Anti kapitalist bir birleşik muhalefet: Neden olmasın?

Facebooktwittergoogle_plusmail

Masis Kürkçügil

On aydır sürmekte olan Birleşik Muhalefet toplantıları bir taslak çerçeve metin üzerinden herkese açık forumlarla yoluna devam ederken, 21 Eylül’de Ankara’da daha geniş çevrelerin katılımıyla ikincisi yapılan toplantı ortak mücadele imkalarını gündeme getirmekte. Bu ortaklıkların nerede başlayıp nerede biteceği ise hem sosyalist mücadelenin gerekleri hem de buna katılanların siyasal kapasitelerine bağlı.

Gezi’nin açığa çıkardığı

Gezi çok çıplak ve basit bir gerçeği bir kırbaç gibi yüzümüze vurdu. İrili-ufaklısosyalist çevreler bu öfke dalgasının içinde ummanda bir katre olmanın ötesinde bir anlam ifade etmedikleri gibi bu öfkeden bir perspektif üretebilme kapasitesini de gösteremediler. Ukala sosyologlar gibi derin analizler Gezi’den miras alınabilecek, Gezi’nin canladırabileceği bir umudu da ucuz edebiyata kurban etti.

Gezinin yüzümüze vurduğu, derin analizlerin ötesinde o anda kendiliğinden beliriveren hareketin çoğulculuğunun ve neredeyse bir başka bağlamda yanyana gelmesi düşünülemeyecek unsurları birarada bulunmaya mecbur kılan örtük talepler manzumesiydi. İnsanlar bunun için birbirlerine katlandılar veya birbirlerini kabullendiler. Sosyalist hareketin genellikle örgüt-aygıt, gelenek-görenek yüceltme söyleminin tersine Gezi, bir mecburiyetin gerektirdiği katlanma ve kabullenmeyi de bir şenlik haline getirebildi.

Tarihin bütün büyük kitle haraketliliklerinde olmazsa olmaz olan bu husus sosyalist hareketin hiç değilse ayrı bayraklar altında da olsa birlikte davranma mecburiyetini bir kez daha açığa çıkardı. Gezi’ye sahip çıkarken  Gezi’nin bu mecburiyetten doğan birlikteliğini mümkün mücadele alanlarına taşıma yerine belli bir merkeze çağrı çıkarmayı marifet saymak, Gezi’nin derslerine henüz yeterince çalışılmadığını göstermekte.

Gezinin tapusunun kimsenin elinde olmadığı dolayısıyla bir Gezi merkezi inşa etmenin anlamsız olduğu malum. Ama Gezi’nin toplumsal muhalefetin, sosyalist hareketin zaaflarının en azından bir kısmının açıklanması için bir kaldıraç olarak kullanılması mümkün.

Sisteme karşı mevcut hoşnutsuzlukların ifadesi olmakla sınırlı kalmayacak, özörgütlenmelerle ve insanların siyaset sahnesine kitlesel olarak girmesiyle radikal bir değişim iradesinin ifadesi olacak bir harekete ihtiyaç olduğu bir kez daha ve son otuz yılın en önemli deneyimiyle ortaya çıktı. Becerilemeyen bir husus meclislerdi. Meclislerin doğrudan demokrasisine dayalımücadeleler içinde yer alan bir hareket bu hoşnutsuzlukların siyasete tahviline imkan tanıyacaktır.

Anlatı eski şartlar yeni

Nihayetinde emekçiler ve ezilenler için belli siyasal ilkeleri olan siyasal bir örgüt kurma görevi ile karşı karşıyayız. Geçmiş deneyimler en az bu ilkeler kadar demokratik bir işleyişe sahip olmanın da önemli olduğunu gösterdi. Bu iç işleyişle sınırlı olmayan, yeni katılımlar ve nihayetinde büyük kitleler için inandırıcı bir yapılanmanın olmazsa olmazı taban demokrasisi, aşağıdan demokrasidir.

Kitabi olarak en azından Komintern’in birleşik işci cephesi taktiklerini formüle etmesinden bu yana, yani doksan yıldır emekçilerin en basit kazanımları için şeytanla bile pazarlık etmenin işin elifbası olduğu bilinse de yenilgilerin veya yetersizliklerin açığa vurduğu eylem alanlarında öğrenmenin bir ihtiyaç, bir mecburiyet olduğu açık.

Dünyanın dört bir bucağında geleneksel sol örgütlerin çökmesinden sonra emekçiler için inadırıcı, uğruna mücadele edilebilir deneyimler, bu mecburiyetin bilincinde olarak çoğulcu, demokratik ve radikal sol alternatifler oluşturan güçler tarafından gerçekleştirildi. Bunların bir çoğunun yeni yenilgilere yol açtığı doğrudur. Ama neoliberal gidişata karşı bir takoz işlevi görme kapasitesine sahip olanlar da bu tür girişimler oldu. Yanıbaşımızda Siriza, kıtanın diğer ucunda İspanya’da Podemos böylesi girişimlerin ürünü.

Türkiye’de geçmişteki Birleşik Sosyalist Parti ve Özgürlük ve Dayanışma Partisi girişimleri bu yönde atılmış önemli adımlar olmakla birlikte olgunlaşmış deneyimler olarak belirmediler. Ancak bu tür yeniden harmanlanmaların dışında kalanların deneyimlerinin de bunlardan pek parlak olmadığı ortada.

 

Ortak mücadeleler

Önemli olan şu veya bu ilişkiler düzeyinde, yani programatik olarak en kesin çizgileriyle belirlenen partiden çok sınırlı talepler üzerinde anlaşmış birlikteliklere kadar oldukça farklı türden ortak mücadelelerin zeminini yaratmaktır. Açıkçası bütün iç çatışmalarına rağmen egemen blok nasıl aşağıdakiler karşısında ortak bir duruş sergiliyorsa, aşağıdakilerin, emekçilerin ve ezilenlerin de hakim sınıflar karşısında ortak bir mücadele zemini inşa etmeleri gerekir.

Bu mecburiyetin giderilmesinde bir yandan bir mücadele programına, eylem programına öte yandan da geniş kitleler için anlamlıbir ufka, bir sosyalizm perspektifine ihtiyaç var. Ama bütün bunları tamamlayarak mücadeleye atılmak yerine mücadele içinde bunları geliştirmek ve mücadele içinde bulunan başka kesimlerle de birlikte davranmak gerekir. Birbiriyle telif edilemeyen ayrılıkları yoksaymak, üstünü örtmek yerine bunların açık bir siyasal tartışmanın öznesi haline getirilmesi gerekir.

Ne tür bir birliktelik olacağı, birlikteliğin çerçevesi elbette emekçilerin, ezilenlerin  karşı karşya bulunduğu felaketler tarafından belirlenmektedir.

Herhangi bir bilikteliğin güvencesi eylemin muhtevasına yaptığıkatkıyla belirlenir. Bunu da daha canlı ve yaratıcı kılacak olan bir taban demokrasininin işler olmasıdır. Dışardan veya kapalı kapılar ardında alınacak herhangi bir kararın dar gruplar tarafından benimsenmesi mümkün olabilir ama eğer kitlelerden söz ediyorsak mücadele edenlerin iradesini yansıtmayan bir kararın hükmü yoktur.

Dolayısıyla açıkça formüle edilmiş ve dinamaik bir talepler manzumesi ile bir anti kapitalist, anti emperyalist, feminist, ekolojist, özyönetimci perspektife ve de canlı bir taban demokrasisine müthiş ihtiyaç vardır.

Bugün sosyalist hareketin tarihine bakanlar kitleler açısından anlamlı bir deneyim olarak altmışlı yılların TİP’ine gönderme yapmadan edemezler. Son otuz yılın en kamsaplı deneyimi ise hâlâ ÖDP. Her ikisi de göreli olarak başarılı olduğu dönemi şu veya bu oranda çoğulculuğu, parti içi demokrasiyi yaşatabilmesine borçlu.

Sosyalist hareket açısından elbette birlik fetişizmi tıpkı örgüt fetişizmi gibi anlamsızdır. Ayrılık ve birlik siyasal bir meseledir ve donuk, kalıplaşmış olmaktan uzak, uzun dönemde bir dizi birlik ve ayrılığı içinde barındıran bir hikayedir.

Ama bütün bunlarla birlikte reel hareketin kendisini parçalı kılmanın inandırıcı hiçbir yanı yoktur.

Eğer bugün toplumsal muhalefetin yetersizliğinden,  inandırıcı bir sosyalist alternatifin yokluğundan söz ediyorsak o takdirde bunun temel nedeninin hakim sınıfların saldırısında, AKP’nin uyguladığı politikalarda vbg. değil sosyalist hareketin en basit talepler için bile ortak bir mücadele yürütememesinde de aramalıyız. Dahası başka türlü birlikteliklerle de yürütülebilecek mücadeleleri de mutlaka hesaba katmak gerekir. Bu noktada bir başka birlik girişimi olan HDP ile de muhakkak ki ilişkiler düzenlenmeli ve ortaklaşabilecek konularda sektarizme kapılmadan birlikte davranılmalıdır. HDP’nin sol sosyal demokrat bir proje, içinde sosyalistlerin de olduğu sol bir parti olması ancak anti kapitalist, sosyalist bir parti olmadığı gerçeği o yönde de kimi ortaklıkları mümkün ve zorunlu kılar.

Emekçilerin, ezilenlerin kendi adlarına siyaset yapma imkanlarını çoğaltacak her imkanı değerlendirmek gerek. “Muhalefet” tartışmalarıbu açıdan anlamlıdır. Ötesi için yaşanması gereken bir dizi mücadele, deneyim önümüzdedir.

* Bu yazı Mesele’nin 94. sayısında yayınlanmıştır.

Facebooktwittergoogle_plusmail

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir