Öztürk: “Siyasal coğrafyamız için birleşik sol bir harekete ihtiyaç var”

Facebooktwittergoogle_plusmail

Yunus ÖZTÜRK

Yunus Öztürk: “Birleşik Muhalefet Hareketi” (BMH) ifadesiyle bir süredir bir dizi toplantı, forum yapılıyor. Bize bu hareketin amaçları, hedefleri, çalışmanın geldiği aşamayı özetleyebilir misin?

Osman Öztürk: BMH, Gezi Direnişi, Haziran İsyanından sonra, solda birleşik bir mücadelenin ortak imkânları, ortak zeminlerini arama çabası olarak başladı. Aslında böyle bir ihtiyaç tespiti daha önce de değişik çevreler tarafından yapılıyordu ama esas olarak Haziran İsyanı cesaret verdi.

İlk toplantılar 2013 Kasım ayında Ankara ve İstanbul’da yapıldı. Sonra diğer illere yayıldı. Başlangıçta kapalı toplantılarla başladı ancak hemen sonra hızla herkese açık bir hale dönüştü. Meclisler oluştu, forumlar yapılıyor. İstanbul’da iki hafta önce binden fazla katılımla büyük bir forum gerçekleştirildi. İlgi hakikaten bir hayli yüksek.

İddia etmek yapabilmek demek değildir, yarın faaliyete geçtiğimizde bu ilgiyi sürdürebilir miyiz bilmiyorum ama şu önemli; bugün hiç kimse Gezi’den önceki tarzıyla ilerleyebileceğini düşünmüyor. Bunu değiştirebiliyor mu ayrı bir mesele, ancak hiç kimse “Ben eski tarzda devam ederim ve bu işi de alır götürürüm.” demiyor, diyemiyor.

Gezi’den sonra herkes “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.” dedi ama bir süre sonra “mecburen” eski hayatına döndü. Fakat eski hayata dönüldüğünde bir şey olmadığı da görüldü.

Gezi’nin tekrarlanması ayrı bir mesele; ancak, eski tarzla yeni bir Gezi yaratılamayacağı ya da yeni bir Gezi olursa eski tarzla burada etkili olunamayacağı, Gezi’nin pozitif çıktısıdır. Neticede; birlik ihtiyacı her zaman vardı ancak bir sene önce birliğin imkân ve zemini bugünkü kadar yoktu. Bugün herkes bunun olabileceği, olması gerektiği konusunda çok daha fazla umuda sahip diye düşünüyorum.

Solda birlik arayışları Türkiye’de yeni değil. 12 Eylül’den sonra, sol ve sosyalist harekette parçalanma ve birlik arayışları hep gündemde oldu. Birleşik hareket hem soldaki güçsüzlükten hem de soldaki sekter tutumun yer yer aşılması sayesinde yan yana gelme deneyimleri yaşandı. 1987 ara seçimlerinden ve 1989 yerel seçimlerinden başlamak üzere sosyalist solda birleşik mücadele girişimleri oldu. Daha çok seçim kampanyaları biçiminde olsa da, Birleşik Sosyalist Parti ve ÖDP gibi parti deneyimleri de yaşandı. Yeni girişiminiz, geçmiş dönemin muhasebesini yaptı mı?

İzleyebildiğim kadarıyla, geçmiş döneme dair bir tartışma yürütülmedi. Ama o tecrübeler herkesin hafızasında. Herkesin kendince dersler çıkarttığı gözleniyor. Katılımcılar, partiler, örgütler, yapılar, kişilerde bu hissediliyor. Şimdi geçmişten daha farklı bir şey yapılmaya çalışılıyor.

Ben bugünkü durumun geçmişten birkaç açıdan farklı olduğunu düşünüyorum.

Birincisi; AKP’nin anlamsız ve gereksiz yere uzamış olan iktidarı. AKP’yi diğer burjuva partileri gibi değerlendirmek doğru değil. AKP kurucu bir parti; yeni bir düzen kurdu, kuruyor. Bugün herkes çok daha fazla ona karşı bir mücadele ihtiyacını hissediyor.  Hiç kimse de ona karşı mücadeleyi kendi başına yapmayı düşünmüyor. Zaten kimsenin o cesameti de yok. Bu açıdan birleşik mücadele konusunda hemfikirlik gözüküyor.

İkincisi; geçen yılki Gezi Direnişi, Haziran İsyanından çıkartılan dersler var. Herkesin hemfikir olduğu konulardan biri bu isyandan damıtılan derslerle yeni bir şey yapma ihtiyacı. Bu yüzden salt siyasi yapıların yan yana gelmesiyle yapılacak bir şey olmayacağını herkes söylüyor.

Gezide toplumun müthiş bir isyanı vardı. Ona uygun bir örgütlenme, ona uygun bir dil ve çalışma tarzı öngörülüyor. Tabi bu ne kadar uygulanabilir ya da Gezi’den alınan dersler derken herkes ne kadar üzerinde hemfikir tartışılabilir ama bugün hiç kimse Gezi’yi görmeden, onu hatırlamadan bir siyaset yapma imkânına sahip değil.

Üçüncüsü de; geçmişteki deneyimler daha çok siyasi parti formatında solda birlik girişimleriydi. Türkiye sosyalist hareketinin parti algısı ile dünya sosyalist hareketinin parti deneyimleri karşılaştırıldığında hangi sonuçlara ulaşılabilir bilmiyorum ama Türkiye’de son derece katı bir parti algısı var. Türkiye’nin solcuları, sosyalistleri parti meselesinde çok fazla hassaslar. Bir parti formatında birlikte olmak durumunda çok ince eleyip sık dokuyorlar, çok daha katı kuralları içerdiğini düşünüyorlar. Onun yarattığı bir dizi sıkıntı yaşanıyor. Oysa BMH, kimsenin siyasi varlığından vazgeçmesinin, faaliyetlerini bir kenara koymasının gerekmediği, böyle bir koşul olmadan ortak bir mücadele zemininde birlikte davranabileceği bir zemin olarak öneriliyor. Çok kaba tabirle, “ideolojik-politik-örgütsel bir birlik” hedeflenmiyor.

BMH, bunun ötesine geçerek, bireylerin daha rahat katılabileceği bir girişim. Faaliyetin başarı imkânının tam da burada yattığını düşünüyorum. Bütün bunları ne kadar yapabiliriz bilemiyorum ama bu üç farkla yeni bir girişimi başlatmış bulunuyoruz.

Bu son söylediğin model Halkların Demokratik Kongresi’nde (HDK) de uygulanıyor. Bu konuya yeniden döneceğim. Ama Gezi ile devam edelim: “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” söylemi ile bugün sosyalistlerin toplandıkları yerler, tartışma konuları, diğer örgütlerle kurdukları ilişkilerin Geziden çıkartılan derslerle ne kadar ilgisi var? Öte yandan solun örgütleyemediği kitlelerin hareketi olarak Gezi ortaya çıktı. Ve geziden çıkan en önemli ders olarak karşımıza çıkartılan “gevşek örgütlenme” modeli oluyor. Bu mudur?

Bir senedir yürütülen faaliyet, klasik bir tabirle böyle bir hareketin inşa süreci. Üstelik henüz BMH kuvveden fiile geçmiş değil. Bu nedenle, şu ana kadar olan haliyle Gezi’den çıkarılan bütün dersleri hayata geçirdiğini söyleyemeyiz. Ancak başlangıçtan itibaren Haziran İsyanı’nın deneyimleri ışığında yürünmeye çalışılıyor.

Gezi’nin, en önemli demesek de bize öğrettiklerinden biri de, “gevşek” demeyelim de, eski tür “katı” örgütlenmelerin kitleler açısından çekici olmadığı. Hem insanların içine kolayca girip çıkabileceği, kendilerini rahatça ifade edebileceği, hem de gerektiğinde hızla karar alma ve uygulama becerisi olan örgütlenme biçimleri üzerinde düşünmemiz gerek.

Toplantılara Gezi’den katılım var mı, örneğin?

Var. Gezi’nin birden bire ortaya çıkan o büyük kitlesi yok tabii ki, zaten Gezi’nin en geniş çeperini kapsamayı başaran doğrudan iktidar olur, ama mesela birçoğu geçmişte başta ÖDP deneyimi olmak üzere siyasi faaliyet yürütmüş ve sonrasında bağımsız kalmış birçok insan katılıyor. Özellikle forumlardan arkadaşlar geliyorlar.

(Bu arada; bugüne kadarki sürece baktığımızda -ODTÜ Vişnelik toplantılarına daha sonra değineceğim- BMH daha çok ÖDP odaklı bir çalışma olarak değerlendirildi. BMH’nin şu ana kadar daha çok ÖDP ağırlıklı gittiği doğru ama ÖDP’lilerin hakikaten her zaman kendilerini olabildiğince geride tutmaya çalıştıklarını belirtmek gerek.)

Toplantılarınızı izleyenlerin söylediği bir şey var: İlgi var, daha çok temenni var, projenin olması isteniyor ama bunu yapabilecek bir enerji toplantılarda henüz görülmüyor. Senin gözlemin bu yönde mi? İlgiyi pratiğe, harekete dönüştürecek enerji nasıl açığa çıkabilir?

Faaliyetin ağır ve temkinli gittiği doğru. Zaten bu faaliyetler başladıktan sonraki süreçte araya yerel seçim ve cumhurbaşkanlığı seçimleri girdi. Doğal olarak bunları izlemek gerekti. Ancak, asıl önemlisi, insanlar daha çok geçmişteki olumsuz tecrübeler sebebiyle temkinli. Aynı şeyler tekrar edecek mi sorusu var kafalarda. Ama şimdiye kadar izlediğim toplantılarda şunu hissediyorum; bütün bileşenler samimiyetle çaba gösteriyor. Siyasi çevrelerde alışık olduğumuz formatta davranmıyor, hazır kitle varken propagandamı yapayım demiyorlar.

Enerji meselesine gelince; BMH ulaşabileceği potansiyelin önemli bir bölümüne ulaşıp hadi harekete geçiyoruz demedi şu ana kadar. Bu nedenle şimdiye kadar yapılanlar, yapılmış olanlar gösterge sayılmaz. Faaliyete geçildiğinde anlaşılabilecektir.

En çok gözüken, AKP’nin kurduğu yeni düzene karşı güçlü bir toplumsal muhalefetin inşa edilmesi arzusu. Esas itibariyle, AKP’nin İslamcı, baskıcı, neoliberal politikalarına karşı güçlü bir toplumsal hareketin ortak mücadele zemini yaratılmak isteniyor. Bunun başlıkları, öncelikleri ne olur, örgütlenmesi nasıl gerçekleşir? Bunlar kafalarda hazır getirilmiyor. Meclislerde, forumlarda tartışılıyor.  Bunlar hep Gezi’nin pozitif çıktıları.

BMH sokağa çıkmadan, hatta kendisine bir isim dahi bulmadan kendini yeni bir sürece dâhil etti. Mart seçimlerinden önce Alper Taş ile Mesele için yaptığımız mülakatta, daha çok sosyalistlerin aşağıdan hareketini örgütleyecek, sokağa inecek bir hareketten söz etmişti. Ancak bu gerçekleşmeden ve yine ÖDP’nin çağrısıyla ODTÜ Vişnelik Toplantıları başlatıldı ve iki toplantı yapıldı. Ortaya yeni bir “cephe” çıktı. Bu hızlı geçiş nasıl oldu? Sizin hedefiniz bu muydu?

Yok hayır, BMH’nin yola çıkış amacı o değildi. Ama BMH zaten belirli bileşenlerle yola çıkarak kendini sınırlamayı yeterli sayan bir yaklaşıma da sahip değildi. Daha geniş birliktelik ihtiyacını tespit ediyordu. BMH olarak geniş bir perspektife sahipti. Vişnelik Toplantısı, özel olarak BMH ’nin çağrısıyla yapılmadı. ODTÜ’nün Vişnelik Tesislerinde 30 Ağustos’ta birincisi, 21 Eylül’de ikincisi yapıldı.  Daha çok ÖDP çevresinin çağrısıyla bir araya gelinen “durum değerlendirmesi” toplantılarıydı. Gündem de BMH değildi. Yani; “Biz böyle bir şey yapıyoruz, siz de buraya gelin.” diye bir çağrı değildi.

Durum değerlendirmesi toplantısına BMH’nin bileşenleri yanı sıra Komünist Parti (KP), Halkın Türkiye Komünist Partisi (HTKP), Emek Partisi (EMEP), Halkevleri, bağımsız sosyalist bireyler, akademisyenler, CHP milletvekilleri davetliydi. Ben ilk toplantıya katılmıştım. Zinhar BMH çerçevesinde değil ama benzer, daha geniş birlikteliğin ihtiyacı tespit edildi. O nedenle oraya katılanlar BMH’ne katılacak değil, kimse kimseye iltica edecek değil, BMH kendini genişletmiş de değil. Ancak Vişnelik toplantılarına katılanlar ağırlıklı olarak BMH ve Sol Cephe çalışması içinde olanlardı ve ikisinin birleşmesi biçiminde değil de, ortak ve daha geniş bir çerçevede bir zeminin ihtiyacını, gerekliliğini tespit etmiş oldular. Bu durum kamuoyuna da deklare edildi.

BMH yürüyüşüne devam edecek mi?

Vişnelik Toplantısının ikincisi 21 Eylül’de yapıldı Bugün 24 Eylül. Dolayısıyla sadece üç gün geçti. Deklarasyon da dün açıklandı. Gözüken BMH ve Sol Cephe çalışmaları yeni katılımlarla ortaklaştırılacak. Bu arada tabii ki her ikisi de kendi faaliyetlerini devam ettiriyorlar.

İsim açısından değil, felsefesi bakımından, BMH ile Sol Cephe aynı perspektifte mi?

BMH’nin ilkeleri üzerinden veya Sol Cephe’nin üzerinden bir tartışma yapılmadı. O nedenle sorunun bu anlamda bir cevabı yok. BMH’liler neyi savunuyorlarsa, Vişnelik Toplantısında da onu savundular. Sol Cephe de benzer şeyler söyledi. Bunun ifade ediliş biçimi, metne dökümü nasıl olacak, bilemiyorum. Yakın zamanda belli olacaktır.

Deklarasyonun altında örgütlerin değil de isimlerin yer alması ne anlama geliyor?

Geçmiş deneyimler düşünüldüğünde şundan olabildiğince kaçınılmaya çalışıldı; şu, şu gruplar bir araya gelsin, onlar bir karar versin ve ortaklaşılan ne varsa o karar olsun. Vişnelik Toplantılarında Alper Taş’ın ifadesiyle “yan yana değil iç içe” bir hareket olunması, bir hemhal olma durumu, birlikte ne üretilebilir sorusuna cevap bulunmaya çalışıldı. Bu nedenle de parti ve örgüt isimleri kullanılmadı.  Yoksa tabii ki kimse siyasi aidiyetini bir kenara bırakarak gelmedi; kenara koyarsa da olmaz zaten.

İsimleri örgütlere çevirerek söylemek istersek kimler var?

BMH içinde yer alanlardan sayarak başlarsak, ÖDP, Emekçi Hareket Partisi (EHP), Odak, Red, Yeni Yol, Devrimci Hareket çevreleri, İstanbul’da CHP’den arkadaşlar var. İşçi Kardeşliği Partisi (İKP) katılıyor. CHP milletvekillerinden İlhan Cihaner, Hüseyin Aygün, Gökhan Günaydın katıldı. Melda Onur sanırım davetli olup gelemedi.

Sol Cephe içinde yer alan KP ve HTKP’nin ikisi de vardı.

Vişnelik Toplantısının ilkinde EMEP ve Halkevleri de vardı. İkincisine EMEP katılmamış, herhalde HDK içinde faaliyetlerini sürdürmeyi uygun gördüler. Halkevleri ise, böyle bir zemini uygun bulmayarak çekildiğini açıkladı.

HDK ile BMH’nin ortak ve farklı yanları üzerinde duralım istiyorum. Örneğin, ilk başta söz ettiğin örgütlenme modeli, HDK’nin örgütlenme modeline çok benziyor; neredeyse aynısı. Senin de önemsediğin gibi “bireylerin” katılımını esas alan bir örgütlenme geleceğe dair esas biçim ise, aynı zamanda en geniş mücadele birliği de isteniyorsa, fark nerede? Ayrı ayrı örgütlenmenin gerekçesi, siyasi zemini nedir?

Öncelikle BMH ya da Vişnelik Toplantısından sonra oluşan yeni zeminin HDK’nin karşıtı veya alternatifi olmadığını belirtmek gerekiyor. Olmadığı gibi, olmaması da gerekiyor. Eğer olursa, BMH’nin bir anlamı olmaz.

Ancak ihtiyaçların farklı olduğu gözüküyor. Şu gözüküyor: HDK/HDP esas itibariyle Kürt hareketinin ihtiyaçlarının çok baskın olduğu bir yapı. Diğer konularla ilgilenmediğini söyleyemem ama, bu durumda Kürt hareketinin dışında etki alanı yaratması çok zor. Çok pozitif bir örnek olarak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yaşadık. HDP adayı Selahattin Demirtaş neredeyse Kürt sorununu çok gerilere, hatta muhtemelen bu konudaki hassasiyet nedeniyle biraz da fazla geriye alan, daha böyle Türkiye’nin bütününe seslenen bir siyasi hat tutturdu ve çok da başarılı oldu. Ancak ondan hemen sonra yaşanan sürece baktığımızda bu başarı en azından tartışmalı hale geldi. Demirtaş’ın Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı törenine katılması ve alkışlaması gibi.

Kürt Hareketi dili, kimliği, kültürü yasaklanmış bir toplumun çok haklı talepleri için mücadele ediyor. Çok geniş kitleleri örgütledi, HDK/HDP’nin ötesinde güçlü bir halk hareketi oluşturdu. Ancak o dinamik Türkiye’nin geri kalan bölümünü harekete geçirecek ya da birlikte çok yakın bir harekete imkân verecek bir dinamik değil.

Kürt hareketi bugün AKP ile müzakere içerisinde ve o müzakerenin gerekliliği olarak da bir takım şeyleri isteseler de istemeseler de yürütüyorlar. Şimdi mesela Gezi’de Kürtler tabii ki vardılar ama bütün güçleriyle yer almadıkları da açık.

Kendileri de bazen kabul ediyorlar bazen reddediyorlar ama pazarlık masasının devrilmesi ihtimaliyle hareket ettikleri görülüyor. Bu tutum Kürt hareketi açısından anlaşılabilir, tabii ki anlaşılabilir demek doğrudur demek değil, aslında tersi olsaydı, Gezi sürecine bütün güçleriyle katılsalardı ve Gezi’nin muhalefetiyle çok daha yakın mesai yürütselerdi bambaşka da olabilirdi, gene de anlaşılabilir, en azından herhangi bir mantığı yok, tamamen yanlış denemez.

Ancak Kürt sorunundan bağımsız olarak bu tarafta da AKP’nin baskısından, zulmünden, o İslamcı-faşist tarzından fevkalade rahatsız olan, bundan çok fazla mağdur olan, laiklik konusunda son derece hassas olan, bu nedenlerle Haziran’da isyan eden, ondan önce de ve ondan sonra da AKP’ye karşı mücadele eden insanlar var. Bu insanlara şöyle denemez: “Memlekette önemli bir sorun var, yıllardır akan kan var, sen bekle de önce bu mesele çözülsün, müzakere ne şekilde bitecek bitsin, sonra da senin sıran gelir, mücadele edersin.” denemez. Tabii ki kimse de Kürtlere dönüp “Biz hep birlikte diktatörlüğe karşı mücadele ediyoruz. Sen de kendi taleplerini şimdilik bir kenara koy da gel birlikte mücadele edelim.” de diyemez.

Bence asıl sorun; iki farklı dinamiğin birlikte davranmalarını nasıl sağlarız? Böyle bir mesele var ortada. Her yerde, her zaman birlikte davranmaları gerekmez ama her daim rezonans içinde olmak gerekiyor.

Kürt hareketinin AKP’ye yönelik büyük tepki ve rahatsızlığı anlaması gerekiyor. Aynı şekilde toplumun bu kesiminin de Kürtlerin haklı taleplerini ve bir müzakere sürecinde olduklarını kabul etmesi gerekiyor. “Biz Haziran’da AKP’ye karşı ayaklandık da Kürtler AKP’yle işbirliği yaptı.” doğru değil. Diğeri de doğru değil; “Biz tam AKP ile meseleyi çözecektik, Geziciler çıktı az daha masayı devireceklerdi.” Böyle bir şey de yok.

Demirtaş’ın cumhurbaşkanlığı seçimlerinde çizdiği profilde birleşilemez mi? Aksi halde niyetlerden bağımsız olarak ve daha çok da yerelde şu suçlama karşımıza çıkıyor: Bir yanda Kürt hareketinin kuyruğuna takılan sosyalistler var, HDK ve HDP’de yer alıyorlar, diğer tarafta ulusalcı sol/sosyalist kesimler; BMH veya Sol Cephe var. Bu tarifin son derece tehlikeli çatışma noktaları içerdiğini biliyoruz ve yaşıyoruz. Öyleyse, bu manzarayı aşacak bir toplumsal ve tabii ki siyasal hareket ortaya çıkmazsa, AKP rejimini ve onun neoliberal politikaları gerçekten alt edebilir mi?

“Demirtaş’ın cumhurbaşkanlığı seçimlerinde çizdiği profilde birleşilemez miydi?” diye sordun ama o çizginin çok da sürdürülebilir olmadığını da kısa sürede gördük. Bunları yargılamak veya eleştirmek için söylemiyorum. Şahsen Demirtaş’ı çok takdir ettim. Ama o çizgiyi sürdürebilmek sadece niyetlere bağlı değil.

Bugün Kürt hareketi ve etrafında kimi sosyalistlerin öbeklenmesi olabilir, bu çok da başarılı da olabilir; nitekim HDK/HDP’nin çok pozitif çıktıları var ama bütün Türkiye’nin ihtiyacını karşılayacak bir hareket haline geldiğini görmüyorum. Bugünkü ihtiyacı HDK zemininin karşıladığını düşünmüyorum.

Her iki dinamiğin birlikte hareket etme imkânlarını yaratmak ve sonuç alıcı olmasını sağlamak bakımından ayrı ayrı yollarına devam ederken işbirliği yapmalarının daha yararlı olacağına inanıyorum.

HDK/HDP’nin Kürt meselesi ekseninde bir demokrasi programı var. Demirtaş, bunu Radikal Demokrasi olarak ifade etti. AKP ile çatışma ve müzakere alanları olan hakiki bir toplumsal hareket olarak varlığını sürdürüyor. BMH ya da Vişnelik Toplantılarının, Sol Cephe’nin çatışacağı ve müzakere edeceği hedefi, merkezi bir talebi var mı? Sosyalist bir programı olmadığına göre, demokrasi programlı bir hareket olmayacak mı?

Esas itibariyle Gezi’yi okumaya çalıştığımız kadarıyla BMH antiemperyalist, antikapitalist, aydınlanmacı, kamucu, eşitlikçi özgürlükçü bir taslak programa sahip. Bunu HDP’nin programı ile karşılaştırmayı doğru bulmam.

Zaten HDP/HDK ile BMH’yi karşılaştırmaktan mümkün olduğunca kaçınmak gerekir diye düşünüyorum. Bu tür kıyaslamaların kimseye faydası olmaz.

Tam aksine! Bence programatik temelde bir ortaklık söz konusu. Bu ortaklık da “demokrasi” programıdır. Vişnelik Toplantılarıyla birlikte gelinen siyasal zemin, AKP karşıtı geniş kesimleri kapsamayı amaçlayan, demokratik programlı bir harekete doğru yöneldi. Dolayısıyla, HDK’nin demokrasi programıyla nerede farklılık var?

Öncelikle; konuşurken daha kolay anlaşılsın diye AKP vurgusu yapıyorum ama AKP şimdiye kadar gördüğümüz herhangi bir düzen partisi; geçmişin ANAP’ı, DYP’si, CHP’si gibi bir parti değil. AKP yeni bir düzen kuran, kurmaya devam eden bir parti. BMH sadece AKP’ye karşı değil, aynı zamanda onun neoliberal politikalarına, yoksullaştırıcı siyasetine ve emek politikalarına karşı bir mücadeleyi önüne koyuyor.

Az önce de bahsettiğim gibi HDP/HDK’nin de bu konuda duyarsız olduğunu kimse söyleyemez. Belki farklı olan, ister istemez HDK ve BMH farklı “siyasal coğrafyalarda” AKP’ye karşı mücadele edecekler. Kürtleri kendi bölgeleriyle sınırlamıyorum ama Kürt hareketi AKP karşısında esas itibariyle Kürt sorunu etrafında bir muhalefet yürütüyor. BMH ise, bunun dışında kalan kesimlerin AKP’ye karşı muhalefetini örgütlemeye çalışacak, o niyetle yola çıkıyor. Bunun ne oranda başarılacağını zaman içinde göreceğiz.

Önemli olan birbirleriyle zinhar rekabet içinde olmadan kendi işlerini yapıp ortak zeminde kendi aralarında ortaklık yaratmasını bilmek. Bunun hepimiz için hayırlı olacağını düşünüyorum.

Kürtlerin AKP ile çatıştığını gören bir yerden konuşmak, ortak zemini güçlendirmez mi? Demirtaş’ın seçim diline benzer bir dili BMH kullanamaz mı? Marksist formasyon açısından bu iki hareket, iki farklı coğrafyada demokrasi programına ayrı platformlar olarak duruyor. Ne dersin?

Şöyle düşünüyorum: tabii ki öncelikle “iki taraf”ın da birbirini anlaması gerekiyor. Ancak, mesela, Kürt hareketi aynı zamanda bir Ortadoğu hareketi. Sokaktaki insan Suriye ile ilgileniyor, Rojava ile ilgileniyor, Irak ile ilgileniyor. Oysa İzmir, Muğla veya Trabzon’daki insanın buralarla ilgilenmesinin aynı oranda olması beklenemez. Öte yandan oradaki insanların da da laikliğe yönelik yoğun saldırının, türbanın ilköğretim sınırlarına gelip dayanmasının, muhafazakârlaşmanın, dincileştirmenin Batı’da yaşayanları ne kadar rahatsız ettiğini anlaması gerekiyor.

Olabildiğince de bunların birlikte hareket etmeyi gözetmesi gerekiyor. Ancak ikisini birleştiremeyiz.

İsimlendirme tartışılabilir, İslami-faşizm mi ama Türkiye’de eskisinden daha otoriter, daha totaliter, daha baskıcı bir rejimin kurulduğu görülüyor ve bu süreç durmaksızın, adım adım ilerliyor. Yakın zamanda bunun parlamenter sistem aracılığıyla, seçimler vesilesiyle sonuçlanacağına dair emare yok, ihtimal de ortadan kalkıyor. Eskiden olsa, hükümetin politikalarını beğenmeyince seçim zamanı gelir ve hükümet değiştirilebilirdi.

Seçim zamanlarında trafoya kedi girdi hikâyelerine pek prim vermem ama sandıktan AKP çıkmazsa ne olacak hakikaten? İktidarı bırakacak mı? Bütün taşlar hiç bırakmayacağı seçeneğe göre diziliyor ve hesaplar bir gün iktidardan gidilecekmiş gibi yapılmıyor.  Bu durum Türkiye’nin geniş coğrafyasında, Kürt Sorunu’nun dışında, büyük bir baskı yaratıyor ve Gezi’nin birçok yönü var ama AKP’nin muhafazakâr, baskıcı politikalarına karşı bir isyan oluşu, onun en belirgin yönüdür. Bu da çok kıymetli.  Birbirinin karşısına koymadan, zaman zaman birbirinden farklı tutumlar alabileceğini de hesaba katarak, herkesin kendi siyasal coğrafyasında mücadele yürütmesi; ama aynı zamanda ortak zeminler arayarak herkesin kendi alanında mücadele etmesinin faydalı olacağı gözüküyor.

Birleşik Muhalefet Hareketini ne zaman alanlarda göreceğiz?

Aslında sokaktan önce, bir kuruluş etkinliği planlanmıştı Ekim ayında. Vişnelik Toplantıları sebebiyle ertelendi. Vişnelik toplantıları sonrasında BMH ve Sol Cephe ile genişleyen birliktelik zemininin ilkeleri üzerine bir toplantı yapması planlandı.

Ama sanırım en geç birkaç ay içerisinde hareketin sokağa çıkması lazım. Yoksa dön dön aynı şeyleri tartışmak olmayacaktır.

Senin yeni harekete isim önerin var mı?

Çok isim var, uygun bir isim bulunur. Ben ön almayayım…

* Bu yazı Mesele’nin 94. sayısında yayınlanmıştır.

Facebooktwittergoogle_plusmail

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir