Ken Loach: Neden İsrail’e karşı kültürel bir boykotu destekliyorum?

Facebooktwittergoogle_plusmail

Mesele 86’da yayınlanmıştır.

Çeviren: Berna Yeşilyurt

Ken Loach: İsrail devletinin desteklediği projelerle işimiz olmamalı. Biz burada, İsrailli bireylere değil, İsrail devletinin eylemlerine odaklanmalıyız. Hedeflediğimiz şey bu. Kendimize bunu amaç ediniyoruz, çünkü sonsuza kadar hayatlarını mülteci kamplarında geçiren insanları bir kenarda durup izleyemeyiz

Filistinlilerin hakları konusunda duyarlılığınızın nasıl başladı ve kendinizi bu mücadele içinde nasıl bulduğunuzu bize söyler misiniz?

Bu, birkaç yıl önce, ‘’Perdition’’ adında bir oyunun sahneye koyulması süreciyle ilgilendiğim zamandı. Bu oyun 2. Dünya Savaşı’ndaki bazı Siyonistler ve Naziler arasındaki mücadeleyle ilgili bir oyundu. İsrail’in yaratılması ve Siyonizm politikası üzerine tamamen yeni bir ışık tutuyordu. Sonra, bu süreci izleyen yıllarda İsrail’in temelinin Filistinlilere karşı bir suça dayandığının farkına vardım. Ondan sonra diğer suçlar birbirini izledi. Topraklarını kaybetmiş, gündelik hayatları işgal ile sekteye uğratılmış ve sürekli bir bunalım içerisinde yaşayan Filistinlilerin ezilmesi, bizim üstesinden gelmemiz gereken bir meseledir.

Neden Filistin? Filistin niye sembolik?

Baskı ve zulüm dünyanın her yerinde var, fakat İsrail-Filistin çatışmasını özel yapan birkaç şey var. Her şeyden önce, İsrail kendisini dünyaya demokrasi olarak sunuyor. Her Batılı devlet gibi. İsrail aslında, insanlığa karşı suç işlerken kendisini bu şekilde sunuyor. İsrail, Güney Afrika’daki gibi ırklara bölünmüş bir devlet yarattı. Aynı zamanda, askeri ve ekonomik olarak Avrupa ve ABD tarafından desteklendi. Biz demokrasi olduğunu iddia eden bir ülkeye destek veriyoruz, onu her anlamda destekliyoruz. O da dönüp insanlığa karşı suç işliyor. Dolayısıyla, burada büyük bir ikiyüzlülük var.

Bu durumu değiştirmek için çeşitli araçlar var ve bunlardan birisi BDS (Boycott, Divestment, Sanctions – Boykot, Yatırımları Geri Çekme, Yaptırımlar). Siz İsrail’e karşı kültürel boykota öncülük eden ve çağrı yapan ilk tanınmış kişisiniz. Daha sonra size katılan birçok insana bir yol açtınız. Bazı insanlar, kültürün boykot edilmemesi gerektiğini dile getiriyor. Buna cevabınız nedir?

Her şeyden önce, siz bir vatandaşsınız, bir insansınız. İnsanlara karşı bu tür suçlarla karşılaştığınızda sanatçı veya çok önemli bir şahsiyet ya da her ne iseniz, kim olduğunuza aldırmadan buna bir tepki vermek zorundasınız. Her şeyden önce, buna karşılık verirken insanların dikkatini o noktaya çekecek bir şey yapmak durumundasınız. Boykot, bir taktik ve bu İsrail’ karşı etkili bir yöntemdir. Çünkü İsrail kendisini bir kültür elçisi olarak sunuyor. Böyle olması kültürel boykota çok elverişli bir durum yaratıyor. İsrail devletinin desteklediği projelerle işimiz olmamalı. Biz burada, İsrailli bireylere değil, İsrail devletinin eylemlerine odaklanmalıyız. Hedeflediğimiz şey bu. Kendimize bunu amaç ediniyoruz, çünkü sonsuza kadar hayatlarını mülteci kamplarında geçiren insanları bir kenarda durup izleyemeyiz.

İsrail “Brand Israel” kampanyası için sanatı ve filmleri kullanıyor. Dolayısıyla, sanat burada politik bir nitelik taşıyor. Sizin de kabul ettiğiniz gibi, bütün filmleriniz politik. Size göre sanat, baskı ile mücadele etmek için bir araç olabilir mi?

Evet. Temel nokta şu: Anlatmayı seçtiğiniz, göstermeyi seçtiğiniz resim her ne ise bu sizin hangi meselelerle ilgili olduğunuzu gösterir. Ezilmenin olduğu bir dünyada var olan gerçeklerden kaçan tamamen hayalperest bir şey yapmanız sizin önceliklerinizi gösterir. Dolayısıyla, para kazanmak için büyük bir ticari film yapmak, bir şeyleri gösteriyor. Bunun politik sonuçları var ve politik bir tutumu ifade ediyor. Çoğu sanatta politik bir içerik ve imalar vardır.

Brad Pitt’in de rol aldığı, filmde dünyadaki bütün insanları öldüren bir virüsün olduğu ve güvenli olan tek yerin olduğu, bunun sebebinin de İsrail’in ördüğü duvar olarak gösterildiği World War Z filmini duydunuz mu?

Bu, kulağa ekstrem bir sağcı hikâye olarak geliyor. Bir film hakkında yargıda bulunmadan önce o filmi görmek gerekir, fakat bahsettiğiniz kadarıyla, bu gerçekten aşırı sağcı bir fantezi gibi duruyor. İsrail’in kendisini dostları aracılığıyla açığa çıkarması ilginçtir. Kralcılar ile Cumhuriyetçiler arasında bölünmüş uzun bir geçmişe sahip Güney İrlanda’da, muhafazakârların duvarında İsrail ve Güney Afrika beyazlarının bayrağı var. Cumhuriyetçilerin duvarında ise Filistin ve ANC bayrağı. Bu ittifakların, insanların gerçekten ne düşündüğünü bu kadar açığa çıkarması çok ilginçtir.

Muhafazakâr ve aşırı sağ fikirlerin bütün Avrupa’da yükselişi konusunda endişe duyuyor musunuz? Bu bana 1930’ların ilk yıllarını hatırlatıyor.

Aşırı sağın yükselişi, her zaman ekonomik durgunluk ve kriz ile kitlesel işsizliğe eşlik eder. Güçlerini korumak isteyen iktidar sahipleri daima günah keçisi bulmak zorundadır, çünkü onlar, insanların kapitalist sınıf, büyük endüstri sahipleri, politikayı kendi denetiminde tutan gerçek düşmanlarıyla savaşmalarını istemezler. İktidardakilerin günah keçisi bulmaya ihtiyacı vardır. En fakirler, göçmenler, sığınmacılar, romanlar suçlanacak olan kesimlerdir. Sağcı siyaset, ekonomik sistemdeki krize sebep göstermek amacıyla birilerini suçlamak için en savunmasız ve en zayıf olanı seçer. İşsiz kitledeki insanlar mutsuzdur ve savaşmak için bir şey bulmak zorundadır. 1930’larda suçlanan kesim Yahudilerdi. Onlara korkunç şeyler yapıldı. Şimdi ise o kesim göçmenler, işsiz olanlar… İngiltere’de, ortada iş yokken çalışmayanların işsizliği için onları suçlayan berbat bir medya var.

Medya, sermaye, siyaset, her şeyi aynı insanlar kontrol ederken buna nasıl karşılık verebiliriz? Biz, sivil toplum olarak ana akım medyaya ulaşmadan bu ideoloji ile nasıl mücadele edebiliriz ve bunu yenebiliriz?

Bu büyük bir soru. Sonunda gelip yine siyasete sığınıyoruz. Siz, mevcut durumun ve organize direnişin bir analizini yapmak zorundasınız. Bu mücadelenin nasıl örgütleneceği her zaman büyük bir sorudur. Her saldırıyı yenmek ve en çok saldırı altında olanlarla dayanışma içinde kalmak zorundasınız. Aynı zamanda siyasi partileri örgütlemek zorundasınız. Fakat yanlış analizler yapan siyasi partilerin varlığı bir sorundur. Solda, yıllarca insanları çıkmaz bir sokağa sürüklemiş Stalinist partiler var ve insanları bu sistem içinde çalışmamız gerektiğine, sistemi iyileştirebileceğimize ve işe yarar hale getirebileceğimize inandırmak isteyen sosyal demokrat partiler var. Şüphesiz ki bu bir fantezi, kesinlikle işe yaramayacak. Büyük soru siyasetin ne olduğudur. İnsanlar her gün bu soruyla mücadele ediyor.

Son filminiz bu noktalara değiniyor. Politik görüşlerinden dolayı marjinalleştirilmiş insanları konu ediyor. Bugün, Jimmy’s Hall filminin sizin son filminiz olabileceğini ve bundan sonra belgesellere ağırlık verebileceğinizi okudum. Bu da Filistin için çok iyi bir haber tabii ki.

Bilemiyorum. Jimmy’s Hall filminin çekimi çok uzun sürdü ve sıkı bir çalışmaydı. Bunun gibi bir tane daha yapabileceğimden emin değilim. Fakat bir yerlerde yaratılacak gündemler var, dolayısıyla, benim de biraz daha fazla gündem yaratmak için elimden geleni yapmam gerekiyor. Kesinlikle Filistin ile ilgili filmler yapılmalıdır. Bunların yapılması için Filistinlilere ihtiyaç var. Filistin mücadelesi sonunda kazanılacak. İşler hep aynı gitmez. Sonunda mutlaka kazanılacak. Asıl büyük soru şudur: Nasıl bir Filistin ortaya çıkacak? Bu, bütün insanların yararına mı olacak? Ya da bu tekrar, geçmişleri ne olursa olsun bakılmadan insanları ezecek zengin bir sınıf tarafından hâkimiyet altına mı alınacak? Ne tür bir devletin ortaya çıkacağı daha büyük bir sorudur.

Bu röportaj Frank Barat tarafından Le Mur a des Oreilles için yapılmıştır.

Kaynak: http://newint.org/features/web-exclusive/2013/11/07/ken-loach-interview/ 7 Kasım 2013

Facebooktwittergoogle_plusmail

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir