Başaran Aksu: Soma işçisi, sendikasını ve siyasi yönünü arıyor…

Facebooktwittergoogle_plusmail

Yunus Öztürk

Mesele Dergisi Haziran sayısını Soma madencilerine ayırmıştı. Yaşanan felaketin teknik nedenlerini, iş ilişkilerinden kaynaklanan yanlarını ve maden işçisinin sendikal örgütlenme deneyimini, Yeraltı Maden-İş üzerinden aktarmıştı.

Soma’da “katliam” diyebileceğimiz büyüklükteki felaketin üzerinden üç aydan fazla bir süre geçti. Basına yansıdığı kadarıyla, katliamın yaşandığı şirketin patronları hiçbir ceza almadığı gibi, maden işçisi ocak kapatmayla tehdit ediliyor. Hükümetin vaat ettiği ve işçilerden yana olacağı söylenen yasa da çıkmadı.

AKP hükümeti torba yasa madrabazlığıyla işçiler ve aileleri üzerinde beklenti yaratarak, sonra da yasayı cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonraya erteleyerek Somalıların oylarını istismar etti.

Diğer yandan işçilerin örgütü sendikalar neler yapıyor? Üç ayda neler değişti?

Bütün bunları, katliamın onuncu gününden itibaren Soma havzası ve köylerinde, kendi ifadesiyle 10 bine yakın işçiyle yüz yüze konuşarak, işçileri DİSK Devrimci Maden-Sen’e örgütleyen, üyelik çalışmaları yapan Umut-Sen Örgütlenme Koordinatörü Başaran Aksu ile konuştuk.

İş cinayetinden sonra neler yaşandı? Maden işçisinin çalışma koşulları morali ne durumda? Maden işletmelerindeki son durumu bize özetleyebilir misin?

13 Mayıs’ın üzerinden 103 gün geçti. Soma Holding’in kazanın yaşandığı ocak dâhil üç ocağı var. Kazanın yaşandığı Eynez ocağı, Ağustos 15’i  itibariyle sökülmeye başlandı. Şirket, muhtemelen bu ocakta üretime son verecek ve Türkiye Kömür İşletmesine (devlete) devredecek. Işıklar ocağında çok sayıda işçi eğitime devam ediyor. Biliyorsunuz ocaklar tümüyle üretime kapatılamıyor. Hazırlık ve tahkimat sürecinin devam etmesi lazım. Yumuşak kömürün tahliyesi gerekiyor. Sürekli bir tarama ve temizlik faaliyetinin devam etmesi gerekiyor. Bir parça üretim gerçekleşmiş oluyor. Temizlik faaliyeti sebebiyle bir miktar kömür ocaktan dışarı çıkartılmış oluyor.

İşçinin durumuna gelince, 12 Mayıs ile 13 Mayıs sonrasındaki işçi arasında büyük fark var. Konuşmayan, soru sormayan, bütün bu ağır çalışma koşullarına adapte edilmiş olan işçi toplulukları, şimdi itiraz ediyor, bağırıyor hatta küfrediyor. Şimdiye kadar içinde tuttuğu soruları şimdi açıktan soruyor.

İşçiler, bir taraftan devlet, işveren, taşeron diğer taraftan sarı sendika aracılığıyla dörtlü, beşli cendere altında. Bu kesimlerin işçilerle teması, bağı sürüyor. Bütün bu kesimlerin işçinin soru sorma halinin devam etmemesi için büyük bir çabası var. Özellikle Soma Holding’e ait ocakların açılması için gayret ediyorlar. Üretimin başlamasıyla birlikte işçilerin eski düzene gireceğini umuyorlar. İşverenlerin ve taşeronların madenlerin açılması için kimi yürüyüşler düzenlediler ama 30-40 kişiyle sınırlı kaldı, işçiler itibar etmedi. İki kere denediler ama başarısız oldular. Biz de madenler açılsın istiyoruz, ama iş güvenliği önlemleri alındıktan sonra devlet madenlere girin desin, biz de girelim diyen genel bir kabul var.

Şimdi eğitimler var. Eğitim bir saat sürüyor ama işçiler gün boyu, 8 saat beklemek zorunda bırakılıyor. Bazı öneriler yapıldı kaymakamlığa ve şirkete, örneğin grup halinde ve nöbetleşe eğitimi yapılsın, haftada iki gün gidilsin geri kalan zamanda işçi köyünde işine baksın, dendi ama kabul edilmedi. İşçileri denetim altında tutabilmek için bu uygulamayı değiştirmiyorlar.

Soma Holding’e bağlı 6 bine yakın işçinin durumu bu. Eynez ocağında, patlamanın olduğu ocaktaki işçiler ise, bu uygulamaya uymuyorlar. Büyük bir çoğunluğu eğitime gitmiyor.

Maaşların ödenmesi ise, ilk başta 3-4 gün aksadı. Sert eylemler olunca, maaşlar ödenmeye başladı. Eynez işçisi kaza sebebiyle çift maaş alıyor. Bir maaşı devlet ödüyor diğerini şirket ödüyor.

Sarı sendika olarak Türk-İş’e bağlı Maden-İş sendikasından söz ediyorsun. Hak-İş’e bağlı Öz Maden-İş’in bir etkinliği var mı?

Sendika şuan için Maden-İş. Öz Maden-İş’in Temmuz 2014 rakamlarına göre 100 civarında bir üyesi var. Yıllar önce sendikacı Hüseyin Tanrıverdi’nin (şimdi AKP milletvekili) önderliğinde bir deneme olmuş ama başarılı olamamış. Bu sendikacılar Darkale ocağında işçileri işverene sattığı için, maden işçisinin bu sendikaya tepkisi var. Cemaat’in Pak-Maden-İş’i Soma’da büro açmıştı. Ama tutunamadılar, ofisi kapatıp gittiler.

İşçilerin işe getirilip çalıştırılmaması onlar üzerinde nasıl bir etki yaratıyor? İşçinin geleceğine dair belirsizliğe yol açmıyor mu?

İşçiler arasında ne olacak bu işin sonu, üç ay çift maaşımızı ödeyecekler sonra ne olacak? Eynez Ocağının 2 bin 800’e yakın işçisi var. Ocağın kapanacağı belli gibi, tahkimatları söküyorlar; sonra ne olacak gibi soruları var…

Görünen şu: Soma Holding diğer ocaklarda çalışmaya devam edecekmiş gibi gözüküyor. Holding’e ait Işıklar ocağında üretim devam edecek. İşçileri işe davet edecekler. Tazminatlarını almak isteyenleri tazminatlarını verecekler dense de kesin belli değil.. Atabacası denen yerde üretimi durdurup hazırlık faaliyeti yürütecekler. Atabacası’nda yeni bir ocak (desendere) açmayı planlıyorlar. Patlamanın olduğu ocak kapatılacak gibi görünüyor.

Ancak şu da var: Fiba Holding (Özyeğin ve Çin sermayesi) Kınık Elmalıdere Köyünde Polyak adında çok büyük bir işletme açmış durumdalar. İlk desenderenin hazırlıklarında önemli bir ilerleme kat ettiler. Bir hafta önce ikincisinin hazırlıklarına başladılar. Tam mekanize bir ocak, yılda 5 milyon ton kömür üretme hedefiyle ocağı açacaklar, bir de termik santral planlanıyor (ÇED Raporu da geçmiş durumda). Ocak tam mekanize olduğu halde bin 500’e yakın işçi çalıştırılacak.

Demirexport’un (Koç Grubuna ait), Eynez bölgesinde ocağı var, şuanda 450 işçi hazırlık çalışması yürütüyor, bir yandan işçi alımına devam ediyorlar. Ocak ayında tam anlamıyla üretime açılması hedefleniyor

Siyasi iktidara yakın bir şirket olan, Cengiz-Kolin’in bir termik santral inşaatı başladı. Aynı şirketin Deniş denen bölgede yine açık ve kapalı iki ocak projeleri var. Şuanda 16 bin madenci tüm bu ocaklara yetmiyor. İstihdam açığı söz konusu. Dışarıdan göçle telafi edilebilir. Kalifiye işçilerin işsizlik sorunu yokmuş gibi gözüküyor. Emek güçlerini daha yüksek fiyata satabilmek imkânı var. Bu da sendikal süreç için avantajlı bir şey.

Soma’ya geldiğinde karşılaştığın işçiler, senin beklentileriyle örtüşüyor muydu? Fark var mıydı?

Maden işçisini Zonguldak’ta görmüştüm. Buradaki işçi çok genç. Daha yaşlı bir işçi kuşağı bekliyordum. Soma işçisinin yaş ortalaması 25. Büyük çoğunluğu köylü, toprakla bağı olan işçiler. Bugüne kadar nasıl zapt edilmişler benim açımdan da soru işareti. Sindirilmişler, korkutulmuşlar, baskı altına alınmışlar. Aralarında hiyerarşi yaratılmış, taşeronlar üstünden yarıştırılmışlar. Ailelerinin ilk işçi kuşağı.

Kütahyalı, Ordulu, Zonguldaklı, Bartınlı madenciler, burada sadece işçilik yapıyorlar. Kendilerini yerli hissetmedikleri için, çalışmaktan başka seçenekleri olmadığı için daha fazla işin kendisine sarılmışlar. Yerli işçiler ise, kendisine biraz daha güvenli, atarlarsa tarlam var diyor; özellikle Kınıklı, Somalı, Savaştepeli işçiler böyle. İdareye de, müdüre de karşı topluca hareket ediyorlar. Kendi aralarında ise, birbiriyle de rekabet halindeler. Birbirlerini yarı yolda bırakan pratikleri olmuş. Diğer madenci grubu daha proleter, aileden madenciler.

İşçilerin hükümetten beklentisi var mı?

İşçiler arasında bizi oyalıyorlar diyenler çok. Yasa önümüzdeki günlerde görüşülecek ama yasada kendilerine bir şey çıkmayacağını hatta yasanın çıkmayacağını veya 2015 seçimlerini bekleyeceklerini, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde istediği sonucu alan Tayyip Erdoğan’ın artık kendilerine ihtiyacının kalmadığını düşünen işçiler var. Hatta eylemlere ara vermemeleri gerektiğini, bu durumda istedikleri yasanın çıkmayacağını düşünen işçiler var.

İşçiyi yasayı takip ediyor. Hükümete karşı bir tutuma kavuşmasa da bir güvensizlik var. Hükümetin, devletin patronların isteği dışında işçiler için bir şey yapmayacakları işçilerin ortak bir kabulü.

Cumhurbaşkanlığı seçimleri vesilesiyle Soma maden işçileri yeniden sosyalistlerin solun gündemine girdi. Bu kez olumsuz yönüyle gündem oldu. Solun işçiye yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsun? İşçinin seçimlerdeki tercihinin önemli oranda değişmemesini nasıl değerlendiriyorsun?

İşçi sınıfından söz ederken sosyalist solda güçlü bir “Kemalist” düşünme sistemi olduğunu düşünüyorum. İşçi sınıfını bir nesne ve yığın olarak görülüyor. İşçi sınıfının solun/sosyalistlerin kıymetli düşüncelerini ifade edince “hadi hemen biz de o düşüncelerin takipçisi, bekçisi olalım” demesi bekleniyor. Dolayısıyla şu programa, şu partiye inanırsak da o zaman kurtuluş gerçekleşir gibi bir algı sosyalist solda da mevcut. “Bu kadar muteber fikirler söylüyoruz, bu adamlar bu kadar sömürülüyor, yine de kalkıp AKP’ye oy veriyorlar!” Bu yaklaşım egemen siyasal yaklaşımdır ve ezme ezilme ilişkisinin tarihini kavramayıştır.

Örneğin bu yaklaşım, 301 madencinin sayısının aslında 700, 800 olduğu iddia edilmişti. Sayının abartılarak AKP’yi yıpratmak istendi. Bundan medet ummak, işçilerin acizliğini ifade etmektir. Mağduriyetten siyaset üretmektir.

Öte yandan muhafazakar/milliyetçi siyasetlerin işçilerin gündelik hayatlarında tuttuğu yeri görmüyorlar, bilmiyorlar. İşçiler yaşamlarını sürdürürken iktidarla kurdukları ilişki onlara kimi yararlar sağlıyor. İşe girme olanağını bu ilişkiler üzerinden buluyor. Özel madenlerin neredeyse tamamında işçiler AKP ile işe alınmış. Önce ilçeye, ile üye yaptırılmış. İl dışından gelenler bu siyasal kolaylaştırıcılıkla yapılmış. Ev kiralarken de bankaya borçlanırken de hep bu siyasal ilişkinin sonucu olmuş. Taşeronlar AKP/MHP eğilimli ve ilçe örgütleriyle irtibatlı çalışıyorlar. İşçileri denetim altında tutma olanağını bu ilişkilerden sağlıyorlar.

Bu seçimlerde bir grup işçinin siyasetle, seçimlerle kendisine bir şey elde edemeyeceğini ve bu yüzden sandığa gitmediğini bizzat gözlerimle gördüm.

Savaştepe, Kırkağaç gibi bölgelerde Demirtaş’a vereceğiz, o bize benziyor diyen milliyetçe/muhafazakâr kökenli işçilerdi. Bizim gibi kara kuru bir adam diyorlardı. Kürt düşmanlığı bu bölgede özel olarak inşa edilmiş bir şey olduğunu unutmayalım. Önceki seçim sonuçlarıyla karşılaştırıldığında 6-7 kat oylarını artırdığını görüyoruz.

Madenciler arasındaki Çepni topluluğunda (Aleviliğin bir kolu) Demirtaş’a oy verdiler; yüzde 6,7 gibi yani 2 binin üzerinde oy demektir. Daha çok CHP kökenli işçiler. Tepki ve siyasallaşmanın ürünü olarak bu sonuç ortaya çıktı. Ancak HDP’liler Kınık ilçesinde büro açmaya kalktıklarında, yaşlı kesimden “oy verdik tamam da ilçe açmak nereden çıktı” gibi bir tepki de görüldü.

İşçiler kendi güç ve olanaklarının bilincine varmadan, burjuva partilerinden koparak bağımsız bir siyasal hat oluşturmasını beklemek boşunadır. Şimdi, yavaş yavaş bunun bir imkanı ve atmosferi oluşmaya başlıyor. İleriye doğru bazı adımlar atılıyor. Kendi kendilerini yönetmeyi öğreniyorlar.

İşte bu öğrenme süreci taşeronun, devletin, işletmelerin ve hükümetin işine gelmeyecektir. Şimdiye kadar durumu izlemekle yetindiler ve ciddi karşı hamleler yapmadılar, yapamadılar henüz. Ama yapacaklarını biliyoruz ve bekliyoruz. DİSK’in barajı aşması veya bir işyerinde yetkinin alınması durumu bir rüşt ispatı olabilir ve siyasal değerlendirmeyi bunun üzerinden yapmamız gerekir.

Başaramazsak da yenilmiş olmayız. 13 Mayıs vakası işçilerde büyük bir zihin dönüşümünü ifade ediyor. İşçiler bir adım öndeler ve baskı karşısında belki bir parça gerileseler de daha çok gerileyeceklerini sanmıyorum.

Bu üç ayda 10 bine yakın işçiyle yüz yüze görüştük. Bunun bile belirli etki yarattığını söyleyebilirim.

İşçinin sendika değiştirerek DİSK’e geçme süreci nasıl gidiyor? Sendikaya üyelik yeterli mi?

Bu bölgede açık ocaklar dâhil 16 maden işçisi var ve bunların sadece bin 400’ü devlette çalışıyor. Yaklaşık yarıdan fazlası köylerden geliyor. İşçi 7 ilçe 220 köye dağılmış durumda. Üçlü bir disiplin mekanizması altında çalışıyor işçi: Taşeron, işveren ve sarı sendika. Dolayısıyla kafalarını işten kaldırmaları hiç mümkün olmamış bugüne kadar. DİSK’li yöneticilerde şöyle bir yanılgı var: Sarı Türk-İş sendikası (Maden-İş) karşısında DİSK deyince işçilerin “bugüne kadar neredeydiniz” diyerek DİSK’e geçeceklerine dair bir yanılsama içindeydi arkadaşlar. Bunun olmadığını, olamayacağını ilk bir ay içerisinde gördü sendikacı arkadaşlar.

Kavradılar ama bunun sadece e devlet üzerinden sendikaya üye olması ve bir yığın olarak sendikanın bürokratik mekanizmasının altına dizilmesini istiyorlar. Bunun karşısında bu işçi hem örgütlenmeyi ve DİSK’e geçmeyi hızlandırmak için her 50-100 madencinin arasından işçiler tarafından seçilmiş, kendilerinin tanıdığı temsilciler, komiteler yoksa 16 bin işçiyi örgütlemek ve ortak harekete geçirmek mümkün değil dedik.

Bizim önerimiz, bu 16 işçiyi örgütleyecek 400-500 öncü işçinin açığa çıkartılarak, bir işçi parlamentosu oluşturulmasının daha önemli olacağı idi. Üyelikle yeterli kalmış bir sendikalaşmanın işverenin, taşeronun ve devletin baskısı karşısında kolaylıkla diğer tarafa geçmesinin mümkün olduğunu söylüyoruz. Komite, konsey, meclis ilişkisi kurulduğunda işçi sendikacıdan daha iyi geleceği görüyor. Baskı karşısında kendisini nasıl savunacağını, koruyacağını öğreniyor. İşçiler pekâlâ yönetebilir, bu yeteneği kazanması mümkündür.

İşçiler bugüne kadar sarı sendikada  şube de 10-12 bin genel merkezde 18-25bin lira maaş alan sendikacıları gördüler, bürokratik sendikacılık parasal beklentisi olmasa da işçileri yönetme itibarının kendisinde olmasını istiyor.

Dev Maden-Sen’in yüze yakın üyesi vardı, bugün 2 bine yaklaştı. Dev Maden-Sen artık eski Dev Maden Sen değil. Genç işçiler var ve bunlar sendikayı pekâlâ yönetebilir. Bu irade karşına çıkıp “hayır sendika yönetimi biziz, biz sizi yöneteceğiz” denebilir mi? Tabanın söz ve karar hakkı nerede kalır? Şu kararı aldık sizde bunu yapacaksınız denebilir mi? Biz yöneticiyiz, uyacaksınız denebilir mi? Miting kararı aldık mitinge gelin, piknik kararı aldık pikniğe gelin yok yahu? İstemiyorum diyor işçi. Disk’e üyelik konusunda iyimser ama benzer sorunlarla karşılarız tereddütü olan binlerce işçinin bu haklı endişelerinin giderecek somut yaklaşımlara ihtiyaç var. Kardeşim altmış yaşını geçmişsin daha ne yöneteceksin.

Kamil Kartal ile birlikte Dev Maden Sen başkanına hitaben açık bir mektup yazdınız. Buna neden gerek duydunuz?

Biz bir anlayışı eleştiriyoruz. Bu anlayışı koruyan kollayan siyasal anlayışlar da var. İlk günden beri sorunları çözmek için dört toplantı kararı aldık ve bu toplantıların hiçbirine gelmediler. Son birbuçuk aydan beri fiilen iki ayrı örgütlenme sürüyor.

Örneğin, 5 Temmuz tarihinde komitelerin aldığı eylem kararını sendikaya kabul ettiremedik. Sendika bize, siz sendikaya dayatmada bulunamazsınız, sendika karar alır işçiler uygular demeye getirdi. Eylemin içeriğine değil, komitelerce kararın alınmasına itiraz edildi. Sendika da 13 Temmuz’da bir eylem kararı aldı. Biz de bu karar uyduk ve daha fazla işçiyi alana taşıdık.

Sendika merkezinin işçileri DİSK’e örgütleyen bizlere yönelik ürettiği söylem, şaibe yaratıcı ve kabul edilir gibi değil. Bu tutumun işçilerin örgütlenmesine bir katkı yapması mümkün olmayacağı gibi, işçiler arasında sola dair güvensizliği artıracak seviyededir ve öncelikle de DİSK’e zarar vermektedir.

Karşılıklı konuşarak aşamayacağımız bu durumu kamuoyu önünde tartışmaktan başka bir yol kalmadı. Mektubu da bunun için yazdık, açık açık hem anlayışlarımızı hem de iddiaları tartışalım istedik

Söz ettiğin durumun, işçilerin sendikal örgütlenmesine bir yararı yok. Zarar vereceği çok açık. Bu durumdan sarı sendika, taşeronlar ve devlet yararlanacaktır. Solcular yine bölündü olacaktır.

Türkiye Maden-İş’in  eskiden Genel Merkezinde olan Naim Sezer diye bir kişi var. Eski devrimci. 13 Mayıs sonrasında görevden alınan şubeyi mahkeme yoluyla tekrar göreve gelmesinde katalizör görevi görerek tekrardan sendika içindeki büyük oyunculardan biri haline geldi. 13 Mayıs’tan sonra genel merkez sendikaya yönelik protestoların önünü alabilmek için şube yönetimini istifaya zorladı ve şubeyi üçe böldü. Ancak mahkeme bu uygulamayı geri çevirdi ve eski yönetim yeniden şubeyi devraldı. Yönetim dört yıl daha devam edecek. Uzun süredir Genel merkez yönetiminde bulunan kendilerine devrimciyiz diyen iki kişi var. Vedat Ünal ile Hasan Hüseyin Yıldız. Şu an Türkiye Maden-iş’teki esas kavgayı bu eski solcular arasındaki çatışmalar ya da uzlaşmalar belirleyecek görünüyor. İsmi geçen Madeni-iş yöneticileriyle 13 Mayıs’a kadar hiçbir sorun görmeden-sorgulamadan ilişki yürüten sosyalist soldan kişi ve çevrelerin sizce açığa çıkan durumda hiç mi payları yok? Ben açıkçası bu çevrelerden 13 Mayıs sonrası bir özeleştiri bekledim. Ama halen bugün ses yok. Bu herkesin bildiği bir sır. Tamam, AKP suçlu, sermaye suçlu, devlet suçlu, sarı sendika da suçlu bu açık. Peki, bu sarı sendikacılarla değişik biçimler de ilişki yürütenler bu durumu sorgulamayanlar suçlu değil mi?

Bu insanların isimleri birçok toplantıda işçiler tarafından karşımıza çıkarıldılar: Onlar da bizde “sınıfçıyız, devrimciyiz, sosyalistiz” diyorlardı ama bizim sömürülmemize, bu vahşi cenderenin  içine alınmamıza katkı yaptılar. Tam da bu noktada bizim önerimiz anlamlı: İşçilere komite, konsey ve meclislerle yönetme ve denetleme görevi vermeliyiz deyince, işçiyi ikna edebildik. Yoksa biz DİSK’liyiz, devrimciyiz vs. demenin tek başına bir karşılığı yok.

En baştan itibaren biz kendimiz için, kendimizi yönetime getirmek için burada değiliz dedik. Bütün toplantılarda işçilerin kendi kendilerini yöneteceği bir sendikal zeminin, işyeri komite ve konseylerinin hem sermaye(devlet) sınıfına karşı hem de sendikaya karşı bir denetim işlevi olan yapılar olduğunu anlattık. Soma’da maden işçisi olmayan bir kişinin sendikanın hiçbir yerinde yönetici olmayacağının altını çizdik.

Neredeyse 3 aydır DİSK’i örgütlüyoruz ve neredeyse iki aydır bize yönelik söylentileri duyuyoruz ve işçilerin örgütlenmesine aksaklık olmasın diye sessiz kaldık. Ancak işçinin gözünde devrimcileri değersizleştirme çabasını bir DİSK yöneticisi yapıyor ve bunun işçinin kafasında DİSK de Türk-İş’de aynı şey diye düşünmesine yol açıyor.

Soma’da DİSK’in örgütlenmesi açısından Komite ve Konsey çalışmasının geleceğini nasıl görüyorsun?

Geçen toplantımıza 75 işçi katılmıştı. Bunların 50’si doğrudan seçilmiş komite temsilcisiydi, 20’si de komite oluşum sürecindeki işçilerdi. Bu toplantıda tartışılan ve kararlaştırılan 1 Kasım’a kadar ilk Meclis toplantısını yapmayı hedefliyoruz. Biz de 7 ilçede yürüttüğümüz faaliyetin bir bilançosunu yapmış olacağız.

Örgütlenmenin geneli açısından ise, yetki almamız önemli. Yılda iki kez yetkili sendikalar belirleniyor. Biri Ocak diğeri Temmuz’da. Ocak ayının sendika üye tespiti, 15 Aralık tarihinde yapılıyor. Dev Maden Sen’in 15 Aralık’ta, madencilik işkolu için Türkiye barajının (2 bin 100 üye) aşılması gerekiyor.

Bu sayıyı yakalarız gibi gözüküyor. Ocak ayında barajı aşan bir sendika olarak Mart ayına kadar bir işyerinde toplusözleşme yapmamız gerekiyor. Bu işyerinin de İmbat Madencilik olması büyük olasılık.

Bu işyerinde 5 bin 200 işçi çalışıyor. Bu işyerinde çoğunluğu sağlamamız mümkün olabilir. Bu işyerinde öncü işçi sayısı epeyce var ve vardiyalar bazında sendikal bir örgütlülük var. Eğer bir işyerinde yetki alarak toplu sözleşme imzalayabilirsek, bunu bütün Soma’ya yayılabiliriz.

Yok, eğer bu işin altında kalır ve Ocak istatistiğinde barajı aşamazsak, 2015 Temmuz’unda toplusözleşmeyi Türk-İş’e bağlı Maden-İş yaparsa, bu uzun süre (en az 2-3 yıl) DİSK’in sürecin dışında kalması demektir. Önümüzdeki 3 ay, DİSK Dev Maden-Sen için çok kritik. Bu nedenle işçilerin komite ve konseylerde örgütlenmesine engel çıkartmadan çok sayıda madencinin sendika üyesi yapılması için birlikte çalışalım diyoruz. Maden işçisi taşerona, sermayeye, devlete karşı kazansın, geleceğini kendi belirlesin, kararlarını kendi versin, üretenler yönetsin istiyoruz.

 * Bu yazı Mesele’nin 93. sayısında yayınlanmıştır.

Facebooktwittergoogle_plusmail

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir