmemiştir…

    Yeni sistemin başı Erdoğan’ın bütün işi Cami ve İslamın yayılması dır: dünyanın her yanına cami kurmayı ana amaç edinen Selefici Erdoğan İŞİD ve El Kaide gibi İslamın mutlak hakimiyetine soyunmuş durumda!
    Moskova’ya büyük cami kuran Seleficiler iyice palazlanarak vahşi ideolojilerini hakim kılmaya hız veriyorlar.. Bu türden İslami anıtlar, her tarafa kurulan ve gösterişi ile çevreye hükmeden yüksek cami minareleri eski zamanların put kültürünün biçim değiştirmiş hallerinden başka bir şey değildirler.
    Bu durum, haktan, hukuktan, adaletten, insanlıktan nasip almadan dünyanın başına bela olmuş bir ilkelliktir…

    AKP’nin temsil ettiği İslam fetih ve yağma ideoljisidir. Osmanlı’nın devr aldığı İslam-Arab istilaları hızla yayılarak ilkel milletleri hakimiyeti altına almış ve dünya uygarlığına büyük bir darbe vurmuştur. İslam; Cihad/istila/vahşet/dehşet/soygun/vurgun/talan/çapulculuk ve eşkiyalık ile tek din haline getirilmiştir…

    AKP’nin Suriye topraklarını ele geçirmek için son olarak kurdurttuğu Al Nusra+Fetih Şam cephesi, eski Osmanlı Cihat felsefesinin tekrarıdır…
    Savaşta ele geçen ülkeler fetih toprağı, öldürülen insanlar Allah’ın takdiri, ele geçirilen kızlar ve kadınlar (köle-cariye-seks işçisi-hizmetçi) erkek çocuklar köle (esir pazarında sermaye) İslam’ın şerefi; köle pazarında satılan insanlıktır. İslam; haktan, hukuktan, adaletten, insanlıktan nasip almadan dünyanın başına bela olmuş bir ilkelliktir…

    AKP çetelerinin propogandalarının merkezinde olan isimler İslam’dan önceki Putperest isimleridir. şimdi Allah dediğimiz put Abdallah, Allah’ın kulu demektir ve İslam öncesi Ay tanrısı (el-ilah) ismidir. Muhammed Kabe’de 360 put içerisinde geriye sadece Allah putunu bırakmıştır, Çünkü biyolojik babasının adı Abdallah idi!
    AKP’nin en büyük silahı olan Cihad nedir ? İslam Dinini tebliğdir. Sözle tebliğ edersin. Kabul edene itaat ettirir. Etmeyen ile ise savaşırsın. Savaşamayacak ve vergi verecek parası olmayan milletler İslam’ı kabul etmek zorunda kalırlar.

    Şimdi gelelim Osmanlı Ocakları denilen çetelere: AKP’nin Özel Harekatı Osmanlı Ocakları İŞİD’leşiyor!

    Cenaze timleri adı altında da hareket eden ve kriminal bir geçmişi olan, bunalım geçirerek sonradan Müslüman olan gençlerden oluşan, hayatını düzene sokmakta zorlanmış ve kendisine yeni bir sistem sunan İŞİD ve diğer Cihatçıların hayranı, Erdoğan tipinde otoriter bir güç arayışındaki gençlerden oluşan bu çeteler, zaman içinde TC’nin ana savunma gücü olarak tasarlanıyor…
    Bu çeteler daha önce AKP propaganda çalışmalarında kefen giydirilip, ellerine palalar verilerek meydanlara sürülmüştü.
    AKP cenaze timleri, Şam cephesi-Nusra -Fetih ordusu ve IŞİD’in başarısı ve antisemitizmin, Sünni İslam dışındaki yönelimlerin yok sayıldığı, Batı nefretinin tetiklendiği, demokratik değerlerin tehdit olarak gösterildiği resmi devlet politikalarının hüküm sürdüğü köklerin bulunduğu Türkiye’de taban buluyor.

    UYAN ARTIK!

    Kurtuluşun, ilkel Arap kabilelerinin yaşam biçimlerinden doğan AKP, İŞİD veya AL- Nusra gibi örgütlerin felsefesi ile değil, aksine onların senin üzerinde yarattığı kültü yırtıp atmandan geçer!
    Uyan artık ilkel çağların çöl İŞİD’çisi Muhammed’in ve Türkiye’nin her tarafına cami kurarak Arapça bağırma, çağırmalarla hayatı çekilemez hale getiren AKP çetlerinin kafesinden kurtul artık!! 7.yüzyıla ait ilkellikler, çöl saçmalıkları ile bir yere varılamayacağını gör artık!
    Muhammed; Erdoğan ve diğer tüm Arap diktatörleri gibi despot bir Arab lideridir. 7.yüzyılda putperest ilkel Arab kabilelerini kendi liderliği altında Millet haline getirerek kendi devletini kurmuştur. Putperestliği tek tanrılı dine dönüştürmüştür. Kur’an; Muhammed’in emirleri, devşirme bilgilere yaptığı felsefi yorumlardır. İlk İslam Devleti anayasasıdır. İŞİD’in şimdi yaptığı Muhammed’i aynen kopyalamakan başka bir şey değildir…
    İŞİD, Muhammed döneminin en güzel kopyasıdır. İŞİD Müslüman değildir demek, İslam’ın doğuş ve gelişmesi konusunda zır cahil olmak demektir.
    İslam’ın tüm ibadetleri, Kurban bayramı vs.. Putperestlik ibadetleridir. Muhammed İslam ile Putperestliği tek tanrılı din haline getirmiştir. Muhammed feodal İlkel Putperest Arab kabilelerini millet haline getirip ilk islam devletini kurup lideri olmuş ve devşirdiği bilgilerle yazdığı Kur’anı bu devletin anayasası yapmıştır…
    İlkel bir Arab’ın ve onun takipçisi AKP’nin yalanlarına daha fazla inanma artık. Bilim ve teknoloji üretmek için uyuşmuş bir beyin değil, uyanık bir beyin lazım. Muhammed denilen ilkel Arab’ın bu putun en sevdiği kulu ve en sevdiği peygamberi olduğu iddia edilir. Namazda bu puta eğilip, yerlere kapanarak yardım, iyilik, merhamet, esirgeme, koruma, yüceltme, zenginlik ve bereket istenir. Modern zamanda akıl dışı bir ilkelliktir.

    1400 SENEDEN BERİ DEVAM EDEN BARBARLIK MANZARALARI:

    Hacı olma derdindeki milyonlarca ilkel Müslüman Kurban bayramı namazı kılıp şeytan taşlama ritüeli yaparken birbirini ezmeye devam ediyor…
    Mekke’de ki son şeytan taşlama ve zalimce birbirini ezme eylemi, İslamın ne kadar geri kaldığını, Müslümanlarda genel bir beyinsel yıkılma ve cinnet halinin yaşandığını, hatta ve hatta 4 000 sene önce Mezopotamya ve Anadolu uygarlıklarını kuran halkların yaşam seviyesinin daha gerisine gidildiğinin ispatıdır…
    İslamda ki bu feci geri kalmışlık durumu, bu dinin etkisine giren halkların beyinsel ve ruhsal gelişmelerinin tamamen geriye çekildiğini, uygarlık dışı bir oluşumla, evrensel bütün pozitif gelişmeyi yadsıdıklarını gösteriyor..

    HAC’DA YAŞANAN BAZI KATLİAMLAR!

    1987: Suudi yetkililer, gösterilere müdahale ederken 400 kişi öldü. 
    1990: Putçu Kutsal bölgelere çıkan tünellerde bin 426 hacı öldü. 
    1994: İzdihamda 270 kişi hayatını kaybetti. 
    1997: Çıkan yangında 343 hacı öldü, bin 500 kişi yaralandı. 
    2006: “Şeytan taşlama” esnasında yaşanan kazada 364 hacı öldü. 
    2015: Cami minaresi çöktü, 107 ölü
    24-09-2015 : Şeytan taşlama adına birbirini taşlama ve ezme, ilk belirlemelere göre en az 780 ölü.

    İslami yapının geldiği nokta, bu ideoloji ile beyinleri yıkanmış 100 milyonlarca cahil insanın bu gezegen için bir tehlike oluşturmaya başladığı gerçeğini vurgulamakta yarar var!
    Beyinleri çöl dogmaları ile körleştirilmiş ilkel barbar kitleler şeytan taşlama adı altında birbirlerini acımasızca ezerek, şeytanlığın en kötü örneğini sergilediler…Hacılar, küçük, orta ve büyük şeytana yedişer taş atma sırasında katliama yol açtılar. Şeytan diye birbirlerini taşladılar…

    Karanlık çağlara son vermek için:

    1- Cami değil, Köy Enstitüleri kurulmalıdır. Arap’ça ezan alçak sesle ve semt başına en fazla 1 tek camiden okunmalıdır. her taraf zaten camilerle dolduğu için, yeni Camilerin kurulması yasaklanmalıdır.
    2- Diyanet dağıtılmalıdır. Diyanet işleri başkanlığının ilke olarak ülke içindeki bütün inanışlara eşit mesafede olması, gerekirken, şimdi sadece Sünni İslam’ın temsilcisidir. Günümüzde ise, 9 milyar ytl ye yaklasan bütçesi, birçok bakanlığın önündedir. Başkanlık 100 binin üzerinde imam ataması yapmakta yine bir o kadar camiyi bünyesinde bulundurmaktadır. Din kurumu özelleşmeli diyaneti finanse etmek için devlet tarafından yapılan soygun bitmelidir..
    3- Zorunlu din dersleri ve nüfus kağıtlarındaki ”İslam” hanesi kaldırılmalıdır. Devlet okullarında din dersi okutulmamalı,kuran kursu vs resmi kurum olmamalı. Nüfus cüzdanlarından din hanesi kaldırılmalıdır. İnsanların inançlarına göre bu veya başka yöntemlerle fişlenmesinin önüne geçilmelidir.
    4- Hac denilen, Arap şehlerini milyarder etmek ve her türlü çöl bakterisini yaymaktan başka bir şeye yaramayan ve Suud Oligarklarına 100 milyarlar akıtan kurnaz ve ebedi Turizm tuzağına son verilmeli, halk, Mekke’ye düşmüş olan ve hem Allah hemde şeytan diye adlandırılan bu Meteor taşı konusunda bilimsel alanda aydınlatılmalıdır. Mekke’deki Kabe İslam’dan önce vardı ve çevresinde dönülmüş taşlama vs. olmuştur. Bu İslam Kabesi ilk ve tek değildir. Araplar eskiden çevresinde dönüp ellerini çırpıyorlardı…Eskiden putları ve daha öncesinde farklı inançları barındıran bir yer idi. Çünkü oraya o dönemin insanlarının hayal güçlerinin üstünde, tasavur edemeyecekleri bir olay, Gökten bir Meteor taşının düşmesi olayı vardı ve bu onu tanrısal-kutsal yapmıştı! Kutsallık kavramı, zaman sürecinde insanların ellerindeki olanak ve sahip oldukları metotlarla anlayamadıkları, imajine edemedikleri verileride gizemli güç aramalarının sonucudur!

    Sevgi ve Saygılarla

    Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey
    ———————————————————————-
    Esin Duran,
    Selda Suner,
    N. Gök,
    Irem haloglu
    Ferdi koçkar
    Yeliz seren
    Vedat Konak
    S. Aktaş
    Pelin Moda,
    Bedri Engin,
    Hasan Sirtan
    M. Eskici
    Nazmi Dogan,
    Sevda Suner
    R. Adalı
    Sezer Aşkın,
    H. Datvan,
    Salih Demir,
    FERDİ KADER
    Erhan Vural
    Necmi Derinsu
    Ahmet Kaymaz
    Aslan IŞIK
    Nizamettin Duran
    A. Demir
    hasan kayısoğlu
    Melahat Baykara,
    ismail çekmez.
    Aydin Nizam
    Uğur Demir
    Ismail B. Cenk,
    Tekin Balkic
    Selma Altuntaş,
    Murat Koç
    Filiz Serin,
    Nedim Serin,
    Vedat Koçak,
    Salih Birdal,
    Erdal Cömert
    Ismail Bulak
    Ahmet Meriç
    Mustafa Gur,
    Hasan Zafer
    Bahar Ünsal
    Osman B.
    Ayse bahar
    Metin Maslak
    H. Maslak
    Dilek Solak
    zeynep içkaya
    Sevda maslak
    Sercan Gezmiş
    Aynur Balkaya
    İpek Doğan
    Nazım Doğan
    Murat Doğan
    esin erkan
    Beyhan erdem
    n. erdem
    İsmail Deniz
    Ayten BARAK
    Ugur Birdal
    Ahmet Tan
    İsmet Yelkenci
    Yıldırım Kongar
    Selma Kongar
    Birol Aytekin
    Hatice Gül
    Ibrahim Erkin
    Kemal erdem
    Rıza Akdemir
    Mehmet Coskun
    Hüseyin demir
    fethi killi
    Yeliz Ender
    Mustafa Ender
    Ugur Basak
    Kemal Dektaş
    Ayten Ilkdal
    Nuri Aktanır
    Metin Koc
    Sevgi Ender
    Burhan Kulakçı
    Oğuz Duran
    Burcu Kanter
    Aysel kanter
    Erol kanter
    Layla SOLGUN
    M. Oktay
    Kemal Aktas
    Yelda tekinoglu
    Orkun Keskin
    T. Vural
    Oğuz şen
    Nur Şen
    Ismail çaykara
    Burhan Orkal
    D. Kahan
    Seher Yıldız
    Esra akkaya
    Mehmet Uzan
    Yeliz IŞIK
    Murat Bakır
    O. Dem
    Salih Aktaş
    Seyhan İlknur
    Osman Çekiç
    esma yıldız
    Murat Çetindal
    Ali OkyarMusa Tekin
    Aslı Birdal
    Nazmi Doğan
    İnci Gür
    L. Okar
    Mustafa Karkaya
    Omer Aytac
    Mürsel Bozkır
    Zeynep Şengül
    Gülcan Iğsız
    Murat Nidar
    şemsi Kaya
    Ayten Ekşi,
    Eda leman
    nermin ışıl
    D. Polat
    Kadir Erdem
    Serdar OKTAY
    Mehmet Özdemir
    Mustafa Erkan
    Nuri AKTAS
    Emine AKTAS
    O. Kadir Ergun
    Metin Kurca
    Sedat Isiklar
    Filiz Bag
    Kadir Baskale
    Sevim Varlik
    Hasan Mesut Akkaya
    Necmi Guler
    Erhan Isguz
    Meral Okur
    Bilge Okyaz.
    Kemal Koç
    L. Mirakoğlu
    Oktay Kızılcık
    Mehmet Yavuzgil
    Erdal Polat
    Hüsnü oktay
    k. Sankay
    Ahmet tekin.
    Semra Kaya
    Mustafa Çiçek
    Kayhan Göçkaya
    Erdal Solgun
    Mehmet Solgun
    Esra Solgun
    N. Altik
    Oguz Karakış
    Leyla Mert
    Işık mert
    D. Öksüz
    Erdem Yılmaz
    Ayse Eltan
    S. Guner
    M. Deniz Ok
    Mehmet İnce
    Huseyin Cinar
    Meltem Cinar
    Berk Cinar
    L. Demirkaya
    Huseyin Çilek
    Ayten Irmak
    D. Okdere
    Ali Uskan
    İrem Haloğlu
    Berdan Temiz.
    H. Baskale
    Murat Gülay
    Esra Gülay
    Mustafa Akyol
    A. jale Kol
    M. Kol
    Tamer Oktay
    Aslan Burukoglu
    I. Demir
    Nurettin Akdal
    Uzan Kara
    ismail Igdır
    Ali Serin, Gül Akın, esra Serin, Mehmet Y. Yıldıran.
    Nuri Şen
    Hasan.Y. Balci
    Mehmet Yucel
    İsmet C. Koray
    Salih Söğütlü. H. Ali Erkan
    Nuri Akçay, Gül Akçay, Esra Akçay
    Ali Dem. Sarahoğlu
    Ayten Karaman, Mehmet Azal
    L. Uzan, Harun Tabaklı
    Ertekin Sancak, mehmet değerli.
    Kemal Güler, Zeynep Güler
    B. Urak.
    ADNAN Yörükoğlu
    Ismail Duygu, Erdem Duygu, Aydın Üzel. S. Ali Kandarlı
    Hasan Incedemir.
    N. kayıkçı.
    Bayram Akçak
    İsmail Dilpek.
    Kemal Uzunyayla, Mehmet Gölek, Necip Kaplan
    Zeynep Olgun, Mustafa Gülay, Nuri gülay, Arzu Gülay
    Mehmet Gülçiçek. Seher Gülçiçek.Mustafa E. Sırat.
    Oktay Baykuş. Ezra Seren. Nuray Karaçay.Ali karaçay. Murat Karabel. Nedim Arslan. Haydar Erkin. Şenay Temel, Adnan Temel. M. Adil Oktan.

    Yanıtla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir