Zamansallık, Öznellik, Bütünsellik: “İsyan Zamanlarında Felsefe”

Facebooktwittergoogle_plusmail

Erdem Bulduruç

Felsefe politiktir, çünkü (şeylerin “bütününü” farklı insani pratikler arasındaki ilişkiyi, vb. düşünme şeklinde, “ dünyayı kavrama şeklinde) doğrudan ( son kertede bir sınıf mücadelesi olan) ideolojik mücadelenin kalbine müdahale eder.[Louis Althusser]

İsyan zamanlarında Felsefe! Zamanın sesine sağır olmayan felsefe! Yani Alberto Toscano açısından krizin nesnel zamansallığı tarafından belirlenen kararların “karar anının gelmiş fakat karanın henüz verilmemiş” olduğu noktada; izleyen/seyredici bir çoşku olamayan, kararın kendi öznelerini aradığı bir endişe!

Endişe ve çoşku arasında; yapı ve fail arasında salınan felsefe. Endişe, Toscano açısından krizin nesnel zamansallığı içinde belirlenendir. Yani yapının içinde tanımlanan “nesnel koşul” ama  yapının içinde tanımlanan bu “nesnel koşul” kendi devrimci öznelliğini, obsesyonunu da her daim muhafaza eden. Nesnesinin içinde kendine sürekli yer açan bir öznellik. Duruma kayıtlı değil sürekli ve sürekli olarak zekasını durumun zamansallığına sunan şey olarak Endişe! “Althusser, her büyük düşünürün, doğanın ve toplumun yasalarını tümüyle açıkladığına inandığı bir temel saplantısı olmasının şart olduğundan söz eder: Nietzsche’de ‘iktidar’, Marx’ta ‘üretim’ ve Freud’da ‘bilinçdışı’. Laclau ve Mouffe’un kuramsal obsesyonlarının ise birbirini tamamlayan iki kavraman oluştuğu ‘hegemonya’ ve ‘artikülasyon’ iddia edilebilir.” (Laclau’dan Bize Kalan, Zafer Yörük, Mesele sayı: 89)Hakeza teorik-politik değil pratik-politik bir obsesyonda kurucu öznelliğin yolunu açar.

Çoşku ise endişeden farklı olarak nesnesine sürekli boyun büken onun dışına çıkmasının lafzinin dahi mevzu bahis edilemeyeceği bir seyreyleyici. O heyecansız bir yargıya eğilimli olandır. Heyecanı nesnesine kayıtlı olan.

Pek tabii Toscano’nun belirli bir ikilik üzerinden yaptığı bu ayrım tartışmaya açık. (felsefenin siyaseti, siyasetin siyaseti değildir.  Yani önsel bir hakikat tasavvurundan yoksun olan ve zorunlu bir kararlığa hiçbir zaman ulaşamayan değildir. İsyan ve durgunluk zamanları teori içi tartışmadan kaynağını almadığı gibi önsel olarak da belirlenmiş değildir.) Çoşku burada sönüp geçen, kurucu öznelliği yaratamayandır. Bu anlamıyla “çoşku” kaynağını nesnelin tanımlı aralığı içinde arayandır ve kendine ait nedenselliği olmadığından ötürü kriz yaratamayan, kriz sonucu açığa çıkan gelişme ile avunandır. (Halbu ki açık uçlu, zorunlu kararlılığa ulaşamayan öznellik hiçbir zaman nesnel içinde, nesnelin teorik sınırlarında kurucu politik yeğinliğini sergileyemez.) Gel görelim ki “Endişe”de zekasını parçalayıp, zekasının bir parçasını (Toscano’ya göre iç-dış/parça-bütün diyalektiği) krizin nesnel zamansallığında bıraktığı için daima kadük bir öznellik sunabilir. Nesnelin belirlenimine tam boyun eğen ve nesnele kendi öznelliğiyle katkı sunan Felsefe!

Bilindiği gibi bu tartışmanın farklı veçheleri var.

1-Kendisini yapıya hasredip öldüren faillik (Toscano’nun çoşku dediği, doğmadan ölen ya da yaşamın öznelliğinde yeri olmayan, nesnele tam kayıtlı olan)

2- Yapı dolayımıyla kurulan faillik

3- Yapı dolayımıyla kurulan ama göreli olarak da özerk olan fail. (Eklektik, nesnele tam kayıtlının gelişigüzel öznelliği)

4- Faillik dolayımıyla düşünülen yapı.

Toscano’nun Endişe kavramı ise 2. ve 3. Şıklara kayıtlıdır. Öznenin özekliği vurgulanırken özerkliğin ismi anılmaz.

Felsefe politik olmak durumunda mıdır? Şayet politik ise bu ne anlama gelir?

Bu soruya Marksist düşünür Louis Althusser şöyle yanıt vermişti: “Felsefenin politik doğasını, sözcüğün pragmatist anlamıyla anlamamak gerek. Felsefe, zamanın politik kararlarının yorumu değildir. Felsefe, teorik bir disiplindir. Felsefe nesnesiyle sürdürdüğü ilişki sayesinde politiktir.”

Balibar ise Marksizmi şu sarih ifadelerle anlatır: “bir bilime ve siyaset tarzına bağımlı bir felsefe olarak Marksizm.” Bilim ve Politika’nın ve de felsefenin –ayrışık düzeylerin ve onlara dair yapılan felsefenin- Marksizm içinde özgül birlikteliği. Politikaya uygun felsefe ile tarihsel bütüne kayıtlı felsefe bir aynı şey değildir! Devamında yine Althusser’e kulak kesilecek olursak: Felsefe, teorik bir sistem olarak politiktir, yani kendi ilkesinde ve kendi genel doğasında da böyledir. Onun kategorilerinin sistemi spekülatif değildir: bu sistemin kendisi, bilimlerin teorik pratiği ve sınıf mücadelesinin politik pratiği çevresinde cereyan eden ideolojik mücadeleye bir müdahaledir.

Zamanın sesine sağır olmayan felsefe! Zamanın şimdisini kendi aktüel uğrağı olarak büyüten felsefe! Evinden çıkmakla politik olmayan kendi evinde de zaten politik olan felsefe!

Bu etraflı tartışmayı bir tarafa bırakacak olur isek yine Toscano ilgili metninde çokça mühim bir tartışmaya daha girer. Siyaset-öncesi olarak nitelenen Binyılcı hareketler üzerinden siyasetin ne olduğu tartışmasına.

Öncelikle binyılcı hareketlere dair genel bir çerçeve sunalım. Hobsbawm’dan Guy Debord’a kadar Binyılcı hareketlere yönelik ortak bir eleştiri dillerde dolaşır. Onlar kaybetmeye yazgılıdırlar.

Tarihselci bir edinimden kaynağını alan bu analizler onların modernliğini teslim eden örneklerle karşılaşılsa dahi (ki bu da başkaca bir sorunsaldır, onları modern görüp olumlamak) toplumsala yönelik tahayyüllerinin olmadığından dem vurur. Komünizan hareketleri toplum fikri üzerinden tartışmaya açar. Tartışmayı desteklemesi açısından bir iki örnek verecek olur isem: Hobsbawm son kitabı İlkel Asiler’de Gramsci’den şöyle bir alıntı yapıyor: “Güney İtalya köylüleri, sürekli galeyan halindedirler ama, bir kitle olarak, özlemlerinin ve ihtiyaçlarının topluca ifadesini ortaya koymaktan acizdirler”. Bu tarihselci edinim Hobsbawm’ın metninde de şehir güruhu başlığı altında karşımıza çıkıyor! Binyılcı hareketlerle köylüler söz konusu eleştiri olduğunda ortak kaderi paylaşır. Hobsbawm’da dair bu hususta bir eleştiriyi Enzo Traverso’da buluruz: “Hobsbawm dörtlemesinin ilk cildinde(Devrimler Çağı, 1789-1848), 1820’li yılların Latin Amerika’sındaki kurtuluş savaşlarından neredeyse hiç bahsetmez. Buna karşın, daha sonraki ciltlerde Amerikan İç Savaşı’nı betimler ama Çin’i 1851-1864 arasında derinden sarsmış olan XIX. Yüzyılın en geniş toplumsal hareketi Taiping İsyanı’nın üzerinde ancak yüzeysel olarak durur. Hobsbawm metinlerinde Devrimler, XIX. Yüzyıla damgalarını vurmuş olsalar da, doruk noktasına 1848’de ulaşan esasen Avrupalı bir görüngü oluşturmuşlardır.”  Burada Avrupalı bir görüngü ifadesi salt bir ölçek, coğrafya tartışması değildir. Kaynağını üretici güçler ve modern proleteryadan -işçi sınıfına eş olarak tanımlanan- alır. Toscano “Kahramanca ayaklanmaların mükerrer mağlubiyeti Binyılcılık” lafzine karşı Ranajit Gutha’dan bir alıntı yapar: Ona göre kör bir kendiliğindenlik ya da yanlış bilinçlenme biçimlerini ima-eden “siyaset-öncesi insanlar” düşüncesi, en az bir yüzyıllık köylü isyanlarında görülebilecek ayırıcı özelliklerin (“yeni boyutların”) hakkını vermemektedir”der. Yine başka bir çalışmasında Gutha şöyle yürütür tartışmayı: Madunları emek ve ulusun ilerici tarihlerinden silip beyhude isyanların mükerrer ritmine havale etmek yerine, sömürgecilerin çarpıtarak tuttuğu kayda bakarak, burada negatifliğiyle tanımlansa da her halükârda siyasal bir bilinç olduğunu kavramaktır.[Ranajit Guha, Elementary Aspect of Peasant Insurgency in Colonial İndia]

Burada Toscano önemli bir teori içi müdahalede bulunur: Eğer siyaset araçların hesaplanabilir amaçlara göre örgütlenmesini gerektiriyor ise (…), haliyle bu hareketler siyaset-öncesidir.” Pekii ya böyle değil ise! Tam da bir tür rasyonalize edilmiş siyaset tarzı açısından bu hareketler; amaç yoksunluğu, programatik yönergelerinin eksikliği üzerinden olumsuzlanır, siyaset dışına itilir. Bizler biliriz ki komünist hareketler arkalarında belge bırakmayan ve modernize edilemeyecek, bu çerçeveye uygunluk taşımayan hareketlerdir. Toscano da bu hareketleri bir eleştiri konusu edilen Fanatizm bağlamında ele alır. Der ki: “Paradoksal şekilde, bu hareketlerin “rasyonel siyasi çekirdeğini” tanımlamayı zorlaştıran fanatizm, son kertede tam da onların siyasi çekirdeğidir.”Toscano, tanımlaması zor olanı yapar ve bu hareketleri kategorize eder! Onları diğerlerinden farklı olarak önemser fakat rasyonalize etmekten de imtina etmez. Ama bir farkla Fanatizmin bir negasyon olarak ele alınmasına karşı şüphecidir.  Bunu şu ifadelerinden anlıyoruz: “Sefalet ve baskının profan tarihinin sona ermesi ve dünyada şu ya da bu tür bir cennetin (“milenyum”) kurulması ümidiyle seferber edilen siyasi hareketler, küçük düşürücü fanatizm yaftasının başlıca adaylarıdır. Binyılcılık kurumsal bir arabuluculuk ve müzakere ufku olarak gördüğü siyaseti genelde reddettiği gibi, bu düzenin avukatlığına soyunanları habis düşman (“Deccal”) olarak adlandırma eğilimi de taşır.” Binyılıcılığın reddettiği bir tür siyaset yapma biçimidir. Logos’un geriye çekildiği yerde siyasetten söz edemeyiz Arendtçi masalı, Binyılcılara dair yapılacak okumada kendine yer açamaz. Dolayısıyla Fanatizmi modern-modern öncesi, ileri-geri gibi tasnifler üzerinden ele almanın bir anlamı yoktur. Toscano bu bağlamda Mark Lilla’dan çok önemli bir alıntı yapar: “Fanatizm genelde bir atavizm, kültürel ve siyasal ilerlemenin  –sekülerleşme , gelişme veya Aydınlanma bayrağı altında- henüz tamamlanmadığının bir göstergesi sayılıp afaroz edilir. Mark Lilla, siyasetle teoloji arasındaki “büyük ayrılığın” düşünce tarihini kaleme aldığı eserinin başında şu uğursuz saırları yazar: “Fanatizmin… öldüğünü sanmıştık. Yanılmışız.”

İlerlemeci kafa tarihin iki koldan gerçekleştiğini unutur. Ezilenlerin kendine ait bir tarihi olduğunu “düşünemez”. Evrensellik lehine egemen tarih içine çekilen ezilenlerin tarihi amneziye uğrar. Amneziye karşı hafıza!

Guy Debord onları şu sözlerle anar: “Binyılcılık –dinin dilini son defa konuşan devrimci sınıf mücadelesi- kendisinin sadece tarihsel olduğunun bilincine henüz sahip olmayan modern bir devrimci eğilimdir. Binyılcılar kaybetmeye mahkumdûrlar, çünkü devrimi kendilerinin yapacağı bir şey olarak görmüyorlardı.”

Devrimi kendilerinin yapacağı bir şey olarak görmemek. Derin teolojizm (!) Derin teolojizm eleştirisi binyılcıların dünyevi mücadelesi pas geçer!..

Bu anlatıya göre tarihsel olan tarihselliğini kavrayamağı sürece tarih katarını ileriye taşıyamaz. Tam da bu nedenden ötürü kaybetmeye mahkumdur.  Manheim’ın sözünü ettiği kiliazm[*] bir ütopyadır.  Kiliastlar da ütopyacı.

Marx’ta kiliastlar benzer içerikle anılır. Marx 18. Brumaire’de Kiliastlar için “her vasat gözlemci, Fransız Devriminin gelişme çizgisini adım adım izlemeksizin de olsa, devrimin görülmedik tam bir yenilgiye doğru gittiğinden kuşkulanmalıydı. Bu demokrat bayların 2 Mayıs 1852’ninmucizevi sonuçlarından dolayı karşılıklı olarak birbirlerini kutlayışlarındaki her türlü alçakgönüllülükten yoksun zafer ulumalarını duymak yeterdi. 2 Mayıs 1852, onlarda, tıpkı kiliastlaragöre İsa’nın yeniden yeryüzüne döneceği ve bin yıllık hükümdarlığını kuracağı gün gibi bir sabit fikir, bir dogma haline gelmişti. Marx muarızlarını Binyılcılıkla ütopizme düşmekle suçlar.”

Binyılcılık hayli geniş bir tartışmayı hakettiğini için tekrar İsyan Zamanlarında Felsefe başlıklı metnimize dönelim.

Toscano ilgili metninde Devrim sözcüğünün yerini olay sözcüğünün almasından tutalım da Badiou’nun olay-revizyonizmine, Badiou’nun heterodoks Maoculuğunun en yüksek ürünü olarak andığı 1982 tarihli Théorie du sujet metninden, Laclau ve Badiou’nun teorik yönelimlerimdeki ayrımlara(Toscano’ya göre Badiou –boş- toplumsalın özcülük karşıtı söylemsel ontolojisi ile ilgilenmez), Badiou’nun  Being and Event metnindeki tartışmalardan(Politikanın özünü belirleme, ne yapıda –kümelerin tutarsızlığı- ne de anlamda –Tarih bir bütün değildir- bir garanti bulabilir, olaydan başka bir denektaşına sahip değildir.), Badiou’nun yer aldığı politik grup olan UJCML’nin yayın organında Lenin üzerine çıkan Slyvian Lazarus imzalı yazıya (Lenin’in esas aldığı şey mücadele değil, mevcut politik ve sosyal düzenin bütününe karşı çıkan uzlaşmazlıktı), Badiou’nun politik çoğulculuk eleştirisinden, Badiou’nun jenerik kavramına, proleteryayı bir kapasiteler sorunu ekseninde siyasal bir kategori olarak ele alışından, Badiou’nun politik bir olayı fabrika-olay yeri olarak ele almasındaki niyetine (Burada Badiounun amacı Toscano’ya göre bir tür asgari nesnellik sağlamakatır –yani idealizmin başka bir reddedilişi) , ve son olarak da devlete karşı politika ile sermayeye karşı politika arasındaki temsil meselesi üzerinden cereyan eden farka dikkat çeker.

 

Badiou’nun bize Marx’ın çıkış noktasının kesinlikle toplumsalın mimarisi olmadığı noktasında uyarısını Toscano bir kez daha hatırlatır.

Toscano bize Badiou’nun “eyleme geçmeden önce “sosyal formasyonların” gereğince araştırılmasını bekleyen, günün birinde işçi hareketinin bize üzerinde konuşacak bir şeyler sunacağını düşünen “yaşlı Marksist” karikatürü çizdiği kötücül bir yazıda bu yaklaşımı alaya aldığından bahseder.”

Badiou’nun Komünizm Konferanslarında Negri ile tartışması da aynı bağlam içinde okunabilir. Badiou’dan akataralım: “Negri, Komünizm fikri üzerine uluslararası bir konferansta beni herkesin önünde Marksist bile olmadan komünist olduğunu iddia edenlerin örneği olarak gösterdi. Ona genel hatlarıyla bunun komünist bile olmadan Marksist olduğunu iddia etmekten yeğ olduğu şeklinde yanıt verdim.

Yazıyı noktalarken Toscano’nun Paul Sandevince’den yani nam-ı diğer Slyvian Lazarus’tan yaptığı bir alıntı ile bitirelim: “Marksist politikanın evrensellik ilkesi devlet değil, sınıf mücadeleleri ve devrimlerle gelişen komünist süreçtir.” Devlete karşı mücadele, mücadelenin de tek başına bir onsuz bir şey ifade etmeyeceği antagonizma fikri.

[*] Kiliast (Yunanca “bin” anlamına gelen “khilias” söcüğünden) — İsa’nın bir ikinci kez yeryüzüne geleceğine ve bin yıllık bir hükümdarlık kuracağına ve o zaman, adalet, evrensel eşitlik ve refahın muzaffer olacağına ilişkin gizemli bir din inanışının savunucuları.

İsyan Zamanlarında Felsefe, Alberto Toscano, çev.: Mehmet Öznur, Encore Yay.

Fanatizm, Alberto Toscano, çev.: Barış Özkul, Metis Yay.

Komünizm Fikri, Çev.: Savaş Kılıç, Okan Doğan, Haluk Barışcan., Metis Yay.

Savaş Alanı Olarak Tarih, Enzo Traverso, çev.: Osman S. Binatlı , Ayrıntı Yay.

Louis Bonaparte’ın 18. Brumaire’i, Karl Marx, çev.: Sevim Belli, Sol Yay.

Felsefi ve Siyasi Yazılar, Louis Althusser, çev.: Yağmur Ceylan Uslu, İthaki Yay.

“Gösteri Toplumu(The Society of the Spectacle), Guy Debord” akt. Alberto Toscano Fanatizm

“Ranajit Guha, Elementary Aspect of Peasant Insurgency in Colonial İndia” akt. Albero Toscano

 * Bu yazı Mesele’nin 92. sayısında yayınlanmıştır.

Facebooktwittergoogle_plusmail

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir