Yıkımın Tohumları: Genetik Manipülasyonun Şeytani Dünyası

Facebooktwittergoogle_plusmail

F. William Engdahl

“Petrolü kontrol etmek ulusları kontrol demektir. Gıdaları kontro ise halkı kontrol demektir.”* -Henry Kissinger

Ustaca araştırmaya dayanan bu kitap: Yıkımın Tohumları: Genetik Manipülasyonun Şeytani Dünyası, küçük bir sosyal-siyasi Amerikan elitinin insanlğın yaşamının en temel unsurları üzerinde kontrol inşa etmek için gösterdiği çabayla ilgili: günlük ekmeğimizin üretimi.



GMO’ların tehlikeleri hakkında rastlanan kitaplardan biri değildir. Engdahl okuru iktidarın koridorlarının, bilim laboratuarlarının arka odalarına, korporasyonların kapalı kapılar ardında yapılan kurul toplantıları içine çekiyor. Yazar ikna edici bir şekilde  genetik manipülasyonlar ve yaşam biçimlerinin patent altına alınması yoluyla gıda üretimi üzerinde kontrol sağlamak için yapılan kazanç amacı güden  politik komploların şeytani dünyasını, hükümet rüşvet ve zorlamasını, açıklıyor. Kitap sık sık bir suç romanı gibi okunuyor, ancak bu bir süpriz konusu olmamalıdır. Ortada olam şey tamda budur..

Engdahl’ın dikkatli bir şekilde sunduğu eleştiri bir bilim tekniği olarak genetik modifikasyonlar hakkındaki bilinen tartışmaların ötesine geçiyor. Kitap sosyal adalet ve dünya barışı  amaçlarına inananların mutlaka okuması gereken, gözleri açan bir eserdir.

Aşağıda sunulan F. William Engdahl’ın ”Yıkımın Tohumları: Genetik Manipülasyonun Şeytani Dünyası” kitabının önsözüdür.

Önsöz

“Dünya servetinin yüzde 50’sine sahipiz ancak dünya nüfüsunun yalnızca yüzde 6.3’üyüz. Bu farklılık özellikle bizler ve Asya halkları arasında göze batmaktadır.  Bu gibi bir durumda, kışkançlık ve kırgınlıkların hedefi olmamız kaçınılmazdır.  Önümüzdeki dönemde ana görevimiz ulusal güvenliğimizi olumsuz bir şekilde etkilemeden bu farklılığı korumamızı sağlayacak bir ilişki biçimi yaratmaktır. Bunu gerçekleştirebilmek için  bütün duygusallığı ve güzel hayalleri bir tarafa bırakmamız gerekiyor;  ve dikkatimizi her yerde acil ulusal amaçlarımıza odaklamamız gerekiyor. Dünya- yardımseverliği ve alturizm lüksünü kaldırabilecek bir durumda olduğumuzu düşünüp kendimizi kandırmayalım.” -George Kennan, ABD, Hükümet Uzman planlama görevlisi,  1948

Bu kitap İkinci Dünya Savaşı sonrasında Londra da değil de Washington da merkezileşen küçük bir sosyo-politik elit tarafından yürürlüğe konan bir proje hakkındadır. Kendi kendileini kutsayan bu elitin, Kennan’ın kelimeleriyle,  “bu farklılığı korumak için” faaliyetlerinin söylenmemiş hikayesidir.  Küçük bir grubun savaş sonrası dünyada kaynakları ve iktidar araçlarını nasıl domine ettiğinin hikayesidir.

Herşeyden önce seçilmiş bir grubun kontrolunda iktidar’ın nasil şekillendiğinin, ki burada bilim dahi bu azınlığın çıkarlarına sunuldu, hikayesidir. Kenan’ın 1948 bildiriminde tavsiye ettiği gibi siyasetlerini ara vermeksizin  ve “Dünya- yardımseverliği ve alturizm lüksü” olmaksızın uyguladılar.

Ancak Britanya imparatorluğunun önde gelen kesimlerinin tersine, ortaya çıkan bu Amerikan elitleri, savaşın sonunda gururla Amerikan yüzyılının doğuşunu ilan ederken amaçlarını gerçekleştirmek için dünya- yardımseverliği ve alturizm retoriğini kullanmakta ustaydılar. Amerikan Yüzyılı yumuşak çehreli, “merhametli, kibar””
bir imparatorluk olarak sunuldu.

Sömürgelerin bağımsızlığı, özgürlük, demokrasi ve ekonomik kalkınma bayrağı altında bu elit kesimler , İsa’nın doğumundan 300 yıl önce tek bir süper gücün askeri kontrolü birleşen Büyük İskender’in global imparatorluğu gibi, bütün ulusların kaderini kendi keyiflerine göre değiştirebilen bir iktidar şebekesi kurdular.

Bu kitap A Century of War: Anglo-American Oil Politics and the New World Order kitabının devamıdır. İkinci bir ince kırmızı iktidar hattını incelemektedir. Bu araştırma insan yaşamının sürmesi için en temel gereklilik olan günlük ekmeğimizin kontrolü üzerinedir.  1970’li yıllarda savaş sonrasının ABD kökenli elitinin çıkarlarına hizmet eden ve onun kaba gerçek politikasını sembolize eden Dışişleri bakanı Henry Kissinger’dir.  1970 ortalarında yaşam boyunca “Güç Dengeleri” geopolitikasının  bir uygulayıcısı ve  bir dizi komplodan sorumlu kişi olan Henry Kissinger’dir; iddia edildiği üzere dünyanın kontrolu için ana planını ilan etti: ” Gıdaları kontrol et ve böylece halkı da kontrol et.”

Stratejik global gıda güvenliğini kontrol amaçının kökenleri onlarca yıl öncesine, 193o’lu yılların sonlarında savaş çıkmadan çok daha öncelere dayanıyor. Bir avuç Amerikan  ailesinin varlık ve iktidarını korumak için yaratılan özel vakıflar tarafından kimsenin gözüne çarpmadan finanse edildi.

İlk önceleri aileler iktidar ve varlıklarını ABD’nin doğu kıyıları boyunca Boston’dan New York’a ve Washington’dan Philadelphia’ya ve New York’da merkezilendirdiler. Bu nedenden dolayı popüler medya anlatımları Doğu Kıyısı Kurumu olarak adlandırılan bu ailelerden sık sık övgüyle bazende alayla bahseder.

Seeds of Destruction, F. William Engdahl, Global Research, Montral, 2007
Seeds of Destruction, F. William Engdahl, Global Research, Montral, 2007


Savaşı izleyen yıllarda Amerikan iktidarının ana merkezi yer değiştirdi. Doğu kıyısı aileleri gerek Pasifik kıyılarında Seattle’dan Güney Kaliforniya’ya gerekse de Houston, Las Vegas, Atlanta ve Miami’ye, aynı zamanda Amerikan iktidarı kollarını Asya ve Japonya’dan Latin Amerika’nın uluslarına kadar uzatırken, yeni iktidar merkezlerinin gölgelerinde kaldılar.

Tam savaş sonrası ve savaşı izleyen bir dizi yıllar boyunca bir aile doğan Amerikan Yüzyılının küstahlık ve kimseye aldırmazlığının sembölü haline geldi. Ve bu ailenin muazzam serveti bir çok savaşlarda akıtılan kanlar ve onların yeni “siyah altını” kontrolü üzerine kuruldu.

Bu ailenin olağan olmayan tarafı servetlerini oluşturdukları ilk dönemlerde aile büyükleri ve danışmanların servetlerini korumak için değişik alanlarda etkilerini duyurmaya karar vermesiydi. Yalnızca petrolün kontrolünü değil, dünyanın ekonomik gelişmesi için yeni enerji kaynaklarının da kontrolü amaçladılar. Ayrıca etkilerini gençliğin eğitimi, tıp ve psikoloji, ABD’nin dış politikası ve, bizim konumuz için önemli olduğu üzere, yaşam bilimleri, biyoloji ve bitki ve tarım alanlarında bunların dalları üzerinde kontrollarını tahsis etmeye giriştiler.

Özellikle ABD’de sadece bazı Amerikalılar dışında nüfusun büyük bölümü onların çalışmalarının farkına varmadı. Yalnızca bazı Amerikalılar, bu ailenin muazzam servetinin finanse ettiği değişik projelerin bazen gizlice, bazende aleni olarak yaşamlarına nasıl şekil verdiğinin farkındaydılar.

Bu kitap için araştırmalar yaparken, esas olarak  genetiği değiştirilmiş organizmalar veya GDO, GDO’nun tarihinin bu çok güçlü ailenin politik tarihinden ayrı düşünülmeyeceğinin net olarak farkına vardım: Rockefeller ailesi, ve 4 kardeş- David,Nelson, Laurance ve John D. III— onlar, zİkinci dünya savaşını izleyen 30 yıl içerisinde, oldukça alkışlanan Amerikan yüzyılının şafağında George Kennan’ın 1948’de sözünü ettiği iktidarı şekillendirdiler.

Bir gerçeklik olarak,GDO’nun hikayesi ne pahasına olursa olsun bütün dünyayı kendi etki alanlarında tutmaya kararlı bir elitin ellerinde iktidarın gelişiminin bir hikayesidir.

30 yıl önce bu iktidarın merkezinde Rockefeller ailesi vardı. Günümüzde 4 erkek kardeşin üçü uzun süre önce bazıları garip bir şekilde öldüler. Ancak,  onların istediği gibi,  onların global boyun eğdirme projesi – Pentagon’un daha sonra verdiği adla ” tüm boyutlarıyla dominasyon”,  çok sık olarak “demokrasi” hamaseti altında  ve zaman zaman gerekli görüldüğü zaman imparatorluğun kaba gücü kullanılarak uygulandı. Projeleri öyle bir noktaya kadar gelişti ki yüzyılın başlarında merkezi Washington’da gözüken küçük bir iktidar grubu  bu dünyada ki yaşamı ve geleceği kontrol etmek için kararlı olarak yerlerini korudu.

Genetik mühendisliğin ve bitki ve diğer canlı organizmaların patent altına alınmasının tarihi İkinci dünya savaşını izleyen onyıllarda Amerikan iktidarının global yayılmasının tarihine bakmaksızın anlaşılamaz. George Kennan, Henry Luce, Averell Harriman ve, hepsinden önce, dört Rockefeller kardeşler çok uluslu  “agribusiness” kavramını yarattılar.  Gelişmekte olan ülkelerde tarım sektöründe “Yeşil Devrimi” başka amaçlara ilave olarak  gerek petrol ürünleri  ve petro kimyasal gübreler için yeni pazarlar yaratmak gerekse de enerji ürünlerine bağımlılığı artırmak amacıyla  finanse ettiler.  Onların eylemleri  günümüzde genetikleri değiştirilmiş bitkilerin tarihinden ayrı düşünülemez.

Yeni asrın ilk yıllarında 4 dev kimyasal çok uluslu şirket  dünyadaki nüfusun büyük çoğunluğunun  ihtiyaç duyduğu  mısır, soya fasulyesi, pirinç, buğday ve hatta sebze, meyveler ve pamuk, tartışmalı olarak H5N1 kuş gribi hastalığına dayanıklı kümes hayvanları ve genleri değiştirilmiş domuz ve büyük baş hayvanlar dahil temel  gıda maddelerinin patentlerini kontrol eden isimler olarak öne çıktılar. Bu dört şirketten  üçünün Pentagon’un  kimyasal şavaş araştırmaları ile ilgili uzun yıllara dayanan bağları vardır. İsviçre de gözüken dördüncüsü ise gerçekte Anglolara bağımlıdır. Petrol de olduğu gibi GDO tarım-sanayi bir çok bakıma bir Anklo-Amerikan projesidir.

Mayıs 2003’de Bagdat’ın acımasızca bombalanmasının ardından kalkan tozlar silinmeden ABD Başkanı GMO’yu  stratejik bir konu haline getirmeye karar verdi, bu savaş sonrası ABD politikalarının önceliklerinden biriydi.Dünyanın ikinci büyük tarım sektörü üreticisi olan Avrupa Birliği’nin inatçı direnişi GDO projesinin global başarısının önünde aşılması zor bir engel olarak duruyordu. Almanya, Fransa, Avusturya, Yunanistan ve AB’nin diğer ülkeleri  sağlık ve bilimsel gerekçelerden dolayı GDO ekilmesini düzenli olarak red ettikleri sürece dünyanın geri kalan ulusları şüheci ve tereddüt içinde kalacaklardı. 2008 başlarında Dünya Ticaret Örgütü(WTO) Avrupa Birliğini GDO ürünlerini geniş çaplı ekimine açmaya zorladı.  Öyle gözüküyordu ki GDO projesinin global başarısı yakın bir gelecekteydi.

ABD ve Britanya’nın Irak’ı askeri işgalinin şafağında Washington Irak’ın tarım sektörünü patenti alınmış genetiği değiştirilmiş tohumların hakimiyetine açtı, başlangıçta  bu ürünler ABD Dışişleri ve Tarım Bakanlıkları tarafından cömertce sağlandı.

1990’lı yılların başlarında GDO bitkilerinin geniş düzeyde denendiği ilk ülke ise elit kesimleri uzun zamandır Rockefeller ailesi ve bunlarla ilişkili New York bankaları tarafından yozlaştırılmış olan Arjantin oldu.

İlerleyen sayfalarda, sık sık politik baskı, hükümetlerin zoru, hile, yalan ve hatta cinayetle GDO’nun yayılması ve çeşitlenmesi anlatılıyor. Sık sık bir suç hikayesi gibi okunuyorsa bu kimseyi şaşırtmamalıdır. Suç tarımda verimliliği artırma, çevreye dostça yaklaşmak ve dünyanın açlık problemine çözüm bulmak adına işlenmekte ve aslında söz konusu olan  bu küçük elit için çok daha önemli olan kendi çıkarlarıdır. Onların eylemleri yalnızca para ve kazanç sağlamak için değildir. Herşeyin ötesinde bu güçlü aileler Federal Reserve, İngiltere Bankasını, Japonya Bankasını ve hatta Avrupa Merkez Bankasını kimin kontrol edeceğine karar veriyorlar. Onların ellerindeki para yaratmak ve yok etmek içindir.

Onların gerçek amaçı bu gezegende gelecek yaşamı nihai olarak kontrol altına almaktır, bu daha önceki despot ve diktatörlerin yalnızca hayal edebileceği bir üstünlük idi.  Kontrol edilmediği takdirde GDO projesinin arkasındaki günümüzdeki grup dünya’nın toplam gıda üretimini 10 ya da 20 yıl içerisinde bütünüyle kontrolleri altına alacaktır. GDO hikayesinin bu yönü söylenmelidir.  Bundan dolayı okurları ileri sürülenleri dikkatlice okumaya ve bağımsızca doğrulamaya veya mantıklı olarak yalanlamaya davet ediyorum.

F. William Engdahl Yeni Dünya Düzeninin önde gelen analizcilerindendir, petrol ve geopolitik üzerine çok satan bir kitabın yazarıdır: is A Century of War: Anglo-American Politics and the New World Order,’ Yazıları bir çok dile çevrilmiştir.

Kaynak: http://www.globalresearch.ca/seeds-of-destruction-the-diabolical-world-of-genetic-manipulation/25303

Facebooktwittergoogle_plusmail

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir