İrfan Sancı: “Apollonaire’in edebiyatçı olduğunu ispatlamak zorunda kaldık”

Facebooktwittergoogle_plusmail

Mesele Dergisi, sayı 85’ten…

Eda Yiğit

Eda Yiğit: Sel yayıncılığın yayın politikanızı nasıl tanımlarsınız?

İrfan Sancı: Sel Yayıncılık her şeyden evvel dinamik bir yayınevi. Başından beri edebi-politik-kuramsal-toplumsal hemen her konuya “zıplayan” bir aksta yürüyor. 1990’da dönemin koşullarının ve yürütücülerinin ilişki ağları doğrultusunda gazeteci-yazarların dosyalarını kitaplaştırarak çıktığı yolun daha başında Borges’ten Neruda’ya, Cocteau’dan Enis Batur’a edebiyat yayıncılığına hızlı bir geçiş yaptı. Zaman içinde yayın çizgisini çeşitlendirerek bugüne ulaştı.

Edebiyatta külliyat oluşturmaya önem veriyoruz; Truman Capote’den Ferit Edgü’ye, John Steinbeck’ten küçük İskender’e edebiyatın çeşitli dönem ve akımlarından, türlerinden yazarlarımız var. Bu temel yazarlarımız dışında yıllar içinde oluşan edebiyat listemizin hem çeşitlilik hem de zamansızlık yönüyle önemli bir yerde durduğunu düşünüyoruz.

Edebiyat dışı kitaplarımızı seriler halinde bütünlemeyi tercih ediyoruz; kuramsal-politik metinleri DüşünSel’de, sosyo-kültürel araştırmaları Kültürel Tarih Kitaplığı’nda, kent hakkı, kuramı ve pratik yansımalarını KentSel’de vb. Bunlar dışında Sanat Kitaplığı, Yaşam Kitapları, Geceyarısı Kitapları, Tarihe Tanıklık gibi birçok tematik dizimiz var.

Politik kimlik ve cinsiyet üzerine çalışmaları ise uzun zamandır yürüttüğümüz Kadın Kitaplığının yanına LGBT serisini ve son zamanlarda Queer’i ekleyerek zenginleştirdik. Toplumsal mücadeleler kendilerine kanallar açtıkça bizim de yayın çizgimizde yerlerini buluyorlar. Tam da bu yüzden “dinamik” diyebiliriz Sel’e.

Eda Yiğit: Bir kitabın yargılanması Türkiye’de yaygın görülen bir uygulama. 12 Eylül döneminde sıkça yargılanma oldu. Siz de, yayınladığınız kitaplardan dolayı daha önce yargılandınız mı?

İrfan Sancı: Kitapların yargı konusu olması Cumhuriyet’le yaşıt. Devlet, toplum mühendisliğinden hiçbir zaman vazgeçmedi. Konjonktürel olarak da önceliklerini belirledi. Sosyalist-sol yayınlara başından beri “kararlılıkla” müdahale etti. Bizim de ‘90’lardan günümüze birçok kitabımız müstehcenlik nedeniyle dava konusu oldu.

Eda Yiğit: Fransız şair ve yazar Guillaume Apollinaire’den biraz bahsedelim? “Genç Bir Don Juan’ın Maceraları” adlı kitabı “müstehcen” mi?

İrfan Sancı: Apollinaire, biliyorsunuz önemli bir şair. Yine yüzyılın başında Batı entelektüel çevresinin önemli bir figürü. Genç Bir Don Juan’ın Maceraları da bir erotik edebiyat örneği. Apollinaire’in burada yaptığı dönemin aşk romanlarının ve mevcut ahlak anlayışının bir parodisi. Bu yüzden “müstehcenlik” gibi herkese göre değişen muğlak kavramlara sarılmak yerine tüm olguları yapmamız gerektiği gibi tarihsel bağlamında değerlendirmek gerekiyor. Okur için yayıncılık yapıyorsak, bu kitabın müstehcen olduğunu düşünen kişi, bir daha Sel’in CinSel serisiyle ya da bütün olarak yayıneviyle ilgilenmeyebilir. Ancak devlet, halk bunu kendi kendine düşünemez bu yüzden ben onun adına önlem alayım diyor.

Eda Yiğit: Bu yargılama sürecinde neler yaşandı? Yerel mahkeme, beraat kararı verdi. Yargıtay ise bu kararı bozdu. Bir edebi eserin “muzır yayın” haline getiren nasıl bir hukuk ve algıdır? Biraz açar mısınız?

İrfan Sancı: Müstehcenliği tam olarak tanımla(ya)madığı halde ceza biçen TCK’nın 226. Maddesi. Fakat yine aynı maddenin 7.fıkrası edebi ve bilimsel eserleri yargılamadan muaf tutuyor. Bu yasa maddesine rağmen mahkeme davaya söz konusu kitabın edebi eser olmadığını iddia edip buna dayanak olarak da hem Başbakanlık Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu hem de istediği cevabı alabilecek bir “sözde” bilirkişi raporu alıp süreci başlatıyor.

Bir kitabın edebi olup olmadığını mahkeme yoluyla tespit etmeye kalkışmak en hafif tabirle densizliktir. Genç Bir Don Juan’ın Maceraları’nın edebi olmadığını iddia eden mahkemeye karşı Apollinaire’in edebiyatçı, yazdıklarının da edebi eser olduğunu ispatlamak zorunda kaldık. Hem de ortada Avrupa Parlamentosu’nun Apollinaire’in tüm eserlerini “edebi miras” listesine aldığı günlerde…

Aradan üç yıl geçtikten sonra beraat ettiğimiz bir kitabı Yargıtay bu sefer, beraat kararının yanlış olduğuna hükmederek ve “çocuk istismarı” yapıldığı iddiasıyla bozarak yeniden yargılanmak üzere yerel mahkemeye gönderdi. Hem de 6 yıl ila 10 yıl arası bir hapis cezası istemiyle…

Oysa ortada ne istismar edilen bir çocuk ne de kitabın çocuklara ulaştırılmasına yönelik bir çabamız vardı. Tek gerçek yüzyıl evvel yazılmış bir metin ve bunu da CinSel kitaplar serisinden yetişkin okura sunan bir yayın faaliyeti idi.

Eda Yiğit: “Müstehcenlik” suçlamasına uğramak bu dönem daha mı kolay? Toplumunun muhafazakarlaşmasının, siyasal iktidarın zihniyetinin bu tür yargılamaların yaşanmasında payı olduğunu düşünür müsünüz?

İrfan Sancı: Toplumun muhafazakarlaşması ve siyasi iktidarın zihniyeti bir gerçek olarak önümüzde durmasına rağmen “müstehcenlik” suçlamasına uğramayı bu “dönem”le sınırlandırmak pek mümkün değil. Zira biz kendi örneğimizde 1993’ten 2002’ye kadar o kadar “normal” kitaplardan yargılandık ki… Bu ancak “devlet refleksi”yle açıklanacak bir durum.

Eda Yiğit: Bu dava karşısında kendinizi yalnız hissettiniz mi? Yayın dünyasından destek gördünüz mü? Uluslararası Yayıncılar Birliği Yayınlama Özgürlüğü Komitesi Başkanı Ola Wallin davayı izledi, Türkiye’deki kurumlardan destek gördünüz mü?

İrfan Sancı: Yargı süresince başta Uluslararası Yayıncılar Birliği, Türkiye Yayıncılar Birliği olmak üzere birçok kurum ve kuruluştan yoğun bir destek gördük. Yine –bu durum onları aklamaya yetmez ama– gazete ve televizyonlar olayı sansür olarak değerlendirip, konuyu kamuoyuna lehimize yansıttılar. İnsanları linç etmekten çekinmeyen medyanın bu olumlu tavrını bir kitabın yargılanmasının kitleler nezdinde kabul edilemez bulunduğuyla açıklamak mümkün. Buna rağmen süreç çok sınırlı sayıda yayıncı tarafından takip edildi. Çoğu üstlerine alınmadılar, çoğu da “burası Türkiye” mantalitesiyle devletle uzlaşmış oldular. Bu da meselenin üstüne gidilmesi gereken başka bir yönü.

Eda Yiğit: Davanın sonucunda “karar ertelemesi” oldu. Bu ne anlama geliyor? Beraat değil, bir tür baskı değil mi? 3 yıl içinde suç işlememek kaydıyla filan…

İrfan Sancı: Beraat ettiğimiz bir davadan “karar ertelemesi” çıkması kabul edilemez bir durum. Zaten davayı temyiz edip yasal kazanımlarımızın peşinde olacağız. Ancak 3 yıl baskısının kendisi de ceza sayılabilir.

Eda Yiğit: Bu yargılama sizin yayın politikanızı nasıl etkileyecek? Kitabın önsözünde bahsedilen yayına hazırladığınız Apollinaire tarafından yazılan “On Bir Bin Kazık” romanını yayınlayacak mısınız?

İrfan Sancı: Biz bir kitabı seçerken, “dur, bir suç işleyelim” mantığıyla karar vermiyoruz. Belli bir yayıncılık anlayışımız var, bu doğrultuda seçimimizi yapıyoruz. Bu mantıkla yayınladığımız bir kitap dava konusu olursa bu bizim değil, yargının daha doğrusu devletin sorunu.

Eda Yiğit: Düşünce özgürlüğü açısından kitap yayıncılığının geleceğini nasıl görüyorsunuz?

İrfan Sancı: Mevcut durumda hakimler ve savcılar yasa maddesi açık olmasına rağmen bir kitap hakkında dava açabiliyorlar. Bunu da kitabın edebi olmadığı gerekçesiyle yapıyorlar. Mahkemelerin bir metnin, edebi olup olmadığı hakkında hüküm oluşturmaktan vazgeçmeleri gerekir. Kurgu bir metne dava açmak, düşünce ve yaratım özgürlüğüne karşı bir saldırıdır. Bugün olan da budur.

Ortada “karar ertelemesi”ne maruz kalmış dört kitabımız var. Burada amaç böylesi metinleri bundan sonra yayınlamayın’dır. Bu da sadece bizimle sınırlı olmayan ciddi bir sorundur. Bu durum, bu sessiz çoğunluğun kendisini de vuracak ilerleyen günlerde, hep birlikte göreceğiz.

 

Facebooktwittergoogle_plusmail

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir