Mesele Kitap Dergisi ve Yedi Yılın Ardından

Facebooktwittergoogle_plusmail
Osman Akınhay’den 7 yılın ardından bir değerlendirme ve bir selamlama…

Bundanyedi yıl önce, Agora Kitaplığı bünyesinde çıkarmaya karar verdiğimiz Mesele Kitap Dergisi yedi yıl boyunca yayınını aralıksız sürdürdü ve 84 sayı çıktı. Dergi bu süre içerisinde fazla inişli çıkışlı olmayan, genellikle istikrarlı bir okur kitlesine ulaştı; baskı adedine bağlı olarak ilk yıllarda 1,500-2.000 arasında gezinen satışı, daha sonra ‘dağıtım koşullarının mecburiyetleri’ sebebiyle baskı adedinin düşürülmesiyle (kütüphanelerce satın alınan 400 adet dışında) 1.000 civarında sabitlendi ve Aralık 2013 öncesinde 84. sayıyı yayına hazırladığımızda bu tablo halen geçerliydi.

Geride bıraktığımız yedi yıl içerisinde derginin mutfağı pek kalabalık olmadı; şüphesiz katkıda bulunan çok kişi oldu, düzenli yazı veren kıymetli yazarlarıyla zenginleşti, ilgilerini eksik etmeyen kişilerle yapılan söyleşilerin birçoğu yaygın biçimde okundu, fakat pek bir ekip halinde çıkarılmadı. Bunun başlıca sebebi, varlığını güç bela sürdürebilen dar kadrolu bir yayınevinin bünyesinde, diğer işlerin ucu ucuna yetiştiği bir yoğunluğun içerisinde yayına hazırlanmasıydı ve asıl olarak da benim, kısmen yukarıda belirttiğim duruma bağlı olarak, bir derginin yıllar içinde eskimemesi bakımından dönem dönem yapılmasında büyük fayda olan yenilikleri gerçekleştirmeye mesai ayıramamamdı.

Keza, derginin tasarımı da hemen hiç değişmeden, aynı kaldı. Biraz ataletten, biraz da derginin ilk tasarımını yapmış olan fakat aramızdan erken ayrılan Mithat Çınar dostumuzu hatırlama vesilesi olmasından. Öyle ki, kapak görselinin renkli olmasını bile Gezi İsyanı’ndan sonra denedik ve kullandığımız resim isyana o kadar yakıştı ki, daha sonra tekrar siyah-beyaza dönmeyi hiç akıl etmedik.

Dergi yolculuğunda kimisiyle bir defa rastlaştığımız, kimisiyle dirsek teması kurup paslaştığımız, fakat kimisiyle de yakın muhabbet içerisinde birlikte işler kotardığımız arkadaşlarımız, çalışanlarımız oldu. O yıllarda yayınevinde ortağım olan Recep Yener’in, her sayıda dergiyi özenle hazırlayan yayınevi çalışanlarımızın, Sibel Yurt’un, Begüm Kovulmaz’ın, Sanem Öge’nin, daha sonra Sarphan Uzunoğlu’nun haricinde, ilk çıkışımızda yazı işleri müdürlüğünü üstlenen Aykut Tunç Kılıç, dergiye el veren arkadaşlarımızdan birisiydi.

Keza, Bekir Tarık’la meyhanede kafa kafaya verip, çokça tartıştığımız gecelerden başka birlikte birçok isimle güzel, keyifli söyleşiler yaptık. Foti ve Stefo Benlisoy kardeşler, yazılarının yanı sıra bir süre dergi mutfağında emek verdiler. İlhan Çıtak, Müge Karahan ve Hande Öğüt uzun süre düzenli yazılar kaleme aldılar. Hasan Bülent Kahraman deneme ve eleştiriler yazdı. Semra Topal iğneli diliyle birçok kitaba ve yazara nazireli dokundurmalarda bulundu. Hazal Halavut’tan arada bir pek tesirli yazılar geldi.

Ön kapağa çıkardığımız söyleşiler içerisinde akıllarda kalanlar, mesela Ahmet Oktay’la, Nurdan Gürbilek’le, Şükrü Argın’la, Ahmet Aslan’la, Masis Kürkçügil’le, Ertuğrul Kürkçü’yle, Ragıp Zarakolu’yla, Sırrı Süreyya Önder’le, Tarık Ali’yle, Mehmet Uğur’la yaptıklarımız ve daha başkalarıydı. Ayrıca, makale kratında pek çok iyi yazıya ve önemli çevirilere yer verdik.

Benim editörlüğümde geçen yılların üstüne, son yıllarda derginin yönetmenliğini sevgili Berat Günçıkan devraldı. Hem söyleşileriyle hem yazılarıyla dergiyi sürükleyen Berat’ın döneminde “Redd-i Nisyan” köşesiyle Şöhret Baltaş, düzenli yazılarıyla Barış Yıldırım, Volkan Aran, Nilüfer Zengin, söyleşileriyle Özlem Altunok ve diğerleri önemli katkılarda bulundular. İşçi mücadelesi alanında da yazıları ve söyleşileriyle Yunus Öztürk hemen her sayıda mutlaka bir şeyler yaptı. Kapakta ve içeride kullandığımız fotoğrafların önemli kısmını da Faruk Odelli, Özcan Yurdalan ve Vedat Arık çekti.

Neticede, dergiciliğin revaçta olmadığı ya da çeşitli dergi girişimlerinin fazla yol alamadığı bir dönemde, ülkenin edebi-kültürel-siyasal dünyasında iz bırakan bir yeri oldu Mesele’nin. Ağırlıkla kendi yağıyla kavrulurken, memleket meselelerine dair sözünü esirgemedi, belli bir ‘siyasi hat’tan ayrılmadı, güncel gelişmelerin rüzgârlarına göre savrulmadı.

Derken, yılların yorgunluğu ve yayınevinin dergiyi destekleme imkânlarının sınırlılığı, bir değişim ihtiyacını doğurdu. O noktada şimdi, arkadaşım Yunus Öztürk editör olarak dergiyi başka bir kanaldan devam ettirme kararıyla bayrağı devralıyor. Belki de benim yap(a)madığımı yapacak, “Çoğul güzeldir” esprisine uygun bir çalışma anlayışıyla dergiyi, yedi yaşını doldurmuş bir ‘söz kürsüsü’nü bir ekibin, bir topluluğun eseri haline getirmeyi başaracak.

 

Facebooktwittergoogle_plusmail

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir