Dr. Nazmi Algan: İnsan sağlığı, can güvenliği ve demokratik protesto hakkı için biber gazı yasaklanmalı

Facebooktwittergoogle_plusmail

Röportaj: Yunus Öztürk

Berkin Elvan 14 yaşında polisin “biber gazi fişeği” ile vuruldu. 297 gün direndi ve 16 kilo kaldığında artık dayanma gücü kalmamıştı. Cenazesinde yüzbinler sokağa çıkıp bu cinayeti protesto etti. Polis ise, biber gazı kullanmaya devam etti.

Bu, Biber Gazı kullanımının yol açtığı ilk cinayet değil. 2007’den bugüne doğrudan biber gazı veya fişeğinin isabet etmesiyle ölen gösterici ya da gaza/fişeğe muhatap olan kişi sayısı 20’ye yakın. [1] 20 Mayıs’ta Yalova’da görülecek olan Çayan Birben davasının Ağır Ceza’ya alınması ise, işlenen cinayetin zımnen kabulü sayılır. Biber gazının yol açtığı ölümler, bu konuda mücadelenin gerekliliğine işaret ediyor ki, “Biber Gazı Yasaklansın İnisiyatifi”nin kurulmasına da yol açtı.[2]

Diyarbakır’ın Silvan ilçesinde polisin attığı gaz fişeği 10 yaşındaki Mehmet Ezer’i başından yaraladığı haberini aldığımız sırada, kendisi de Berkin’in cenazesinde yoğun biber gazına hedef olan Dr. Nazmi Algan ile Biber Gazının kimyasal bir silah olarak toplumsal olaylarda kullanılmasının yol açtığı sonuçları konuşuyorduk. Algan, kampanyanın aktivisti ve İstanbul Tabip Odası eski yöneticilerinden.

Öncelikle geçmiş olsun. Berkin Elvan cenazesinin defnedilmesinin hemen ardından Pangaltı’da polisin kitleye dört TOMA aracıyla bir yandan su sıkarak diğer yandan biber gazıyla müdahalesinde sen de oradaydın. Nasıl oldu?

Cenaze toprağa verildikten hemen sonra valinin attığı bir twit’in birilerine mesaj olduğu kanaatini uyandıracak bir operasyonun ortasında kaldım. Toprağa verdik, bundan sonra ne yapacaksanız yapın denmiş oldu. Kitlenin büyük kısmı hala mezarlıktaydı. İstanbul Tabip Odasının birkaç aktivistiyle cenazeden geri dönüyorduk. Ortada bir çatışma ve müdahale ortamı yoktu. Birden saldırı başladı.

1 Mayıslarda olsun, Gezi İsyanı sırasında olsun defalarca biber gazına hedef olmuş olan biri olarak, bu kadar yoğun bir gaza muhatap olduğumuzu hatırlamıyorum. Dükkânlara, lokantalara gaz atıldı. İki katlı apartmana girdim her iki katın kapılarını çalıyorum, kapalı. İçeriye gaz doldu. Kendimi dışarı attığımda ciğerlerimin patlayacağını hissettim. Yaş 57, ciğerlerimde bir sorunum ya da astımım yok ama tansiyon filan var tabi. Bir genç beni görünce koluma girip karşı sokaktaki bir apartmana soktu ve ikinci katındaki bir tekstil atölyesine sığındık. Burada yardım ettiler, su verdiler. Biraz dinlenip kendime geldim.

Alışkın olduğumuz gaz kapsüllerinden farklıydı. Berkin’e isabet edenlerden farklı, boyutları daha küçük , tüfek mermisinden iriceydiler. Çok daha yoğun bir gaz salınımı yapıyorlar. Ancak polis bu gazları havai fişek gibi kullanıyordu. Bir iki tanesinin bile etkili olabileceği küçük bir alana onlarca gaz fişeği isabet ediyordu.

Biraz daha geniş açıdan bakarsak, gaz fişekleri literatürde “Gösteri Kontrol Ajanları” olarak kabul ediliyor. Türkiye’de bu işlevinin dışında kullanıldığına tanık olmaktayız. “Gösteri Kontrolü” değil, göstericileri imha etme “ajanı” olarak kullanılıyor. Bunlar son tahlilde kimyasal ajanlar. Her fişeğin üzerinde kullanma koşulları olsa da, polisin kullanma şekli bu talimatlara da uygun değil. Çok yakından ve doğrudan hedef alarak yatay atış yapıyorlar.

Esasen biber gazının kullanılması yasak olmalı kuşkusuz. Ancak kullanılan durumlarda normlara da uyulmuyor. Farkında değiller ama polisler de çok yoğun biçimde gazdan etkileniyorlar. Maskeleri var ama gaz deriden de vücuda girebiliyor. Tunceli’de biber gazının kullanımından etkilenerek zırhlı aracın içinde hayatını kaybeden polisin ölümü de düpedüz iş cinayetidir. Bu memurun kalp rahatsızlığı olduğu bilindiği halde orada görevlendirilmesi idarenin suçudur.

Emekli öğretmen Metin Lokumcu, Çayan Birben gibi arkadaşlarımız gazdan öldü. Berkin gibi fişeğin isabet etmesiyle ölenler, kör kalanlar var. Belli bir açıyla, belirli bir uzaklıktan atılması gerekirken, bundan yakından ve dik açıyla atıyorlar. Üstelik gereğinden fazla kullanılıyor. Haziran olaylarında 20 günde 130 bin fişek kullanılmış. Dünya’da görüyoruz, kullanılıyor ama bizde adeta bir sis bulutu olacak kadar çok gaz kullanılıyor.

Polisler eğitimlerinden dolayı şartlandırılmış, karşısındakini düşman gibi gören genç insanlar bunlar. Bunları yöneten emniyet yöneticileri ve siyasi iktidar esas sorumlu. Onlar emir ve izin vermese polisin biber gazını bu derece aşırı, siyasi amaçlı ,imha edici tarzda kullanması  söz konusu olamaz.

Türkiye’de tanık oluyoruz ki, en küçük bir olayda başka kontrol araçları kullanılmadan, örneğin tazyikli su, bunların yerine biber gazı kullanımına ağırlık verilmesi, siyasi bir tercihtir. Bilinçli bir tercihtir. AKP hükümetinin toplumsal olaylar karşısındaki korkusunu ve pozisyonunu ifade etmektedir.

Denizli Tabip Odasından arkadaşlarımız aktardı. Berkin Elvan anması sırasında, her zaman kullanılan güzergâhta bir yürüyüş ve ardından meydanda basın açıklaması yapılarak dağılma biçimindeki protesto gösterilerinden bir benzerini yapmaya kalktıklarında polis ilk kez biber gazı kullanmış. Denizli gibi, başı sonu belli olan bir basın açıklamasında birkaç yüz kişilik bir kitleye polisin biber gazı kullanmaya başlamış olması, işin geldiği vahim boyutu da gösteriyor. “Katil hırsız Erdoğan” sloganına tahammüllerinin olmadığı anlaşılıyor.

nazmialgan2

Biber Gazı olarak ifade ettiğimiz, bu zehirli kimyasal ajanın insan üzerindeki zararlı etkileri neler?

Tabipler Birliği olarak bu konuyu Dünya Tabipleri Birliğine ,dünya sağlık örgütüne ve diğer uluslar arası kuruluşlara da bildirdik. Halk sağlığına bir saldırı olarak kabul ediliyor. Halkı tehdit etmesinin dışında, bu gazı kullanan polisleri de etkilediğini görüyoruz.

ABD’de bu kullanılmıyor. New York polis departmanı kullanmama konusunda karar almış. Amaç polislerin sağlığını korumak. Bu gazın 3-5 sene sonra polislerde hangi etkilere yol açacağının bilinmemesi üzerine bu kararı almış bulunuyor. Polisler genç insanlar, ilerde çocuğu olmaz, çocuğu sakat doğabilir. Anlık gaz zehirlenmesinin ötesinde, gaz fişeklerinde kullanılan kimyasalların ciddi ve kalıcı sağlık sorunlarına yol açması muhtemeldir. Genetik bozukluluklara yol açabilir. Gazın deriyle teması yeterli. Birçok eyalette de toplumsal olaylarda gaz kullanılmıyor. Polis teşkilatı, nedeni göstericilere zarar vermemek olmasa da, kendi sağlıkları açısından kullanımını engellediler.

Bu gazın kullanımı çok eski değil. Öldürücü nitelikte bir gaz olduğu kabul ediliyor. Aynı zamanda gaz fişeğinin isabet etmesinin de yarattığı ölüm ve ciddi sakatlanmalara yol açabiliyor.

Hekimlerin “iritan etki” dedikleri, vücudun her yerinde, her organda olumsuz etkiye yol açabilecek bir kimyasaldan söz ediyoruz. Gazeteciler de bu gazın muhatabıdır. Toplumsal olaylarda arada kalıyorlar ve gazdan en çok etkilenenler arasında onlar da var. Ciddi olarak kanser olasılığından söz ediliyor. Araştırmalar yeni yeni yapılıyor.

Gezi İsyanı sırasında hangi sonuçlar elde edilmişti?

Türk Tabipleri Birliği’nin Gezi İsyanı sürerken yapmış olduğu araştırmada, Türkiye ölçeğinde 11 bini aşkın göstericiden edinilen bulgular çok çarpıcıydı. Bu kişiler, Haziran ayında Türkiye’yi haftalarca sarsan gösteriler sırasında bir günden fazla olmak üzere günde sekiz saatten fazla süreyle biber gazına maruz kalmışlardı. Araştırmaya göre bu kişilerin yüzde 39’u biber gazının halen sürmekte olan etkilerinden yakınmaktaydı. Yanıt verenlerin yüzde 14’ü cilt tahrişlerinden, yüzde 10’u da baş dönmesi ve dengesizlik gibi sorunlardan söz ediyordu.

Gazın kullanımı göstericiler üzerinde polisin beklediği etkiyi yapıyor mu?

Biber gazı, kitleyi yatıştırmıyor tam aksine onun agresifleşmesine yol açıyor. Çünkü gaz çok acı veriyor, çaresizlik duygusu yaratıyor ve güç eşitsizliğini ifade ediyor. Çarşı’nın meşhur sloganını hatırlayalım “Sık sakalım, sık bakalım, biber gazı sık bakalım… Copunu bırak, kaskını çıkart delikanlı kim bakalım!”. Burada da göstericiler polise, gaza güvenme, benim gibi gel, gör bakalım derken, kitlenin gazdan korkmadığını görüyoruz. Üstelik bir süre sonra gaza karşı önlemleri geliştirmek mümkün oluyor. Artık  bir çok eylemcinin profesyonel filtreli maskeleri var. Biber gazının kullanımı kitlelerin bastırılmasına yol açmadığı gibi, polise öfkeyi, tepkiyi artırıyor.

Kampanya hakkında bilgi verir misin?

Bütün bunlardan dolayı biber gazının yasaklanması için çalışmak gerekiyor. Biber Gazı Yasaklansın İnisiyatifi, mümkün olan geniş bir katılımla bir kampanya başlattı. “Biber gazı yasaklanmalı” talebiyle yürütülen kampanyaya, hekimler, kimya mühendisleri, hukukçular, Gezi İsyanında yaralanıp ya da ölenlerin aileleri katılıyor. Kampanyanın amacı, biber gazının zararları hakkında bilgilendirme yapmak, kullanımını teşhir etmek ve sorumlularının bulunup yargılanmasını talep etmektir. Şişli Kent Merkezinde bir günlük sempozyum düzenledik. Tabipler Birliği’nin geniş bir raporu var. Göğüs Hastalıkları Derneği ile birlikte yürüttüğümüz bir çalışma. Gaza hedef olanların karşılaştığı sorunları anlatmaya çalıştık.

Seçim dönemi sebebiyle kampanya biraz gölgede de kalsa, seçimlerden sonra kampanyanın daha çok görünür olacağını umuyorum.

Gaz kullanımı sırasında sadece göstericiler değil, çevredeki binalar, mahallenin sakinleri, oradan geçmekte olanlar da etkilenmekte. Mesela, Serencebey Yokuşunda oturuyorum. 1 Mayıs’ta Beşiktaş Meydanına atılan gazlar, oturduğumuz binaya kadar geldi. Kadıköy’de Moda’da evlerin içleri gaz doluyor. Evlerinde oturan yaşlı insanlar etkileniyor. Yine Cihangir’de kızını ziyarete gelen emekli bir öğretmen, öyle belirgin bir hastalığı ve sağlık sorunu olmadığı halde, Haziran günlerinde polisin kullandığı aşırı gazdan oturduğu evde muhatap olunca, kalp krizi geçiriyor ve hayatını kaybetti. Kızı davacı oldu. Yine Kadıköy’de yoğun gaza maruz kalan bir kişi de kalp krizinden ölmüştü. Bunlar eyleme katılan aktivistler değil.

Bu örnekler de gösteriyor ki, gaz kullanımı masum değil ve etkisi farklı düzeylerde herkese zarar veriyor, ölümlere yol açabiliyor. Gösterici, halk, gazeteci ve hatta polis de bundan etkilenmektedir.

Astım Bronşit hastalarının mutlaka bu eylemlere katılmamalıdır ve hedef olacakları gaz onları çok çabuk krize sokabilir. Yine hamile kadınların uzak durması gerekiyor.

Polisin elinde bir sürü kontrol ajanı ve silahı var zaten. Kalkanlarından, özel kıyafetlerine, tazyikli sudan, ses bombalarına, coplarına kadar…  Biber gazının bu kadar sık ve yoğun kullanılması kendileri açısından bile açıklanmaya muhtaçtır. Buna rağmen kullanılıyorsa, demek ki amaç toplumsal olayları kontrol etmek değil, bu bahaneyle halka karşı vahşice saldırmak, ölümlerine sebep verecek de olsa gaz kullanmaktır. .

Bütün bunlardan dolayı biber gazını kimyasal silah olarak kabul ediyoruz. Kampanyamız haklı olarak bu gazın kullanımının yasaklanması istiyor, insanlık suçu sayıyor.

Diğer yandan demokratik haklarımızın, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının şiddetle bastırılma aracı olarak kullanılmasını da, hak ve özgürlükler mücadelesi olarak ele alıyoruz. İnsan sağlığı, can güvenliği ve demokratik protesto hakkı için biber gazı yasaklanmalıdır, diyoruz.



[1] İbrahim Sevindik 2007-İstanbul, Mehmet Uytun- 2009-Cizre, Mustafa Dağ- 2009-Amara/Urfa, Metin Lokumcu 2011-Hopa, Hatice İdin -2009-Şırnak, Kazım Şeker, Çayan Birben 2011-Yalova, Hacı Zengin 2012-İstanbul, İrfan Tuna 2013-Ankara, Selim Önder -2013İstanbul, Zeynep Eryaşar -2013-İstanbul, Serdar Kadakal -2013-İstanbul, Abdullah Cömert ve Ahmet Atakan-2013 Antakya…

[2] TMMOB Kimya Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi, İstanbul Tabip Odası, İstanbul Eczacı Odası, İnsan Hakları Derneği, Türkiye İnsan Hakları Vakfı, Toplumsal Dayanışma için Psikologlar Derneği, Çağdaş Hukukçular Derneği – www.bibergaziyasaklansin.net

* Bu röportaj Mesele’nin 88. sayısında yayınlanmıştır.

Facebooktwittergoogle_plusmail

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir