İsrail’in Gazze’ye son saldırısı hakkında sorular ve yanıtlar

Facebooktwittergoogle_plusmail

Justin Podur – TeleSur

Soru: Hamas, İsrail’i provoke ederek bu çatışmaları başlatmadı mı?

Yanıt: Olayların sıralamasına göre 1= Filistinlier İsrailli gençleri
öldürdü. 2- İsrail yanıt verdi. 3. Hamas roket atışlarına başladı. 4-
İsrail Gazze’ya saldırdı.



Daha uzun bir yörünge. Olayların bu sıralamasındaki ilk problem, eğer
biraz geriye gidersek, İsrail tarafından gerçekleştirilmiş saldırı ve
provokasyonlar, Filistinliler tarafından buna karşı tepkiler var, ve
bu, böylece onlarca yıldır sürüp gidiyor..  Örneğin, Beituna’da  15
Mayıs 2014’de İsrailli askerler görünüşte hiç bir neden olmaksızın iki
Filistinli gençi öldürdü. (bak:http://electronicintifada.net/tags/beitunia-killings). Uzlaşmazlığı bir şiddet  zinciri olarak görseniz bile, ana sorumluluk ilk önce güçlü olan tarafa aittir, bunun nedeni güçlü partinin herhangi bir ‘olaylar zincirinde’ gerek savaş gerekse de barışın gidişatını belirleyecek taraf olmasıdır.  İsrail çok daha güçlü olan taraftır. ‘Kimin başladığı’ sorusu gerçekte kimin sorumlu olduğu sorusudur. İsrail bu katliamı her an durdurabilir.

Ilan Pappe geçenlerde “Filistin de Siyonizme karşı başarılı bir
mücadelenin tek şansı  insan ve sivil hakları esas alan, bir ihlal ile
diğerini ayırmayan, ve  mağdur ve faili açık bir şekilde belirleyen
bir mücadeledir,” dedi.

Suçsuzların intikamını almak söz konusu olamaz.  Ancak ikinci problem daha önemlidir. İsrailli gençlerin öldürülmesini ‘ Filistinli
gençlerin Mayıs ayında öldürülmesinin ‘intikamı’  ya da ‘cevabı’
olarak görmek ahlaki değildir.  Ayrıca Filistinli gençlerin İsrailli
yerleşimciler tarafından işkençeye tabii tutulması ve canlı canlı
yakılmasını bir ‘yanıt’ olarak görmek ahlaki değildir.  Cinayet gibi
suçlara karşı tek kabul edilebilir yanıt, sorumlu kişilerin adalet
önüne çıkarılmasıdır. Yasalara göre adalet diğer kişilere karşı
intikama izin vermez.

Açık kıyılarda bir ödül mü var?  Bu da Gazze’ye karşı sürdürülen durmak bilmeyen saldırıların başka bir nedeni olabilir: İsrail açık sulardaki gaz kaynaklarına göz dikti. Ancak İsrail bu yüzden bazı kazançlar elde edecek olan Filistin hükümeti ile uğraşmaksızın  faydalanmak istiyor.. Nafiz Ahmet bu konuda 9 Temmuz 2014 tarihinde yazarak: (http://www.theguardian.com/environment/earth-insight/2014/jul/09/israel-war-gaza-palestine-natural-gas-energy-crisis). İsrail Savunma bakanı  Moshe Ya’alon’un Ordu’nn komutanı olarak 2007’de ki sözlerini aktardı:

” Filistin Otoritesi ile bir gaz anlaşmasına zorunlu olarak Hamas’da
taraf olacaktır. Hamas bu anlaşmadan faydalanabilir ya da projeyi
sabote edebilir ve El Fetih’e, İsrail de ki gaz tesislerine – ya da her üçüne karşı saldırlar düzenleyebilir. Gazze’yi Hamas’ın kontrolünden çıkaracak genel bir askeri operasyon olmasızın, radikal İslami hareketin onayı olmaksızın hiç bir sondaj çalışması yapılamaz.”

”Filistinliler” kelimesini ”Radikal İslamik Hareket” kelimesi yerine koyduğunuzda ve bu saldırıların ”anlaşma olmaksızın sondaj” hakkında olduğuna dair daha dürüst bir ifadeyle karşılaşırsanız.

Birlik hükümeti. İsrail’in günümüzdeki saldırılarının gerçek hedefi.
Hamas ve El Fetih arasında yapılan, ABD’nin bile kabul ettiği birlik anlaşmasının olması ihtimali yüksektir.  Ilan Pappe’ye göre (http://electronicintifada.net/content/israels-incremental-genocide-gaza-ghetto/13562):

“ Günümüzdeki soykırımcı dalga, kendinden öncekiler gibi, daha yakın zamanda ki arka plana sahiptir.  ABD’nin bile red edemediği birlik hükümeti kurma şeklindeki kararı boşa çıkarmak için yapılan
teşebbüslerden kaynaklanmaktadır.

“ ABD devlet bakanlarından John Kerry’nin umutsuz ”barış” girişimi
Filistinli örgütlerin uluslararası örgütlere yaptığı işgalin sona ermesi çağrısının meşruiyet kazanmasını sağladı.  Aynı zamanda Filistinliler, değişik Filistinli gruplar arasında uyumlu bir politika izlemeyi amaçlayan birlik hükümeti stratejisi ile uluslararası düzeyde
takdir topladılar.”

S: Bekle, Birlik hükümeti nedir?

Y: Gecen Temmuz’dan (2013) başlayan başka bir ”barış” süreci vardı, ABD Devlet Bakanı John Kerry tarafından başlatıldı, İsrail’i
Netanyanu, 2009’da seçim süresini tamamlamış olan (bu konuya daha sonra değineceğim)  El Fetih temsilcisi Mahmut Abbas temsilcilerdi.. Anlaşma için son tarih Nisan 2014 idi. Bu ”barış süreci” sırasında İsrail işgal altında tuttuğu Batı Şeria topraklarında yerleşimler inşa etmeye devam etti.

İsrail’in Abbas’a bir şey önermemesine rağmen birlik önerisi ortaya
atıldığında Netanyanu, Abbas ya İsrail ya da Hamasla barış yapabilir,
her ikisi ile birden değil dedi –  böylece Abbas ne yaparsa yapsın- İsrail’in barış sağlamak gibi bir niyeti olmadığını gösterdi.

Birlik hükümeti önerisinin hem İsrail hem de Abbas’a potansiyel olarak nasıl çıkarlar sağlayabileceğini not etmek gerekir . The International Crisis Group (ICG)’den Nathan Thrall 17 Temmuz 2014’de NYT’te  bu konuyu yazdı:  Hamas resmi otoriteyi Ramallah’a transfer edip Gazze’nın resmi kontrolünü bıraktı. Ancak, İsrail, Hamas liderleri ve halkın, anlaşmanın iki önemli yararından faydalanmasını engelleyerek hemen uzlaşma anlaşmasının altını oymayı denedi: Hamas hükümeti için çalışan 43.000 memurun maaşlarının ödenmesi ve yeni rejim altında çalışmaya devam etmeleri ve Gazzelilerin çoğunun dış dünya ile bağlarını kesen İsrail ve Mısır arasındaki boğucu  sınır kapatmaların yumuşatılması. Katar maaşları ödemeyi önerdi. BM maaşları teslim etmeyi üstlendi. Ancak ABD İsrail’in her iki çabayı da engellemesine izin verdi.

S: Ancak Hamas ateşkes tekliflerini neden red etti?

Y: Sık sık kullanılan görüşme taktiklerinden biri diğer tarafın yerine getiremeyeceği taleplerde bulunmaktır. İsrail’in ateşkes koşulları geçici olarak ateş açma, bombalama ve öldürmeyi yeniden faaliyetleri sürdürmeye karar verecekleri gelecek sefere kadar durdurmaktır, aynı zamanda Gazze’nın sınırları kapalı kalacak, elektriği, suyu ve halkının seyahat  özgürlüğü tümüyle İsrail’in kontrolü altında kalacaktır. Hamas’ın öne sürdüğü koşullar İngilizce olarak Elektronik Intifada ve başka yerlerde yayınlandı:
(http://electronicintifada.net/blogs/ali-abunimah/palestinian-factions-reportedly-set-10-conditions-10-year-truce-israel).
Bazen 10 bazende 5 koşul diye bahsediliyor ancak bir koşul sözkonusudur:  Gazze’nın kuşatmasının kaldırılması.  Kuşatma Filistin ekonomisini tünellere sürükledi-bu tünelleri imha etmek için İsrail şimdi Gazze’yı işgal ediyor. Kuşatma toplumu öldürüyor ve her yeni İsrail saldırısı insanların yaşamasını sağlayan alt yapının imhasını
bir adım daha ileriye götürüyor. Bu alt yapı işgal yüzünden yeniden
inşa edilemez. Yeniden NYT’de ki Nathan Thrall’a dönelim:  Gazzelilerin bir çoğu için, yalnızca Hamas taraftarları için değil, kabul edilemez statüko’yu değiştirmek için daha fazla bombardıman ve şimdi karadan işgali göze almaya değer. Maaş krizini ve Gazze’nın Mısırla olan sınırının açılmasını içermeyen bir ateşkes uzun süreli olamaz. Gazze‘nın dünyadan kopmuş olarak ayakta kalması ve maaşlarını almadan çalışan memurlar tarafından idare edilmesi beklenemez.

S: İsrail dokrinine göre sivillerin ölümleri en az seviyede tutuldu,
öyle değil mi?

Y: Israil’in dokrininin amacı halkı liderlerine karşı döndürmek için
herkesi cezzalandırmaktır. Rania Khalek’in ifadesiyle:
(http://electronicintifada.net/blogs/rania-khalek/israel-deliberately-targeting-civilians-gaza)

“Dahiya dokrini (Dahiya İsrail’in 2006 yılında ki Lübnan’a
saldırısında imha ettiği mahallenin adıdır) İsrail’in tercih ettiği
savaş yöntemidir. Bu dokrine göre, İsrail ordusu İsrail’in
caydırıcılığını tesis etmek ve yerel halkı kendi düşmanlarına –
Lübnan’da Hizbullah, Gazze da Hamas gibi- karşı döndürmek amacıyla orantısız güç kullanarak sivil alt yapıyı imha edecektir.”

”Operasyon Kast öncesi kıdemli İsrail ordusu generallerinden General Gadi Eisenkot İsrail’in Dahiya dokrinini genişletme planlarını
açıkladı, bir İsrail gazetesine, ”İsrail’e ateş açılan her köye karşı
orantısız güç kullanacağız ve büyük bir zarar ve yıkıma yol açacağız.
Bizim bakış açımızdan bunlar askeri üslerdir,” dedi ve ekledi: ”Bu
bir öneri değildir. Bu halihazırda onaylanmış olan bir plandır.”

”İki ay sonra İsrail Gazze’yı toza dumana .evirdi, 400’ü çocuk olmak
üzere 1400 kişiyi öldürdü, bunların bazılar beyaz bayrak gösterirken
öldürüldü.”

S: Ölenlerin yüzde 80’i sivil ise yüzde yirmisi de milintanlarmıy dı?

Y: Israil’in militan tanımı oldukça geniştir. Sivil polisler militan
olarak tanımlanıyor. Rania Khalek’e dönelim:

“Hedefe kilitli füzeler kullanarak İsrail Ordusu yalnızca Hamas
terörizmi ile ilişkili alt yapı ve kişileri bombaladığını iddia
ediyor.- Uluslararası toplumda bunu kabul ediyor.”

“Ancak kimin ve neyin Hamas’ a bağlı olmayı tanımladığı tartışılmıyor.”

“Hamas yalnızca bir militan örgütü değildir, Gazze ve Bati Şeria’yı
yönetmesi için 2006 yılında demokratik bir seçimle işbaşına gelen
politik bir partidir. Hamas’ın yetkili olmasının anlamı neredeyse
Gazze’da ki herkes ve herşeyin Hamas’a ait olarak görülmesidir. Karşı
çıkılmayan bu geniş tanımlama, İsrail’in savaş mimarlarının meşru hedeflerin tanımını siviller ve sivil alt yapıyı, camiler, okullar, hastahaneler, bankalar, elektrik hatları ve konutları da içine alarak genişletmesini mümkün kılıyor.

“ BM İnsan Hakları Komisyon Başkanının zayıf protestosunu bir tarafa
bırakırsak uluslararası toplum genelde İsrail’in yöntemlerini kabul
ediyor, ve dünyanın en güçlü ordularından biri tarafından sakatlanıp
katl edilen savunmasız Filistinli sivilleri tümüyle yalnız bırakıyor.”

S: Sözü edilen sivillerin ölümlerinin nedeni militanların sivil halk
içinde saklanması mı?

A: Gazze’da kimsenin saklanacağı bir yer yoktur; Gazze da dünya da
nüfus yoğunluğu en fazla olan 360km2’lik bir kara şeritidir. İsrail
Gazze’da yaşayan herkesi militan olarak niteliyor ve İsrail ve Mısır
hiç kimsenin Gazze’yı terk etmesine izin vermiyor. İsrail şimdi Gazze’yı bombalıyor. Sivillerin İsrail’in bombardımanından kaçmaları mümkün değildir. Sivillerin İsrail’in onları militanlar olarak nitelemesine karşı gidecekleri bir yer yoktur, ve Gazze da bombaların ulaşmadığı saklanacak bir yer de yoktur. İsrail evleri, hastahaneleri
apartmanları, BM binaları ve hastahaneleri- militanların sivillerin
arasında saklandığı masalı İsrail’in sivilleri serbestçe bombalamak ve
öldürmek için uydurduğu bir bahanedir.”

S: Eminim ki roketler onları terörize ederken İsrail’in hareketsiz
kalmasını bekleyemezsiniz değil mi?

C:  Ahlaki ve yasal bir bakış açısından işgal güçleri çekilmek dışında
kendilerini savunma hakkına sahip değildir.Pratik bir soru sorarsak,
İsrail roket saldırlarını durduracak bir şekilde mi davranıyor.  Brian
Dominick, Juan Cole’un bloğunda ki bir yazısına cevap olarak bu soruyu yanıtladı: (http://radicalreboot.tumblr.om/post/91670379821/israels-real-motives-in-operation-gazaunderattack):

“…Filistinli sivilleri hiç bir risk altına atmaksızın ya da düşük bir
riskle roket saldırılarını engellemenin yolları vardır, İsrail ölüm
saçan bir kampanyayı bunların tümüne tercih ederek yok sayıyor.
İsrail’in partizan bakış açısından bu alternatiflerin tercih edilmeyen
yanı Filistinlileri terörize ve travma etmemesidir. Bu tedbirlerin
içinde olup  ancak bunlarla da sınırlı olmayan bazıları şunlardır:

”Gazze’nın sınırlarını denetimli ticarete açılması böylece Gazze tünel
sistemi gözden düşer ve fraksiyonlar sadece silah kaçakçılığı için
kendi tünellerini yapmak zorunda kalırlar. Bu dramatik bir gelişme
teşkil eder ve İsrail’in sivillerin toplu olarak cezalandırılmasını
yasaklayan uluslararası yasaya uyması anlamına gelir. Diğer bir anlamı
da İsrail’in ticari kaçakçıları öldürmeye son vermesidir.”

”Hamas hükümetinin kendilerini İsrail’le ateşkese dahil etmeyen ya da
buna saygı duymayan Filistinli fraksionlardan gelecek roket
saldırlarını durdurmasına yardımcı olur. ”

”İsrail gerçekten de genel olarak Filistin taleplerine saygı gösteren
barış ve mevcut krize çözümleri arar. Bunun anlamı düşmanlarına
onlarla aktif olarak savaşmaları için bir neden vermemek ve kalanların aldığı desteğin ise buharlaşmasını seyretmektir. Bunun işe
yarayacağını garanti edemem ancak daha önce hiç denenmedi.”

”Hamas’ın sivil, operasyonlara katılmayan liderlerini suikastla yok
etme teşebbüslerine son verin, bu Filistinli halkın derin bir
tepkisini çekiyor ve Juan Cole’un söylediği gibi Gazze ve Batı Şeria’da Hamas’ın güçlenmesine yol açıyor.”

S:  Filistin hiç bir zaman bir ülke değildi. Arablar İsrail’e 1967
yılında saldırdı.…

Y: Bu sorunun yanlış tarafı bu uzlaşmazlığın taraflarını yanlış
anlamasıdır. Soruyu soran ”İsrail ve Filistinliler”den ”İsrail ve
Araplara” geçiyor.  Araplar bu anlaşmazlığın taraflarından biri
değildir. Körfez ve Kuzey Afrika’dan Ortadoğu’nun geri kalan
parçalarına  kadar Arapça konuşan ülkeler İsrail’İn işgali altında
değildir, 1948’de İsral’in kuruluşu sonucu ilticacılara dönüştüler.
Günümüzdeki. İsrail operasyonlarının kurbanları olan ”Araplar” değil
Filistinlilerdir.

S: Kim kazanıyor?

Y: 18 Temmuz’da NYT’de yazan Jodi Rudoren, başkaları gibi,  kuşatılmış Gazze‘ya karşı bu İsrail saldırısı ile geçmişteki 2009 ve 2012 yıllarındaki saldırlar arasında bir farklılık buluyor. Rudoren’e göre
2009 yılında,  “Israil kuçük kıyı parçasını çabucak ikiye ayırdı ve
Hamas savaşçıları ile silahla çarpıştığı Gazze’yı bloke etti. Cuma günü
askeri birlikler Gazze’nın kuzey, güney ve doğu uçlarının bir km içinde
tarlalarda operasyonlar yaptı, ve çabucak 20 tünel ve çıkış noktasını
buldukları duyurdu. Amaçlarını mütevazi bir şekilde tanımlamak
kamuoyunun beklentilerine cevap vermek, askerlere başarabilecekleri hedefler vermek ve uluslararası mesruiyet sağlamak anlamına geliyor.”  Bu analizde, Hamas izole edilmiş durumda ve zayıftır, çünkü daha önceki operasyonlarda Hamas Suriye’nın hükümetinden (şu anda sivil bir savaşın ortasındadır) daha fazla destek alıyordu ve Mısır da ki dostça hükümet ( hiçbir zaman söylendiği gibi dost değildi, şimdi, 2013 darbesinden bu yana Sisi’ni yönetimi altında geleneksel İsrail için çalışma ve Filistinlileri tecrit etme alışkanlığına geri döndü.) İsrail ve dolayısıyla Batı medyası düşman olarak ”tünellere” fokus oluyor- kuşatma yüzünden Filistin’in yaşamı bir bakıma bu tünellere bağlandı.- İsrail Hamas savaşçılarının bu tüneller yüzünden bir tehdit oluşturduğunu iddia ediyor.

Böyle değişiklikler olmakla birlikte ana unsurlar tümüyle aynıdır.
İsrail’in askerlerini omuz omuza savaşması için tünellere göndermesi
ihtimal dışındadır. Bu son derece riskli olur ve ayrıca,  İsrail’in
uzaktan yüksek teknoloji ürünleri ile ayrım yapmaksızın sürdürdüğü
cinayetlerin bedeli oldukça düşüktür.

İsrail’in bu şekilde devam etmesi çeşitli faktörlere bağlıdır.
Birincisi bölgesel faktör, (Irak ve Suriye’de ki sivil savaşlar ve
Mısırdaki İsrail yanlısı rejim) oldukça sınırlı bir caydırıcı etki
yaratıyor. Diğer bir faktör de Batı liderlerinin Batı’nın sivil
toplumuna bu savaşı kabul ettirebilmelerinin ne kadar zor olacağıdır..
Bu saldırı sırasında, belki de Batı ve İsrail kamuları arasında bir
farklılık meydana çıktı, sosyal medya da paylaşılan ve Batı Medya şovu tarafından toplanan  iğrenç sözler, zafer fotoları, piknikler,
örnekler için  (http://www.nytimes.com/2014/07/15/world/middleeast/israelis-watch-bombs-drop-on-gaza-from-front-row-seats.html).
Bir noktada vahşet bir noktaya vardığında Batı liderleri İsraili
durdurmak için harekete geçecektir.

S: Yapılacak bir şey var mı?

Y: İsrail Batı’nın bir parçasıdır. Ekonomi ve politikası tümüyle Batı
ile entegredir. Kısacası ABD,Kanada ve Avrupa’nın desteği olmaksızın bunları yapamaz. Eğer İsrail’in saldırlarına karşı gösterilere
katılırsanız, bu saldırı ya da gelecekte ki, İsraili boykot hareketine
katılırsanız  (bdsmovement.net), siyasetçilere yada medya
kuruluşlarına mektuplar yazarsanız, organize ve oldukça yaygın İsrail
yanlısı çalışmalarla karşılaşırsınız. Ev ödevinizi yapmanız gerekir ve
karşılaşacağınız her tarihsel gerçeklik ve tartışma hakkında
profesyonel tartışmalar-cevaplar hazırlayan kişilerin olduğunu
göreceksiniz. Birşeylerin düzelmesi belki de yıllar alır ve belki de
herşey daha da kötüye gider. Ancak İsrail uluslararası desteğe
bağımlıdır, herşeyden önce kamuoyu desteğine,  bundan dolayıdır ki
enerji ve çabalarını Batı’da kimedya ve politikacılar için
harcıyorlar. Bu eylemcilerin değişiklik yaratabileceği bir
uzlaşmazlıktır.

Justin Podur is Toronto’da yaşayan bir yazar ve eylemcidir.

* Bu yazı Mesele’nin 92. sayısında yayınlanmıştır.

Facebooktwittergoogle_plusmail

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir