Sinema Sevdalısı Bir Yönetmen: Feyzi Tuna

Facebooktwittergoogle_plusmail

Gül Yaşartürk

Feyzi Tuna, Türk Sineması’nda Alim Şerif Onaran’ın dönemleştirmesiyle[i], 1963-1980 yılları arasındaki Yeni Türk Sineması’nın orta kuşak yönetmenlerindendir. Henüz 24 yaşındayken 1964 yılında yönettiği ilk filmi Aşka Susayanlar ve 1965 yılında yönettiği Yasak Sokaklar ile adından harika çocuk nitelemesiyle söz ettirmeyi başarır.  Yirmi beş sinema filmi ve seksen sekiz TV dizisi yöneten, 2010 yılında İstanbul Film Festival’inde Sinema Onur Ödülü alan Feyzi Tuna, özellikle Türk edebiyatından yaptığı Kızgın Toprak (1973), Tutku (1984), Kuyucaklı Yusuf (1985) gibi uyarlamalarıyla tanınıyor. Hakkında bir de Çetin Tunca tarafından yönetilen Feyzi Tuna Sineması’nda Toplumsal Eleştiri (2009) adlı bir belgesel bulunmakta

Yönetmenlere dair kimi zaman kendilerinin kaleme aldığı kimi zaman onlarla yapılan söyleşi biçiminde hazırlanan otobiyografik kitaplar, sinema tarihi ve aslında buna paralel biçimde ülke tarihi hakkında önemli kaynaklardır. Her Film Bir İmtihandı, 1939 doğumlu Feyzi Tuna’nın çocukluğu ve ailesiyle başlar. Sökeli, beş çocuklu bir Çerkes ailesinin en küçük üyesidir. Tuna ailesi Türk Tarih Kurumu’nun Cumhuriyet Aileleri ansiklopedisinde yer alan ailelerden biri aynı zamanda. Yönetmen, Çerkezlerin “kadınların az konuştuğu, erkek egemenliğinde geçen” aile yemeklerinden, küçüklerin büyüklere “nasılsınız” diye sormasının bile ayıp karşılandığı ritüellerden ayrıntılı biçimde söz ediyor. Tuna’nın gençliğinde onu, sadece film izlemek için İzmir’den bir günlüğüne İstanbul’a  yollara düşüren bir sinema sevdası çıkıyor karşımıza. Sinema sevdası uğruna Halit Refiğ’le birlikte çalışabilmek için sabah altıda kapısına gidip bekleyecek, Semih Evin’in klaketsiz ve senaryosuz çektiği filmine bir kurgu yapabilmek için sabahtan akşama kadar her gün beş bin metre film izleyecektir. Bu sürecin sonunda Semih Evin kendi yaptığı kurguyu kullansa ve “bunu seni demek için yaptım” dese de, Tuna’nın sinema azminden eksilen bir şey olmayacaktır. 1963 yılında ilk filmini çekmeden sadece bir yıl evvel başlamıştır sinemaya ve o bir yıl içinde, setlerde çalışır, asistanlık yapar, senaryo yazar ve kurgu yapar.  Çok iyi bir sinefildir elbette orta kuşak sinemacıların çoğu gibi. Beş gün içinde bir film yazması gerektiğinde devreye girecek müthiş bir film hafızası vardır. Kemal Dirim için Erdoğan Tokatlı ile yazdığı senaryoyu, Dirim’in önerisiyle kendisi çeker. Dirim’in ifadesiyle bunu yazan adam çekmeyi de zaten bilir. Memduh Ün filmlerinin “ikinci yönetmeni” olarak anıldığı, gece sahnelerini çektiği dönemden sonra kısa bir dönem Arzu Film’de ardından uzun süre And Film’de Turgut Demirağ ile çalışır.

Tuna’nın eserlerini verdiği dönemin belirleyenlerine kısaca baktığımızda karşımıza çıkan en önemli durum, sinemanın durmak bilmeyen hatta Türkiye tarihinde bir daha gerçekleşmeyecek biçimde sistemli çalışan bir sektör olduğudur. Jönün bir filmden aldığı ücretle bir ev alması mümkündür. Bağdat Caddesi’nde, Beyoğlu’nda; bugünkü Garanti Bankası’nın, Demirörenlerin yerinde iş hanları, Arzu Film, And Film, Erman Film, Uğur Film, Metin Film, Mine Film gibi uzun yıllar ayakta duran şirketlerin yazıhaneleri vardır. Mukadder Çakır Aydın’ın aktardığına göre 1960-1965 arasında sinemaya otuz yedi yeni yönetmen girmiş,  1960-1970 arasında iki bin dört film çekilmiştir. 1966 yılında Türkiye yılda iki yüz otuz sekiz film üreterek dünya dördüncüsü olur. Ancak söz konusu rakamlar pek de olumlu bir duruma işaret etmez, çünkü yılda en çok elli film üretme kapasitesi olan sektör, bu kadar yüksek tempoda çalışınca ortaya çıkan sinema, Çakır Aydın’ın belirttiği gibi “yağma”[ii] sineması olur.  Feyzi Tuna da, Dilara Balcı’nın kendisiyle yaptığı söyleşilerde, on yılda iki bin dört film çekilen böylesi bir dönemde sinemanın hangi şartlarda yapıldığını ayrıntısıyla gözler önüne seriyor.  Sektördeki üretim yoğunluğu nedeniyle adeta konu sıkıntısı yaşandığını görüyoruz. Popüler Amerikan filmlerinin senaryo özetleri kulaktan kulağa dolaşır ve bu filmlerden yapılan uyarlamalar oldukça revaçtadır. Amerikan filmlerindeki petrol zengini karakterler Türkiye uyarlamasında ağa olarak çıkar karşımıza ya da Alain Delon’un oynadığı bir Fransız filmi kulaktan kulağa dolaşan öyküsüyle Tek Kurşun (1968) adıyla uyarlanıverir. Feyzi Tuna bu dönemi “her film bir imtihandı” diyerek özetlemektedir, zira bir yönetmenin çektiği film iş yapmadığında yönetmenin piyasa dışında kısaca işsiz kalacağına kesin gözüyle bakılır.

 

1970’lerle birlikte ticari güldürü ve avantür filmler de yönetir. Dönemin “star yönetmenleri” Orhan Aksoy, Lütfi Akad ve Atıf Yılmaz’dır. Her filmi iş yaptığı için Orhan Aksoy filmini bir aydan fazla bir sürede çekebilirken Tuna on günü geçtiğinde bu sorun teşkil eder. 1973 yılında Ezo Gelin’i hemen arkasından Kızgın Toprak filmini yönetir. Osman Şahin’i sinemaya taşıyan ilk yönetmendir Tuna, ondaki sinematografiyi fark eder. Bu dönem Tuna’nın sonunda kendi filmlerini yapabildiği, satın almak istediği  öyküye telif ödediği kısaca seçimlerini yapabildiği bir dönemdir. Musallim ile Küşte ismi sansür kurulunda kabul edilmeyince, karakter Sultan ve Şahin, film de (Jorge Amado’nın aynı adlı romanından esinlenilerek) Kızgın Toprak adını alır. Feyzi Tuna’nın “kadın filmi” yönetmesiyse 1978’de Kadri Yurdatap’ın; “Tarık Akan’ın oynayacağı bir film yap” demesiyle gerçekleşecektir. Böylece Selim İleri ile bir aşk filmi oluştururlar ortaya Seninle Son Defa çıkar. Seni Kalbime Gömdüm (1982) projesi de benzer biçimde; yapımcısının “Türkan Şoray’lı salon filmi” talebiyle ortaya çıkacaktır. Bir Kadın Bir Hayat ise, bu kez Tuna’nın Pınar Kür’e  “kocasının başka bir serüven peşinde koştuğunu fark eden bunu onur meselesi yapıp savaşan bir kadın figürünü anlatan bir senaryo yazar mısın ?” ricasıyla gerçekleşir. Pınar Kür’ün yazdığı senaryo “feminist manifesto” gibi olduğundan Tuna ve Bülent Oran tarafından törpülenir. TRT’ye yaptığı Üç İstanbul dizisinin ardından sinemaya döner ve Kadri Yurdatap ile işbirliğini sürdürerek bir edebiyat uyarlaması olan Tutku’yu yönetir. Feyzi Tuna’nın son sinema filmiyse Yılmaz Güney ve Süreyya Duru’nun sansürden geçiremediği ancak Tuna’nın geçirmeyi başardığı Kuyucaklı Tusuf’tur (1985).

Giovanni Scognamillo’nun Yeşilçam’da tutunmak için çok zorluk çektiklerini belirttiği, kimi tutunup  kimi ödün verirken, kiminin (Fransız sinema okulu İDHEC’ten mezun olan, Soluk Gecenin Aşk Hikayeleri (1964) filminin yönetmeni Alp Zeki Heper örneğinde) sinemayı bıraktığı, sinema sevdalısı bir kuşağın temsilcisidir Feyzi Tuna. Her Film Bir İmtihandı adlı kitapta 1980’li yıllara  dek sinema sektörünün işleyişini canlı biçimde ortaya koymasının yanında; anı kitaplarının olmazsa olmazı kabilinden Gani Turanlı, Erkut Taçkın, Mike Rafelyan, Semih Evin, Memduh Ün, Kuzey Vargın, Okan Uysaler, Orhan Arıburnu, Ayhan Işık, Fatma Girik, Selim İleri, Onat Kutlar gibi Yeşilçam emekçilerine dair anekdotlarını da bizlere aktarıyor.

[i] Bkz. Türk Sineması 1. Cilt Kitle Yayınları ss: 154-155

[ii] Mukadder Çakır Aydın (1997). “1960’lar Türkiye’sinde Sinemadaki Akımlar” 25. Kare Sinema Kültürü Dergisi. Sayı 21 ss 12-20

* Bu yazı Mesele’nin 90. sayısında yayınlanmıştır.

Facebooktwittergoogle_plusmail

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir