Tünellerde geçip giden zaman

Facebooktwittergoogle_plusmail

Slavoj Žıžek

Kutsallıkla dolmadıysa toprağın içi,

Tanrı’nın ve insanın içinde yeşerecek kutsallık, sadece toprakta değil.

Udi Aloni’nin filmi Forgiveness’ta, kendini bir Filistinli kasabasında akıl hastanesi kurmaya adamış bir Holokost kurbanı psikiyatristine aşağıdaki hikâyeyi anlatır: Eski bir efsaneye göre sürgünde öldürülen erdemli Yahudiler, Mesih geldiği vakit affedilmek ve Zeytin Dağı’nda dirilmek için yeraltı tünellerine atılacaktır. (Efsane iki anlamlı İbranice bir sözcük olan mechilot’a dayanıyor: “yeraltı tünelleri” ve “affedicilik”.) Siyonizm sonra böyle ortaya çıktı ve İsrail/Filistin topraklarındaki sembolik tüneli betonarme bir yerleşime (aaliyah) dönüştürdü. Siyonist hareket laik-ulusal özgürleşimci/sömürgeci bir yapıdaymış gibi davransa da, tıpkı kardeş hareketi olan Hıristiyan sömürgeciliği gibi teolojik bir yapı temelinde kurulmuştur. Dolayısıyla şu söylenebilir: laik İsrailliler Tanrı’ya inanmamalarına rağmen yine de Tanrı’nın onlara kutsal toprakları verdiğine inanıyorlar. Fakat dini bilinçaltıyla beraber bu laik akıma paralel olarak, yerleşimcilerin dini anlayışında bir teolojik tersine çevirme gerçekleşir. Bu da şu demektir: yerleşimciler Tanrı’nın kendilerine kutsal toprağı verdiklerine inanmış olsalar bile, Tanrı’ya hiç de inanmazlar. Yalnızca Tanrı’nın kutsallığının içini boşaltanlar, laik-Siyonist projeyi tüm tanrısallığın kutsal yerlerde (Kutsal Topraklarda) olacağına inanılan çok uç bir sapkınlığa götürebilir. Bu şekilde İsrail topraklarındaki Yahudiler, dindar ve laiklere benzer şekilde, Kutsal Topraklara yönelik libidinal tutkusunda birleşmişlerdir. Ve toprakları kutsallıkla doldurarak, kutsallığı Tanrı’dan ve insanlıktan yoksun hale getirirler.

Bugün Gazze’de, İsrail ordusu yalnızca yeraltı tünellerinde değil, aynı zamanda toprakların yerlilerine karşı da savaşmaktadır. Yalnızca Hamas’a karşı değil, Filistin’in kendisine karşı savaşmaktadır. İsrail ordusu – Batı’nın yanı sıra – 70 yıldır topraklarından koparmaya çalıştıkları bir millete karşı savaşmaktadır. Yalnızca bu tüneller sebebiyle değil, aynı zamanda ve kesinlikle tünellerin kazıldığı toprakları fethetmek için savaşıyorlar. Gazze’deki mülteci kampları bu büyük toprak hırsızlığının, ilk günahın yaşayan örneğidir. 1948’den bu yana Filistin halkını bölmek için, onları milli bilinçlerinden yoksun bırakmak için bir çaba söz konusudur; Filistinlilerin hafızaları yalnızca Yahudi-Hıristiyan düşüncesinin devredilemez mülkiyetindeymişçesine onların hafızalarını silme çabası söz konusudur. İsrailli Araplar, Arap Kudüslüler, köktenci Gazzeliler, Batı Şerialılar ve sürgündeki Filistinlilerin geri dönüş hakkı olmaması gibi, sonradan yeni, bölünmüş bir bilinçle lekelenebilecekleri kabul edildi. Fakat biz Batı’dakiler Filistinlilerin kendilerini tek bir halk olarak görmeleri beklemedik. Ne var ki, onların kolektif hafızalarını silme çabasına rağmen, yeniden birleştiler. Kayıp dördüncü galibiyetin sebebi budur [yani, garanti edilen ABD destekli barış görüşmeleri boyunca olduğu gibi, İsrail’in Mart 2014’te Filistinli mahkûmların dördüncü ve son parçasını serbest bırakmayı reddetmesi] ve savaşın ve cinayetlerin ana sebebi budur. Gerisi laf-ı güzaf.

Ve bu nedenle biz onları topraklarından koparmaya çalıştıkça, Filistinlilerin aşağıda tünel kazmak için birleştiğini ve tıpkı bir Yahudi dua şalı gibi buna sarındıkları ortaya çıktı. Biz onların kendilerine mezar kazdıklarını sanırken, onlar kendilerine bir yaşam için kapı aralıyorlardı. Tsumud’un [Filistinlilerin topraklarına vefasını ifade eden Arapça bir kelime] özü budur ve tüm gruplaşmalardan daha büyüktür – Hamas’tan ve Fetih’ten, çiftçilerden ve kentlilerden, hem laiklerden hem de dindarlardan büyüktür. Tsumud bağlamında, kim olduğunuzun bir önemi yoktur. Çünkü günün sonunda Filistinlisinizdir, bu toprakların çocuğusunuzdur.

Filistinlilerin çoğu bu toprakları paylaşmak istiyor – hem de çok, ama artık istemiyorlar. Fakat hiçbir Filistinli bundan vazgeçmeyecek. Onları yeryüzünden koparma çabası onları bilinçlerimizden silme çabasıdır. Onlar dünyanın karnına ve bizim bilinçlerimizin kalbine göç ettiler. Onlar bu toprakların, gömüldükleri ve tünellerde yeniden dirildikleri toprakların çocuklarıdır. Yaşayan ölü olarak dolaştıkları tünellerde, evlerine ve köylerine çıkmayı ve yeniden bedenlenmeyi umuyorlar.

Tünellere gizlice yiyecek, eşya veya damat ve gelin soktuklarında, tüneller hayatın bir tezahürü olarak işleyebilmektedir. Ya da onlardan silahlı militan çıktığında, bir ölüm kanalı olabilirler. Onlar burada, dünyada kurtuluşun, hayatın kurtuluşunun tünelleri olabilirler. Veya apokaliptik kurtuluş haline, silahlarla ve imhayla kurtuluş haline gelebilirler. Tünellerin gelecek anlamlarını tanımlamaya yardımcı olabiliriz. Kapılarından barış ve adalet meshinin mi, yoksa ölüm meleğinin mi geleceğini ortaya çıkarmaya yardımcı olabiliriz. Gazze’nin kapıları, onlar bizim için çok ağır. Belki de onları hayatla birlikte açarsak, mechilot (yeraltı tünelleri) mechilot (affedicilik) haline gelebilir.

Çev. Can Semercioğlu

(Kaynak: http://mondoweiss.net/2014/08/rolling-underground-tunnels)

* Bu yazı Mesele’nin 93. sayısında yayınlanmıştır.

Facebooktwittergoogle_plusmail

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir