Çetin Uygur: Sınıf temelli örgütlenme şart, ilk adım komite ve konseyler olmalı

Facebooktwittergoogle_plusmail

Yunus Öztürk

Çetin Uygur’u Maden Mühendisleri İstanbul Şubesinde bulduk. TMMOB Genel Kurulu öncesinde, bu Kurul için görüş oluşturmak üzere yapılan toplantılardan birindeydi. Çoğu yıllarını kömür madenlerinde geçirmiş 1968 kuşağı sayabileceğimiz mühendislerin, hocaların katıldığı Oda toplantısının gündemi, “madenlerin denetlenmesinde mühendislerin rolü” diye ifade edilebilir.

Aynı zamanda bir dönem sendikacılık da yapmış olan Çetin Uygur’a, güncelliği olan işçilerin sendika değiştirmesi konusunu sorarak başladık.

Soma Madencilik işçileri Türk-İş’e bağlı Maden-İş sendikasından ayrılarak DİSK Dev Maden Sen’e geçiyorlar. Sendika değişikliği konusunu nasıl yaklaşmalıyız?

Evet. İşçiler büyük bir öfkeyle, basına yansıdığı gibi sendika binasını basmaya varan haklı bir öfkeyle sendika binasına yürüdüler. Kaymakamla karşı karşıya geliyorlar. Şimdi, 301 işçinin ölümünde sendikanın işverenle kurduğu sıkı bağları sorguluyorlar. Bu arada DİSK Dev Maden Sen işçileri üye yapmak üzere örgütlenmeye gidiyorlar.  Şimdilik durum bu.

Ancak, iki şeye dikkat çekmek istiyorum.

Birincisi, işçilerin yaşadıkları bu kadar büyük katliam ile AKP’nin çok açık siyasi denetim ve baskısı karşısında ancak gerçek anlamda bir sınıf örgütlenmesi durabilir. İhtiyaç duyulan budur. Şirkete,  devlete ve hükümet yanlısı sendikalara karşı duracak, hakları için mücadele yürütecek bir işçi gücü olmalı. Dolayısıyla, ilk olarak işçileri ihtiyacı duyulan sınıf temelli bir örgütlenmeyi oluşturmaya yönlendirmekle, “biz gerçek işçi sendikasıyız” diyerek, onları üye olmaya çağırmak arasındaki farka dikkat çekmek istiyorum. Hayatın bize öğrettiği gibi, işçiler, özellikle maden işkolundaki köy kokan işçilerin, beklentileri mevcut bilinç düzeyinde kaldığı zaman, diğer sendikadan beklentilerinden farklı beklentileri olmayacak, korkarım ki, örneğin bir yıl gibi bir süre içinde kendi beklentilerine karşılık bulamamaları söz konusu olacaktır.

İkincisi, Ege bölgesi kömür işçilerinin sınıfsal yapısı, sınıf bilinciyle ilgilidir. Yani, işverenle işbirliği apaçık olan bir sendikaya bugüne kadar neden tahammül ettiklerini anlamak için, Somalı maden işçilerinin aynı zamanda toprakla uğraştıklarını bilmemiz gerekir. Somalı madenciler, Ege’nin dağ köylerinden gelirler. Efelik geleneklerini taşıyarak gelmişlerdir. Osmanlı devleti zamanında bile devletle değil, kendi gelenekleriyle yaşamlarını sürdürmüşlerdir.

Efe, onların her şeyidir. Güvenliklerini, ihtiyaçlarını sağlar. Yaşamlarının güvencesidir. Yaşamlarını böyle sürdürmüşlerdir. Hatta daha da geriye giderek söylemem gerekir ki, Ege linyitlerinde sendikal manada ilk girişimleri yapan da Çakır Efe’dir. Ona güven sonsuz olunca, Çakır Efe maden patronlarının istemleri doğrultusunda, onları kontrol altında tutar. Düğünü, derneği olanlara yardım eder, ihtiyaçlarını sağlar. Derinlerde böyle bir yapının olduğunu unutmayalım.

Böyle bir anlayışla geldikleri için, önceki sendikacıların efeler gibi yaklaşımı maden işçisi için çok yabancısı olduğu bir tutum değildi. Efeliğin özelliği, yukarıdaki adamın, yani sermayenin namına kontrol ederken, diğer yandan işçinin de ihtiyaçlarını karşılıyorlar.

“Sınıf temelli örgütlenme” konusunu biraz açalım mı?

İşçilerin sendikaya tepkili olduğunu hükümet de görüyor. İki yıl önce kurulan ve hükümetin denetimindeki Hak-İş’e bağlı Öz Maden-İş sendikası tetikte bekliyor olmalı. Çünkü, AKP parasıyla, dualarıyla, şehitlik edebiyatıyla başlattığı; iş vaatleriyle, çifter çifter tazminat vaatleriyle, şehitlik maaşıyla, konut yardımlarıyla Soma’nın üstüne geliyor. Şunu rahatlıkla söyleyecektir; bu yardımları benim işaret ettiğim sendika aracılığıyla sizlere ulaştırmak istiyoruz. Bizim çalışabileceğimiz sendika şudur, diyebilecektir. Öz Maden-İş bu işin bir parçasıdır diyecektir. Yani sadece büyük bir faciayla karşı karşıya değiliz, aynı zamanda otoriter bir hükümetin kuracağı siyasi ve sendikal denetime karşı da durmak gerekecektir. Ağıtların yükseldiği Somalı madencilere kendilerinin ayrı çıkarları olduğunu, ayrı bir sınıfa ait olduklarını anlatacak, sendikalar nedir, işçi kimdir, sınıf mücadelesi nedir konularında doğru bilgi iletecek bir örgütlenme gereklidir.

İşçilerin iktidarın getireceği Hak-İş’e yönelmek yerine kuruluşunda sınıf vurgusu olan, işçi sınıfının ayrı çıkarları vardır diyerek kurulan DİSK’e yönelmesi önemlidir. İşçilerin sınıf mücadelesinin ihtiyaçları doğrultusunda yeni bir sendikal anlayışa ulaşabilmesi için çalışılmalı, sınıf temelli bir örgütlenme öncelikli bir konu olarak ele alınmalıdır. Bunun yolu ise, Yeraltı Maden-İş deneyiminden bugüne getirdiğimiz, maden işçisinin köylerinde komiteler, köy komitelerinin birleşmesiyle, üst bir organ olarak, komitelerin temsil edildiği konseylerin oluşturulmasıyla, işe başlanmalı.

Komitelerden ve konseylerden başlayarak yapılacak örgütlenme, sistemin sendikal örgütlülüğüne geçişi sağlar, işçi zaten kararını kendisi verir. Geçmişteki yaşananlar, hayatın bize öğrettiği bu. “Tamam tamam gel, üye fişini imzala” demekle sınıf örgütlenmiyor. Sınıf, uzun vadeli ve ileriye bakan bir mücadelenin unsuru olmalı. İşçiler gerçek anlamda, bilerek sendikaya üye olsunlar. İşçi, nereye geldiğini ne yapacağını bilsin.

Bir sınıf sendikasında işçiler söz ve karar sahibi olmalıdır. İşçilerin söz ve karar sahibi olabilmesi için de işçi, sendika, işçi mücadelesi nedir konusunu sayfalar dolusu, küçük harflerle yazılmış yazılarla değil, büyük harflerle yazılmış yazılarla öğreteceksiniz.

İşçilerin söz ve karar sahibi olacağı bir sendika nasıl oluşturulabilir?

Bunu nasıl yapacaksınız mı diyorsunuz? İşçiler köylerinde birer komite kurabilirler. Bilgiyi taşıyan arkadaşlarımız, madende çalışan işçi arkadaşlarımız, işe girmek için hazır olan arkadaşlarımızın oluşturacağı köy komiteleri kurulabilir. Köylerdeki komitelerin oluşturacağı üst bir kuruluş olarak konsey, Soma İşçi Konseyi kurulabilir. Dolayısıyla İşçi Konseyi ile hem işyerinin açılmasına yönelik kararlar hem de madendeki çalışma koşulları hakkında kararlar almak mümkün olacaktır. İşe giriş-çıkışların gerçekleşmesinin nasıl sağlanacağına komite ve konseyler karar verebilir. Bu yapı, sendikal örgütlülük konusunda da karar verecek.

Evet, DİSK doğrudur. Neden doğrudur? DİSK’in kuruluşunda sınıfların varlığı ve işçi sınıfı örgütü olduğunu ilan etmiştir. Değer üretenin işçiler olduğu ve işçilerin de ayrı bir sınıf olduğunu söylemiştir. Sınıf mücadelesi bir yanıyla sendikasının üstlendiği ağırlıklı mücadele ürettiği değerden pay alma mücadelesidir. Diğer taraftan da yaşadığı düzendeki haklarının genişletilmesi ve kazanılması doğrultusunda mücadele verir. İktidara iş sağlığı iş güvenliği, asgari ücret, eğitim, sağlık konusunda da taleplerini götürür. Ürettiği kömürden en fazla payını isterken, iş güvenliği talep eder. Sendika seçimi bu aşamada olur. DİSK ona bunu sunuyorsa, onu seçer. Eğer böyle bir sendika yoksa kendisi bir sendika kurar.

İşçileri hangi işkolunda olursa olsun, değer ve hizmet üretenlerin örgütlenmesi konusu, nerede ve ne zaman karşımıza çıkarsa çıksın onların bu örgütlenmede doğru bilgilerle yönlendirmeyi kendimize bir görev bilelim. İşçiler doğru bilgilerle donatıldıkları sürece, sınıf temelli bir örgütün unsurları olarak hareket edeceklerdir.

Siz aynı zamanda maden mühendisisiniz. Madenlerin denetlenmesi konusuna geçelim mi? Denetim için neler yapılabilir? Denetim nasıl gerçekleşebilir?

Denetimle ilgili Enerji Bakanlığının, Çalışma Bakanlığının, Anayasa’da ve ilgili yasalarda tüm eksikliklere rağmen, çeşitli kurallar ve yükümlülükler yer almaktadır. Yani eksik olsa da elimizde birtakım yasalar, genelgeler, tüzükler var; maden mühendislerinin madencilik ve bilim teknolojisi hakkında birikimleri var, işçilerin yüzyıldan fazla bir maden işçiliği gelenekleri var. Ancak burada sorun kuralların, yasaların uygulanamamasıdır.

Madencilik sektöründe evrensel politikaların hızlanmasıyla ve Türkiye’de serbest piyasa ekonomisine geçişle birlikte, madenler özel sektöre açılmış, hızla metal madenlerinden kömüre, mermer işletmelerinde siliskum ocaklarına kadar tümü özel sektörün kazanç kaynağı haline dönmüştür. Dolayısıyla yasalardaki denetimin uygulanması gerekir. Nasıl uygulanmalı? Bir, işyerlerinde maden emniyet genelgeleri gereği, çalışanların sağlıklı ve güvenli üretimde bulunabilmeleri açısından mühendisler görevlendirilmiştir. Maden Emniyet Mühendisleri, İşçi Sağlığı İş Güvenliği uzmanları, müfettişleri olumsuzluklara karşı önlem almak zorundadırlar; eksikliklerin giderilmesini yerine getirmekle de yükümlüdürler. Mühendisler, işletmelerde üretimi durdurmak gibi bir yetkinliğe de sahiptirler. Fakat bugüne kadar hiçbir mühendisin “işi durdurma” yönünde bir karar verme eylemine tanık olmadık.

Bakanlık müfettişlerinin de gerçek anlamda denetim yapmadıkları gözlenmektedir. İşyerlerinde çalışanlarla yapılan ilk görüşmelerde onlardan “işyerine müfettiş geldi mi, denetim yapıldı mı” gibi sorulara “geldi ama ocağa girmedi veya girdi ve çıktı” yanıtını alıyoruz. Denetim göstermelik bir uygulamadır. İşyerinde yetkin olarak sorumlu olan mühendisin, üretimi şekillendirirken, çalışanların can güvenlikleri sağlanarak yapması gerektiği dikkate alındığında, işverenlerin bu çabaları “maliyet artırıcı” bulunmaktadır. Israr edin mühendisin işten çıkartıldığı bilinmektedir.

İşveren iş güvenliği önlemlerini maliyet artırıcı unsur olarak görüyor ve kârından zarar görüyor. İşyerindeki işçilerin sendikalı olmasını istemiyor; sendika gündeme gelirse kendisinin kontrol edebildiği bir sendikayı ve işleyişi dayatıyor. Soma olayı bunun en çarpıcı örneği olarak karşımızda. İşçilerin sendikası var, ama bu sendikanın yönetimini işveren belirliyor. Sendikanın kongresinin olduğu ve seçim yapılacağı gün, kimin başkan, kimin sekreter olacağı oy pusulası halinde hazırlanıp işçilere dağıtılıyor ve bunlara oy vereceksiniz deniyor. Sermayedarın arkasındaki siyasi partinin de adı kullanılıyor.

Bu noktada sendika ne yapıyor sorusu var. Merkezinden en alt birimine kadar gerçek anlamda bir sınıf sendikası değilse, yani işçiler işyeri komiteleri, işyeri konseyleri gibi bir yapılanmaya sahip değillerse; belirli aralıklarla hakların kullanılması doğrultusundaki bilgilerden başlayarak en genel anlamda yaşadıkları düzene, sisteme dair bilgileri öğreten sendikal eğitim yapılmıyorsa,  sendika hiçbir şey yapmıyor demektir.

Kendilerinin seçtiği, onlara önderlik yapacak bilgisi, birikimi ve güvenilirliği olan arkadaşlarını da sendika yönetimlerine seçmeleri beklenir. Eğer böyle bir yapılanma söz konusu ise, iş güvenliği ve işçi sağlığıyla ilgili yönetmelik ve tüzüklerin uygulanması isteminde bulunabilirler, bu uygulama doğrultusunda madencilik bilim ve teknolojisini sunan maden mühendisiyle kurulacak diyalogla da patronun “maliyet artırıcı” sayıp uygulamadığı önlemleri uygulatabilirler, direnebilirler.

Maden mühendisleri madencilik bilgi ve teknolojisini sunar, işçi de bu sunumu alarak uygular. Dolayısıyla mühendis ve madenci üretim sürecinin bir parçasıdır. Biri beyniyle diğeri bedeniyle bu sürecin içindedir. Aynı sınıfın üyeleridir. Bu nedenle de sendikalar mühendisleri de üyeleri saymalıdır. İş güvenliğini uygulatabilecek olan mühendis-işçi ve sendikadır ve böylece iş cinayetleri büyük oranda ortadan kalkar.

Sizin genel başkanı olduğunuz Yeraltı Maden İş Sendikası nasıl örgütlenmişti? İş güvenliği konusunda neler yapmıştı?

Eğri oturup doğru konuşmak gerekirse, 1975’lerde Yeraltı Maden-İş Sendikasının örgütlenmesi için yola çıkışımızda Yeni Çeltek, Aşkale, Beypazarı, Hekimhan’daki işyerlerinden işçilerle birlikte karar aldık.

Bir gün Hekimhan’dan kötü bir haber aldık. Hekimhan’daki demir madeni işçileri Soma’daki işçilerden daha vahşi bir sömürü içindeydi. Aylardır ücretlerini alamıyorlardı, seslerini Ankara’daki işverene seslerini ulaştırdıklarında, aldıkları yanıt “ne istiyorsanız gidip dükkânlardan alın” oluyordu. Bakkal, fırın, manifaturacı vs. gidip alışveriş yapıyorlar, alacaklarını yazdırıyorlardı. Bu uygulama tepkiye yol açıyor. Patron, üretilen demir madenlerini taşıyan kamyonculara ödeme yaparken, işçilere ödemiyordu. Mühendis işvereni zorlasa da sonuç alamıyordu. Kamyonculardan artan parayı harçlık gibi dağıtıyordu. İşçilerin isyanı, patronu bulamayınca bir gün madenin merdivenlerinde mühendise yöneliyor ve mühendis ölüyor.

O zamanlar öğrenci hareketinin önderlerinden olan Seçkin İnce ile birlikte, iki genç mühendis olarak Hekimhan’a gittik. Gece kaldığımız otel odalarında tehditler alıyorduk. İşçilere sizin sendikanın yok mu, diye sorunca. Sendikamız yok dedi işçiler. Sendika istiyoruz dediler. Bize bir sendika dediler. Yeni Çeltek, Beypazarı işçilerinden de benzer talepler gelince, Ankara’da bir toplantı düzenledik. İsim olarak Yer altı ve Yerüstü Maden İşçileri Sendikası demiştim, Beypazarlı işçi arkadaşın önerisiyle “devrimci Maden-İş” olsun dedi. Herhangi bir şekilde bizden kaynaklanan bir yönlendirmemiz olmamıştı.

Sendikanın doğuşundan sonra, bu saydığım işyerlerinde örgütlenmeye başladık. İşyeri komite ve konseylerini kurmaya başladık.

Şöyle sorsam: İşyeri Komite ve Konseyleri fikri sizde baştan var mıydı? Nereden doğdu bu fikir?

Gerek mühendislik yaptığım dönemde Zonguldak, Balıkesir işletmelerindeki gözlemlerimden hareketle, gerekse maden işçisinin somut durumundan, kırsal kökenli oluşu ve köylerde yaşıyor olmasından çıkarttığımız bir modeldir. Köylerdeki işçiler çok ciddi manada sınıf ve sendikal bilgiye ihtiyacı olan insanlardır. Onların böyle bir bilgiye erişebilmeleri için, kendilerini yetkin kılmayı ve eğitimi çok ciddi biçimde yapmalı ve kendilerinin dâhil olmasını sağlamak gerekiyor. Kırsal alanlardaki yaşam koşullarının zorlamasıyla birlikte patronların dayatmalarına boyun eğen işçiler haline gelmişlerdir. Bu durumdan çıkabilmeleri için çok temel bilgileri öğrenmeye ihtiyaçları var. Günün 8-10 saatini yer altında veya açık işletmelerde 10-12 saatini geçiren işçilerin okumaya bile vakitleri yoktu. O zaman bunları farklı bir örgüt yapısı içinde, çalışırken bile bilgi yoğunluğundan geçirilmesi ve temel sınıf bilgileriyle buluşması sağlanmalıydı. Yeni bir yapılanmaya ilişkin de, üretken kılabilmek açısından gruplar, komiteler halinde örgütlenmek. Bu komitelerin sözcülerinden oluşan bir konsey oluşturmuştuk. Kendisini işyeriyle sınırlamadan en genel çalışmanın içine girebilmeleri için sendika merkezinde konseyin sözcülerinden oluşan bir meclis kurulmuştu. Yasaya göre bir yönetim ve denetleme kurulu vardır ama bir de konsey sözcüleri vardı. Her işyerindeki işçilerin sorunları, soruları, önerileri konsey sözcüleri meclisine gelir, o konsey yönetime taşır. Sendika merkezini denetler pozisyondadır. Böyle bir işleyişin içinde işletmede işçinin işe alınışından, disiplin sebebiyle işçi çıkartılmasına, çalışma düzeni kadar bu konseyler söz sahibidir. Örnek: İşletmeye işçi alınacak denildiğinde bütün köylere haber verilir, talepte bulunanlar işletmenin yönetimine talebini iletirken, aynı anda da oradaki konsey sözcülerine de başvuru yapar. Başvuru yapan işçilerin listesi duyurulurdu. Şeffaflık sağlanırdı. İşe gerçekten gereksinimi olan ile olmayan böylece herkesce görülebilirdi. Çünkü gerçekten kimin işe ihtiyacı olduğunu en iyi bilen köylüsü olan işçidir. Ne işletme yönetimi ne de sendika yönetimi kimin işe ihtiyacı olduğunu bilebilir.

Sözünü ettiğiniz yöntem nerelerde uygulandı?

Bu yöntemi Yeni Çeltek’te çok iyi uyguladık. Hekimhan’da uyguladık. Aşkale’de kısmen uygulanabildi. Sendikanın doğuş yeri de bir anlamda Yeni Çeltek Maden işletmesidir.

Yeni Çeltek sermayedarlarından biri Şeker fabrikasıydı. Dolayısıyla ürettiği kömürü fabrikaya veriyordu. Üretilen kömürün şeker fabrikasına verilirken ton fiyatında ciddi manada bir soygunun olduğu görülüyordu, çünkü alabildiğine ucuz bir fiyata veriliyordu. Öte yandan köylünün ürettiği şeker pancarı da alabildiğine düşük fiyatla satın alıyordu fabrika. Bu çifte sömürü demekti. İşçiler bu bilgileri sendikası aracılığıyla öğreniyordu.

Üretilen kömür oldukça nitelikli ve iyi bir kömür olduğu için karaborsada pazarlanıyordu. İşçiler, kömürün karaborsada pazarlanmasını engellemek maksadıyla, Suluova, Merzifon, Havza gibi il ve ilçelerdeki çevrelerinin alacakları kömür miktarını kendi aralarında belirlemelerini, sonra bir kamyon kiralayarak ocağa gelmelerini ve doğrudan ocaktan kömürü alarak şehirlerine götürmelerini sağladılar.

Sendikal örgütlülüğün çevresiyle olan bağı sayesinde, çevrede özellikle gençlerin arasında devrimci bir kesim doğurdu. Bu sıcak ilişkiler sayesinde ve örgütlenmelerle öyle bir noktaya gelindi ki, bir gün saat 18.00’de işletmeye telefon geliyor. Telefon açan bir okulun öğretmenleri. Konsey temsilcisiyle görüşmek istiyorlar. Faşistler okulun önünü kestiler, okuldan çıkamıyoruz diyorlar. Hemen yer altından 10-15 kişilik bir ekip oluşturuyorlar ve faşistlere müdahale edebiliyor, öğrencileri, öğretmenleri okuldan çıkartıp köylerine dağıtıyorlar ve sonra da madene geri dönüp yeraltında kazma sallamaya devam ediyorlar.

Bunu işçilerde ulaşılan sınıf bilincinin, siyasal bilincin, ideolojik öğretilerin ulaştığı seviyeyi, çevreleriyle kurdukları ilişkileri anlayalım diye anlatıyorum.

İşçi, Köylü, Gençlik Dernekleri bu dönemde kuruldular.

1976 yılında 1 Mayıs, Yeni Çeltek’de kutlandı.

1977 1 Mayıs katliamı Hekimhan’da protesto edildi.

Aşkale, Çeltek’ten, Beypazarı’ndan, Hekimhan’dan işçiler 1978 1 Mayıs’ına İstanbul’da katıldılar. İlk kez “Üreten biziz, yöneten de biz olacağız” pankartlarıyla girdiler. Bugün her platformda kullanılan bu slogan, maden işçilerinin 1 Mayıs 1978 sloganıydı.

Bir başka örnek de şudur: Havza’da bir Cuma günü akşamüstü, öğretmenler derneğinin başkanını (TÖB DER) polis gözaltına alıyor. 16.00 vardiyasına denk gelen bu haber üzerine işçiler toplanıyor arabalara binip önce derneğe gidiyorlar. Orada öğretmenin savcılığa çıkartılmadığını öğreniyorlar ve doğru kaymakamlığa yöneliyorlar. Kaymakamın karşısına çıkıyorlar, çocukların öğretmenlerini gözaltına aldırmışsın, savcılığı da çıkartmamışsın, niye diye soruyorlar. Kaymakam bugün Cuma geç oldu deyince, Pazartesi günü niye bunu yapmadın diye soruyorlar. Öğretmen serbest bırakılıyor.

1978-1979 yıllarında Divriği Demir Madeni İşletmesinde, Karadeniz Bakır Maden İşletmesinde, politik sebeplerle bazı işçileri kalifiye işçiler, bir kısmı yurtdışında bulunmuş, cevher zenginleştirme tesislerinde çalışmış işçiler, yeraltından yerüstüne çıkartıp madenden uzaklaştırmak istediler. Politik sebeplerle çevre köylerden niteliksiz işçi aldılar. Öyle ki atıklar sebebiyle Çoruh nehrinin rengi kızıla, bakır rengine dönmüştü.  Bu uygulamayı durduran işte bu komite ve konseylerin halkı da içine katan mücadelesi olmuştur.

Özellikle işe alımlarda konsey, işçinin niteliğine de bakardı. Politikacılar için seçmenine iş bulma kaygısı ağır basarken, madenci iş güvenliği için işçinin niteliğini esas alırdı ve işe girişlerde keyfi, politikacı baskısı önlenebilmişti.

Kimi toplusözleşmelerimizde işçi ve işverenlerin eşit sayıda üye verdiği ve başkanlığın dönüşümlü olduğu İşletme İşyeri Konseyleri vardı. Toplusözleşme sorunları burada çözülür, nitelikli işçi alımı bu kurul aracılığıyla yapılırdı. Dikkat edin “sendika” adına oluşturulan bir kurul değil, işçilerin kendilerinin seçerek oluşturdukları kurullardır bunlar.

Şunu da eklemek gerekir: O dönemdeki mühendisler, 1968 kuşağının mühendisleriydi ve politik yaklaşımları sebebiyle, bugün yaygın olan “işveren temsilcisi” mühendis profilinden farklıydı. Hem madencilik bilim ve teknolojisinin gereğini uygulamakta “bilimsel ısrar”cıydılar, hem de politik bakış açıları iş güvenliğini, işçi sağlığını esas almaktaydı. Bu mühendisler sendikalaşmamızda, örgütlenmemizde katkı yapıyorlardı.

Son bir örnek yine Yeni Çeltek’ten vereyim: Toplusözleşme döneminde anlaşma olmadığı günlerde, bizim madencilikte “eğik kuyu” açma dediğimiz bir işlemin Polonyalılara ihale ile verdiğini işçiler duyuyor. Olaya konsey sendikaya da haber vererek el koyup, “kuyuyu biz açarız” diyor. Bu mesele, toplusözleşme görüşmeleri sırasına denk gelince, işletmeye 90 günü aşan bir süre işçilerce el konuluyor.

Aynı doğrultudaki bir olay Aşkale’de yaşandı. Kömür İşletmeleri Genel Müdürlüğünün işveren olduğu işletmede, işveren “ben bu sendikayla masaya oturmam” diyor. Siyasi bir tavırla bunu söylüyor. Sözleşme talepler kabul edilmemişti. Yargıdan yetki kararı alıyoruz, buna rağmen masaya oturmuyor. İşletmeye sağcı bir müdür atanmasına kadar iş ileri gidince, Aşkale işçileri madene el koydu.

Hekimhan’da da işveren toplusözleşme görüşmelerine katılmıyordu. Grev kararı alınıyor. Grev kararı uygulanırken, işçilerin eylemini destekleyen işçilere Malatya’dan Divriği’ne kadar halk pankartlarıyla destek için geliyorlar.

Bir gün biraz farklı bir grup geliyor. Ellerinde her türlü, kesici, delici alet, silah var. Bu grubu yönlendirenler M.Ali Ağca’nın kardeşi, ülkücüler.  İşçiler ve grup karşı karşıya dizildiler. Dertlerinin ne olduğunu sorduk. Gerekçeleri şu: Grevde Mao’nun bayrağı asılıymış! O sırada bir işçi, cebinden çıkardığı cep defterindeki haritadan Çin’in bayrağını kesip “Mao’nun bayrağı bu, bakın bakalım içerde var mı?” diye söylüyor. Madene girip böyle bir bayrak olmadığını gördüler. Bir köylü de yanıma gelip oturdu ve biz de ona grevin taleplerini, işleyişimizi dinledikten sonra anlatınca “yav, beni seni vurmaya göndermişlerdi, ama sen ne iyi adamışsın” dediğini hatırlıyorum.

Çok anlamlı bir dayanışma demiryolu işçilerinden gelmişti: Demir madenindeki grevci işçilere lokomotiflerinde artan kömürleri dağıtıyorlardı.

Bütün bu çalışmalar komite ve konseyler sayesinde mümkün olabilmişti.

Son olarak Soma’daki örgütlenme için ne öneriyorsunuz?

Soma Madencilik, AKP’nin oluşturduğu sermaye gruplarından biri. Sendika da işverenin kontrolünde. İşçiler karşılarındaki gücü iyi bilmeli. Sermaye-AKP-Sendika işbirliğinin karşısına çıkacak bir örgütlenme olmalıdır. Bunu bilerek örgütlenmek gerekiyor.

Dünya üzerindeki kriz ve krizin aşılması için Türkiye’de uygulanan program düşünüldüğünde karşımıza özelleştirme, taşeronlaştırma, sendikasızlaştırma çıkıyor. Tüm bunları dikkate aldığımızda işçilere işçi sınıfı bilgisinin ABC’sini anlatarak işe başlamak gerekiyor. En temel bilgileri onlara vermeliyiz. Bu temel bilgilerle onların sendikal örgütlenmeye doğru yönelmeleri sağlanmalı. Gerçek anlamda bir sınıf örgütü oluşturmak için, işçilerin yaşadığı birimlerden başlayarak komitelerin, konseylerin oluşturulması ve sendika üyeliğine doğru bir akış sağlanmalı. Tabii ki burada ilk akla gelen sendika DİSK olacaktır. Sendika, faaliyetimizin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkacaktır. Yani, işçilerin her alanda söz ve karar sahibi olacağı bir faaliyete ihtiyaç var.

* Bu yazı Mesele’nin 90. sayısında yayınlanmıştır.

Facebooktwittergoogle_plusmail

Çetin Uygur: Sınıf temelli örgütlenme şart, ilk adım komite ve konseyler olmalı” için bir yorum

  • 1 Ağustos 2014 tarihinde, saat 13:15
    Permalink

    Çetin Abi’nin geçmişe yönelik anlattıklarının, çok içinden olmamakla birlikte tanığıyım. 1980 öncesine dair anlatığı olayları yaşandığı günlerde dinlemiştim. Çetin Abi’nin mücadelelerini hep saygı ile izledim.
    Metinde, “O zamanlar öğrenci hareketinin önderlerinden olan Seçkin İnce ile birlikte,…” olarak geçen bölümde bir düzeltme yapılmalı. Adı geçen arkadaşımız Seçkin İnceefe. O yıllarda bir kamu kuruluşunda çalışan 68 kuşağından genç bir maden mühendisi idi. Hatırasına saygı adına adının düzeltilmesi için bu satırları yazma gereğini duydum. Çetin Abi’ye sağlıklı uzun ömürler diliyor, saygı ve sevgilerimi gönderiyorum.

    Yanıtla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir